Dolar (USD)
15.7734
Euro (EUR)
16.6728
Gram Altın
923.959
BIST 100
2410.57
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

09 Şubat 2020

Gazetecilik, iftira ve dedikodu merci değildir!

Bizim toplumda; en çok bağıranı en samimi, en yüksek sesle küfredeni en yiğit kabul eden hatırı sayılır oranda insan bulunduğu için özellikle görünürlük üzerine kurulu kimi mesleklerdekiler, kendilerini bu iki özellik üzerinde konumlandırmaya çalışan kişiler de çoktur!

Alkışlanmak, pohpohlanmak, övgü almak üzerine kimlik inşa etmeye çalışan bu tipler, en çok da siyaset ve medya gibi sektörlerde arada kaybolur, yaptıkları çirkinlikler savundukları davanın, ideolojinin, hakikatin sesi/sözü olarak algılandığı için silikleşir, görünmez.

Bunlar kitlelerin, yığınların temsilcisi olarak algılandıklarından sergiledikleri hırçınlık, kapris, nezaketsizlik davanın/temsilciliğine soyunulan unsurların istikrarlı savunusu olarak yansıdığı için sorgulanmaz, bir etik testinden geçirilmez.

İşte bu tiplerin gittikçe pervasızlaşması, her türlü hak ve yetkiyi doğal hakları olarak görmesi biraz da arkalarındaki kitlenin şartsız, koşulsuz desteklerine dayanır. Daha çok alkış alma, fark edilme adına her türlü hile, entrika işlerini mesleğinin bir gereği hatta sorumluluğu olarak görmeye başlar.

Hal böyle olunca da ekranlardan evlerimize avazı çıktığı kadar bağıran, küfürler savuran, tehditler eden, el-kol hareketleri yapan itici tipler dökülüverir. En çok bağıran, en fazla konuşan kendisi olduğu için günün galibi hissiyatıyla düelloyu kazanmış silahşör gibi mutlu ve kıvançlı insancıklar…

Sosyal medyadan telefonlarımıza, bilgisayarlarımıza yani hayatımızın her anına da küfürbaz, ağzı bozuk, hakareti meziyet zanneden, iftira atmayı zekanın ürünü zanneden profiller savrulur!

Her konuda bilgi sahibi her konunun uzmanı kılıklı bu kimseler, gündemi belirleme, yön verme teyakkuzunda, kulaklarını açmış, pusuda av bekleyen yırtıcılara benzediklerinin farkında bile değildirler!

“Ünlü gazeteci” sıfatını alabilmek için her duyduklarını gizli/özel, bilgi/haber adı altında rahatlıkla kamuoyuyla paylaşır, doğruluğunu araştırma, teyit etme ihtiyacı dahi duymazlar!

Daha fazla tık alma, rt-fav sağlama, izlenme amacıyla etik kurallarını hiçe saydıkları gibi iddialarıyla kaç kişinin itibarıyla oynadıklarını, linç topluluğuna meze ettiklerini de düşünmez daha doğrusu dert edinmezler.

Üstelik bunu yaparken dokuz köyden kovulan doğrucu tiplemesi kılığına girmeyi de ihmal etmez, yanlışlarının faturasını da hakikatin sözcüsü olmalarına bağlamaya çalışırlar.

Yalan yanlış beyanlarının, onaylatmadıkları iddialarının yanlışlığı ayan beyan ortaya çıkacak olursa da küçük bir özür dileme ve haber kaynağını suçlayarak kendilerini bu kabahatten beri göstermeyi de ustalıkla başarırlar.

Oysa insan onur ve haysiyeti dünyadaki en dokunulmaz değerlerin başlıcalarındandır ve ucu bir insan ile ilişkilenecek her tür iddianın sağlam kanıta dayanma zorunluluğu bulunur!

İtibar suikasti, öldürme girişimlerinin en büyüklerinden biridir ve kişinin hayatı boyunca edindiği kimliğin bitirilmesi, yerle yeksan edilmesi anlamına gelir. İşte kişinin bedenini tüketmek ile kimliğini tüketmek arasında en fazla derece farkı vardır ve her ikisi de korkunç bir cinayettir!

Kişinin siyasetçi, gazeteci, haberci kimliği hiç kimsenin itibarına yönelik salvoları değerlendirmeden yapma hakkını vermediği gibi bilakis en büyük dikkati bunların yapması zorunlu ve gereklidir. Gazetecilik yalan üretme, yalanı sürdürme ve çoğaltma merkezi olmadığı gibi iftiraların da yarım ağız özürle geçiştirilecek merciler değildir!

Twitter.com/sabihadogann

 

 

 
Advertisement Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement