Dolar (USD)
17.9331
Euro (EUR)
18.4099
Gram Altın
1039.38
BIST 100
2864.25
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

21 Ekim 2019

Güney Asya''nın “Mücadele Sahası”

Güney Asya, 1947 yılında “İngiliz Sömürgesi”nden kurtulan Hint Yarımadası’nda Pakistan ve Hindistan olarak iki bağımsız ülkenin ilan edilmesinden bu yana çözülemeyen bir sorun ile karşı karşıya… “Keşmir Sorunu”

Sorunun başlangıcı İngilizlerin etkin rol aldığı bölge haritalarının çizimi ile başladı. Müslüman çoğunluğun olduğu bölgeler Pakistan'a, ağırlığı Hindu olan diğer inanç grubu mensuplarının çoğunluğa sahip olduğu yerler ise Hindistan'a bırakılmıştı. Ancak 1941 sayımlarına göre yüzde 90 oranında Müslüman kimliğe sahip olan Keşmir hususunda paylaşım sorunu baş gösterdi ve bugün büyük güçlerin bölgesel hedefleri içinde kullanılabilir alan haline geline gelen bir çözümsüzlük alanı oluşmuş oldu.

1947 yılında Keşmir Halkı Pakistan'a katılmaktan yana tavır aldıysa da dönemin Keşmir Prensi’nin Hindistan'a katılım kararı bölgede isyanlara ve nihayetinde Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan ilk sıcak çatışmaya sebebiyet verdi. BM ara buluculuğunda ateşkes ile sonuçlanan bu ilk sıcak çatışma sonucunda konu, Keşmir’in geleceğinin BM gözetiminde bir halk oylaması ile belirlenmesi prensip kararıyla mutabakat altına alındı. Ancak Hindistan ateşkes anlaşmasına uymayarak; Müslüman ağırlıklı nüfusun Pakistan yönünde karar alacağını düşünerek işgal ettiği bölgelerden çekilmedi. Şu anda Keşmir’in yüzde 35’i Pakistan, yüzde 45’i Hindistan, yüzde 20’si ise Çin’in kontrolünde…

70 yılı geçen süreçte birçok uluslararası aktörün rol aldığı Keşmir, küresel güçlerin bölgedeki etkinlik mücadelesinde de önemli oranda kullanılmaktadır. Çin’in “Yeni İpekyolu” (Bir Yol Bir Kuşak Projesi) kapsamındaki altı koridorundan birisi olan Çin-Pakistan koridorunun Keşmir’in Pakistan yönetimindeki bölümü olmadan tam olarak verimli çalışması zor gözükmektedir. Bu nedenle Çin özellikle Pakistan’la ilişkilerini arttırarak devam ettirmekte ABD ise Çin’i çevreleme ve bölgedeki gücünün dengelenmesi için Hindistan tarafına daha yakın durmaktadır. ABD'nin “Hint-Pasifik” açılımını devam ettiriyor olması Hindistan ile ilişkilerinin daha da gelişebileceği öngörüsünü kolaylaştırmaktadır. ABD'nin bölgeye ilgisinin Pasifik’te denge mücadelesi olmakla birlikte aynı zamanda jeo-stratejik bir yaklaşımla ekonomik ve siyasi hedefleri de barındırması Hindistan'ı ABD nezdinde daha da kıymetli noktaya taşımaktadır. Bu arada Afganistan’da çok fazla sekteye uğrasa da süre-giden barış görüşmeleri de bölgede yaşanacak gelişmelerin ivmelenmesine neden olabilecek diğer bir unsurdur.

Çin ve ABD arasındaki rekabette önümüzdeki dönemdeki merkez üslerden birisi şüphesiz Güneydoğu Asya’dır. Güney Çin Denizi’nde bir süredir askıda bekleyen geriliminde her an yeniden gündem olması muhtemeldir.

Bu rekabet içerisinde ne yazık ki olan yine bölge halklarına ve masum insanlara olmaktadır. Zaman zaman nükleer savaş tehlikesinin dahi zirve yaptığı bölgede yaklaşık 15 milyon insan huzur ortamından uzak ve gerilim içerisinde yaşamlarını sürdürmek zorundadır.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine göre Pakistan asgari 150, Hindistan asgari 130, Çin ise asgari 290 nükleer bombaya sahiptir. Bu durum bölgenin nasıl bir kıvılcıma gebe olduğunun da göstergesidir. Her ne kadar ötelenmesi başarılsa da (!) yaşanacak uç bir gerilim bölge ile birlikte tüm dünyayı felakete sürükleyecek potansiyele sahiptir.