Geleneği geleceğe taşıyan muallimler

Eğitim sisteminin en önemli unsuru olan muallim kimdir? Bu sorunun cevabı, aslında maarif sisteminin yörüngesini göstermektedir. Büyük bir sorumluluk taşıyan muallimler, insanı ‘beşikten mezara’ kadar eğiten, öğreten, anlatan hakikat insanlarıdır. Devletleri kuran da yıkan da, Nurettin Topçu’nun dediği gibi, muallimlerdir. 

Muallimlere değer verilen toplumlar, yükselişi gerçekleştirmişler, insanlığa yön vermişlerdir. Zira muallimler, sadece zekâ ve aklı muhatap olarak görmezler. Onlar müjdelerin ve kulluğun taşıyıcılarıdır. Onun için medeniyetler muallimlerle kurulur. Tabi bunun doğal bir sonucu, muallimlerin donanımlı olmadığı, iyi bir eğitimle yetişmediği ortamlarda medeniyetler yeşermez, çiçeklenmez. 

Maarif ve muallimler hakkında zihin yoran filozof eğitimci N. Topçu’ya göre, çağlara ve dönemlere idealizmi yaşatan daima öğretmenler olmuştur. Nitekim ilkçağda muallim, hakîm yani hikmet adamı, filozof idi. (Türkiye’nin Maarif Davası, 63-64)

İslâm Medeniyeti’nin kurulduğu Medine’de ilk açılan mekân ve kurum, mekteptir. Ancak yapı olarak mektep bulunmasa bile, öğretmen, üstat, hoca, kısacası muallim, şekil veren insandır. Medeniyetimizde iki büyük muallim tipolojisi bulunmaktadır. Medresenin, yani üniversitenin üstatları, tarikatların mürşitleri, yani şeyhleri. Onlar, erdemli ve bilge insanı inşa eden iki rehberdir. Akıl ve kalp, onlarla kemalata erer, istikametini bulur. Böylece bu iki mihmandar, talebeyi insanlığa hizmete hazırlar.

İslâm Milletinin ruh temellerini atan ilk muallimler, peygamberler, nebiler ve resuller olmuştur. Nitekim Platon için ‘Attika (Yunanca) dilinde konuşan Musa’ denilmesi, bunu göstermektedir. İnancı, bilgiyi, hayrı, erdemi, izzeti ve cesareti öğreten hakikat elçisi peygamberler, insanlığın muallimleridir. 

Devlet ve mektep, Topçu’nun deyimiyle, o kadar içiçe girmiştir ki, neredeyse tek bir kuruma dönüşmüştür. Daha sonraları devlet ve mektep ayrılsa da çok sıkı irtibatları ve ilişkileri devam etmiştir. Devlet aklı, muallim ve âlimin ‘emrinde’ olduğu sürece toplum şanlı ikballer yaşadı. Ne zaman ki, muallim, devlet adamının emir kulu haline dönüştü, işte o zaman cemiyet ve toplumda sıkıntılar baş gösterdi.  Bunun en güzel örneklerini Osmanlı sarayında görmek mümkündür. Hükümdarlar, en kıymetli varlıkları evlatlarını/şehzadelerini, yani geleceğin yöneticilerini muallimlere emanet ettiler. Padişahlar biliyorlardı ki, iyi bir tahsil, erdemli ve hikmet sahibi bir yönetici, yetkin bir muallimin elinde gerçekleşir. Aksi takdirde yörüngesini kaybetmiş, başkalarının pusulasıyla hareket eden, idare edilen sultanlar çıkar.

Muallim ve Hoca’ya (Hace) değer verildiği dönemlerde, şan ve şerefli zamanlar yaşanmıştır. Medeniyet ve ahlâk zirve devirlerini tecrübe etmiştir. Son üç yüz yılda istikamet veren hocalar, muallimler, en yüksek makam olan şeyhülislamlar, siyasetin elinde yönetilen kişiler haline dönüşünce, devlet yara aldı, toplum ışıksız kaldı, ilim ve şeriat öksüz bir zamanı yaşadı. Topçu’nun ifadesiyle ‘gaye, hükümdara yaranmak, vasıta ise ilim ve şeriat oldu. Zamanla, medrese istiklâlini kaybederek, tamamıyla devletin eline geçti. Müderrisler, devlete ait menfaatlerin simsarı oldular. Devlet siyasetini güdenler bu mevkilere getirildi. Sonra da daha beşikte iken ulema denen sabilerin başına sarık sarıldı. Nihayet sonuncusu, muallimliğin meslek halinden çıkarılması oldu.’(TMD, 64-65)

Hayatı şekillendiren muallimler, Topçu’ya göre, ruh sanatkârlarıdır. Onlar, kullanılan/yönetilen değil; yapıcı, inşa ve ihya edici üstatlardır. Muallimler, izlemez, şekillendirir. Doğru ve hakikat onların söz ve uygulamalarıyla netlik kazanır. Örnekler, modeller, muallimlerin maharetli akıl ve kalpleriyle suret bulur. Onlar hazırlar, insanlar yaşarlar, böylece hayata bir anlam ve anlayış katılır. İşte böyle bir hayat tasavvuru, medeniyet köklerini unutturmaz. (TMD, 66) Gelenekten geleceğe doğru sürdürülebilir kalıcı bir maarif, kâmil muallimlerle kurulacaktır. 

 
Advertisement Advertisement