Dolar (USD)
17.9331
Euro (EUR)
18.4099
Gram Altın
1039.38
BIST 100
2864.25
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

15 Aralık 2021

Gazellerin annesi: Şeref Hanım

Ben ölürsem de Şeref âlemde

Zâhiren yok ise de evlâdım

Her gazel bir veled-i kalbimdir

Haşre dek yine gûm olmaz adım

Şeref Hanım

Gazeller… Şeref Hanım’ın kalbinin çocuklarıdır. Bir kadını en güzel şiirler anlatır. Sen, kendini şiirle anlatırken, yazıcının kalemi nasıl anlatsın seni bilinmez? Yazılmış tüm hikâyelerin kahramanı kadınken ve bir kadın anne olana kadar çocukken, şâire bir kadını, Şeref Hanım’ı kim, nasıl anlatabilir ki? Okurken mısralarını, ruhun şûh bir martı olup konuyor kederlerime. Ömrüm gerçi yosun örtülü bir taşlık ve zevrâk-ı derunum sürüklenirken reh-i sengsâre. Yaralı kalbim için her mısran bir merhem ve bir ipek yastıktır. Bir gece okurken şiirlerini ve ortasından geçerken hayat ile zamanın, duana amin dedim ol vakt-i hazırda. “Yâ Rab, bu şiir mecmuamdan âriflere öylesine bir tesir ver ki, her mısrası yaralı ciğerlere merhem olsun” derdin. Okudukça divanını, her mısraı merhem oldu ruh u cânıma.

İstanbul’da doğar bu şerefli kadın. Duygulu bir kadındır o. Şerefli bir aileye mensuptur. Soyu, baba tarafından Sadrazam Abdullah Nâilî Paşa’ya, anne tarafından ise Şeyhülislâm Âşir Efendi’ye ulaşmaktadır. Dedesi Vak’anüvis Halil Nûri Bey’dir ve şairdir. Babası Mehmed Nebîl Bey’dir ve şairdir. İstanbul… Şiir şehir, onun ruhunu besleyen bir beldedir, o beldedir. Hele Yakacık semtinin onun hayatında özel bir yeri vardır. Şeref Hanım, Kâdirî olmakla birlikte Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Osman Selâhaddin Dede’ye bağlıdır. Vefatından sonra Yenikapı Mevlevîhânesi’nde Muhibler Kabristanı’na defnedilmiştir.

Şiir onun hayatının merkezindedir. Tabiri caiz ise onun gönül eğlencesi mısralardır, beyitlerdir, gazellerdir. Bundandır ki Şeref Hanım “Söyleyip serd-i mihnetle nice tâze gazel/ Şeref eş’âr-ı perîşânımla eğlenirim” der. Mutluluklarını da hüzünlerini de şiirle dile getiren şair, sevgiliye dair söylemleri de hayli derindir “Ey sevgili! Bayram geçti diye tebriğimi ne olur red eyleme. Çünkü Şeref’in bayramı seni gördüğü andır” der. Çünkü vuslat deminde de şair sevgilinin karşısında kendi kendisine yabancılaşır ve farklı bir ruh haline bürünür. Şiir, Şeref Hanım için kalbin doğurduğu bir çocuktur. Âlemde bıraktığı bir evladı olmasa da ona göre kaleme almış olduğu şiirler onun evlatları gibidir ve bu evlatlar onun adını haşre dek yaşatacaklardır. İşte bu duyguyu divanında şöyle terennüm eder: Ben ölürsem Şeref âlemde / Zâhiren yok ise de evladım / her gazel bir veled-i kalbimdir / Haşre dek yine gûm olmaz adım. Yaşadığı devirde şan, şöhret sahibi olan nice kadınların adı unutulmuşken Ey Şerefli Hanım… Sen hâla yaşıyorsun gönüllerimizde. Mumyalanmış şiirlerin, yeniden canlanıyor dudaklarımızda. Pinhan olsa da siyah topraklar içerisinde o münevver bedenin. Hep hatırımızda kalacak o latif şiirlerin.

Sen tavazuyla bir asır öteden şiir yazmanın bir cesaret işi olduğunu söyledin. Sonra kızıp haykırdın öz nefsine “Şerefâ sencileyin bî-mâye/ Ne cesaretle alır şi’ri dile / Senin eş’ar-ı perişanından / Yegdir Âşık Ömer’in nazmı bile” Ey Şerefli Hanım! Senin “eş’âr-ı perîşânım” dediğin şiirlerin baş üzere yeri vardır. Âh Şeref Hanım. Şimdilerde yazılan şiirleri okuyuverseydin kim bilir neler söylerdin. Erbâb-ı teşaürün çoğalıp şairin azaldığı vakitlere gelseydin. Şairin ancak adının kaldığını söyler, vaktiyle ne kadar tevazu dolu tümceler kurduğunu anlardın.

Sen derdin ki “Mey âteştir, meclis âteş, şarap ateştir, yârin yanağı ateş. Bu sebeple gönüldeki aşktandır ki daim yanmaktadır âteş.” Ey Şeref! Sen bu gönül ateşiyle güzellikleri vasf eyledikçe şiir yazan kalemin âteşler saçsa yeridir.

Temennimiz oldur ki vakt-ı hazırda da Şeref Hanım gibi âteşpâre zekaya sahip nice şaireler peyda ola. Hem okuya hem yaza.