Dolar (USD)
17.9377
Euro (EUR)
18.2626
Gram Altın
1024.27
BIST 100
2913.3
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

23 Haziran 2021

Girişimcinin Önünü Açmak Lazım!

Geçenlerde bir genç iş adamı ile sohbet ediyorduk. Kendisi bana özellikle dış işleri bürokrasisinin hantallığından ve vurdumduymazlığından dert yandı. Doğrusu diyecek söz bulamadım. Çünkü bu türden şikâyetler sık sık kulağımıza geliyor. Her nedense bizleri çeşitli ülkelerde temsil etmekle görevlendirilen elçilerimiz, konsoloslarımız ya da ateşelerimiz sanki bulundukları ülkelerde yeteri kadar etkin değiller gibi bir izlenim doğuyor.

İş adamı kardeşimiz bir iş seyahati için Uzak Doğu’da önemli bir ülkeye gittiğini, bu seyahatte dış misyonumuzu ziyaret ettiğini, bu ziyaret esnasında kendi sektörüyle ilgili bir girişimde bulunmak istediğini ama misyon görevlilerimizin yeteri kadar ilgilenmediklerini anlattı. (Ülke ismi zikretmiyorum ki oradaki görevlilerimiz direkt töhmet altında kalmasınlar. Derdimiz bir aksaklığa dikkat çekmek, bir kurum ya da kişileri hedef almak değil) Kendisi zeytinyağı sektöründe faaliyet gösteriyor. İmal ettikleri ürünün büyük kısmını ihraç ediyor. Bahis konusu ülkede de zeytinyağı konusunda büyük bir ticari potansiyelin olduğunu ama pazara girmekte zorluk yaşadıklarını ifade etti. İş adamı kardeşimiz elçilik görevlilerine bir proje teklif etmiş. Bu proje bir Türk mutfağı günü yapılması ve burada Türkiye’de üretilen zeytinyağının tanıtılması. Hatta projenin bütün maddi külfetini üstlenmeyi de kabul etmiş. Misyon şefliğimizden sadece ön ayak olmalarını, projeyi himaye etmelerini talep etmiş. Kendi anlatımına göre elçilikteki görevliler buna pek sıcak bakmamışlar.

Yakın bir zamanda Türkmenistan’da iş yapan bir başka iş adamımızın şöyle bir şikâyeti ile karşılaştım. Diyor ki: “Ben kısa zaman önce Türkiye’ye geldim. Çocuklarımın ve eşimin de Türkiye’ye gelmesi için başvurdum ama Türkmenistan vize vermedi.” Çocukları ve eşi Türkmenistan’dan çıkamıyorlar. İş adamımız yıllardır Türkmenistan’da iş yapıyor ve oradan evli. Oradaki elçiliğimize durumu anlatmış ama sorunuyla alakadar olunmamış.

Bu ve buna benzer şikâyetler çokça geliyor kulağımıza maalesef. Sık sık dostlarımız, dış işlerimizin yurtdışı teşkilatından şikâyetçi oluyorlar. Büyükelçiliklerimizin ve konsolosluklarımızın vatandaşlarımızla ve sorunlarıyla yeterince ilgilenmediğine dair serzenişler geliyor. Bunun sebebi nedir bilemiyorum. Belki şikâyet edilen tarafa sorsak, onlar da kendilerince bir yığın bahane ya da gerekçe öne süreceklerdir. Bilemiyorum, tam olarak hangi taraf haklıdır. Burada dışişleri bürokrasimizin tamamını töhmet altında bırakmak da zaten doğru olmaz. Ama insanların şikâyetlerini öne sürerken sıkça kurdukları bir cümle var: “Abi güzel maaş ve imkânlarla çalışıyorlar ama iş yapmıyorlar!”

Bunları ben kendiliğimden yazmıyorum. Eşle dostla zaman zaman bir araya geldiğimizde bir takım iş insanlarının serzenişleri bunlar. Devlet bürokrasimizin yeniden bir zihniyet yapılandırmasına ihtiyaç duyduğu kesin. Mesela yurtdışı görevler sadece bir ödül ya da dinlenme olarak görülüyorsa bu çok yanlış bir tutum. Temsil dediğiniz şey, kokteyllerde sırtına smokin geçirip şampanya yudumlamakla olacak bir şey değil. Sorun çözüp proje üretemiyorsanız, vatandaşınıza yeterince sahip çıkıp bir yabancı ülkede haklarını koruyamıyorsanız, salon efendisi olmaktan öte bir fonksiyon icra edemezsiniz. Bunu bütün bir kitleyi hedef alarak ifade etmiyoruz. Sadece şikâyete konu insan profili için dile getiriyoruz.

Peki, vatandaşların söz konusu serzenişlerinde haklılık payı var mı? Bence var. Mesela ticaret müşavirleri, bulundukları ülkenin ticari potansiyeli hakkında yeteri kadar bilgi sahibi mi? Ya da bir işadamı kendilerinden meşru ve makul bir yardım talebinde bulunduklarında bu talebi karşılayabiliyorlar mı? Ya da büyükelçiler bu görevlileri yeterince destekliyor mu? Ortada yetki sorunu varsa yetki verin. Para ise sorun, iş adamları zaten para istemiyorlar, kendilerinin önlerinin açılmasını ya da himaye edilmelerini arzu ediyorlar.

Devlet görevlilerinin yegâne işi kendileri için tanımlanan mevzuat kadar iş yapmak değildir. Bir diğer görevleri tıkandıkları noktaları üstlerine bildirmek, çözüm üretilmesi gereken konularda çözüme katkı sunmaktır. Ama devlette sağlıklı bir raporlama sistemi olmadığından kamu görevlileri yaptıkları işlerde karşılaştıkları zorlukları yeterince yukarılara aktaramıyorlar. Sözlü aktarımlar havada kalıyor, uygulama ile kontakt kurulamıyor.

Bir de özellikle yurtdışına atanan sevgili görevlilerimizin sadece yabancı dil ve protokol değil, başka alanlarda da donanımlı olmaları gerekiyor. İyi bir üniversite bitirmek, bakanlığın sınavından başarıyla geçmek, yabancı dil bilmek iyi diplomat olmak için yeterli değil. Ya da iyi konsolos, ya da iyi ateşe… Daha fazla sayıda yetkinliğe sahip olmaları gerekiyor ki, yabancı ülkelerde çeşitli sıkıntılarla karşılaşan vatandaşlarımızın talep ve sorunları karşısında aciz duruma düşmesinler.

Tabi zaman zaman vatandaşın da karşılanamayacak taleplerle görevlileri zor durumda bıraktığı vakidir. Ancak bu tip durumlarda ilgili talebin neden karşılanamayacağı vatandaşa açıkça anlatılmalıdır. En azından şu tip üzücü cevaplarla karşılaşmayız: “Bana mı sordu da bu ülkeye geldi iş yapmak için?!” Bunlar gerçekten duymak istemediğimiz ve duyduğumuzda ülkemiz ve devletimiz adına üzüldüğümüz sözlerdir. Haklı olarak daha dinamik, daha esnek ve daha enerjik bir bürokrasi özlemliyoruz.