Dolar (USD)
17.9331
Euro (EUR)
18.4099
Gram Altın
1039.38
BIST 100
2864.25
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

08 Aralık 2021

Engeller-engelliler-engelleyenler

Kimsesiz bir kimse yok herkesin var kimsesi

Kimsesiz kaldım medet ey kimsesizler kimsesi

(Avnî)

ENGELLİ olmak, engel değildir. Engeller, engelliler için engel değildir. Engellilik, bir insanın doğuştan ya da sonradan karşılaşabileceği bir durumdur. Bu yönüyle engellilik, insanlık tarihi kadar eskidir. Engelli insanlar açısından bakıldığında Batı dünyasının karnesi hiç de iyi değil. Batının engellilere olan tutumu Antik Yunan döneminden 20. yüzyılın son çeyreğine kadar ızdıraplarla doludur. Yakılma, suya atılma, yüksekten atılma gibi çeşitli öldürülme şekillerinden tutun da pazarlarda satılmalara, kötü işlerde kullanılmalara, eğlence alanlarında oynatılmaya kadar maalesef hiç de iç açıcı değildir.

Kaynaklardan öğrendiğim kadarıyla Osmanlı devletinde engellilerin toplumdan dışlanmadıkları ve onların istihdam noktasında farkedildikleri anlaşılmaktadır. Örneğin âmâların bir kısmı Kur’an hafızlığı yapmıştır. Musikî yolu ile de geçimlerini temin edenler olmuştur. Bunların hiçbiri dışlanmamış, toplum bünyesindeki varlıkları da normal karşılanmıştır. Daha ötesi, âmâların günlük yemek ihtiyaçları imaretler vasıtası ile giderilmiştir. Osmanlı kuruluş dönemlerindeki İzmit İmarethanesi (1336), İznik Hacı Hamza İmarethanesi (1345), Nilüfer Hatun İmarethanesi (1389) bunlardan sadece birkaçıdır. Osmanlı’da engellilerin tedavisi, rehabilitesi ve topluma katılımları için çeşitli yollara başvurulmuştur. Bu bağlamda bazı yerlerde camilerin yanına bîmarhaneler yaptırılmıştır. Bunun yanında tedavileri ve rehabiliteleri yapılmıştır. 1484-1488 arasında Edirne’de inşa edilen II. Beyazid Bîmarhanesi/Darüşşifası bunun en tipik örneklerinden birisidir. Sonra Osmanlı saraylarında padişahın en yakınındaki kişilerin dilsizlerden oluştuğunu öğreniyoruz. Saray’daki sultan da dahil olmak üzere birçok erkek ve kadın bu işaret dili ile iletişim kurabilmişlerdir.

Asıl soru ne? Engelli mi olmak, yoksa engellenen mi ya da engelleyen mi? Neden engelli deriz? Engelleri olduğu için mi? Yoksa engelleri olduğunu sözde kanıtladığımız kişileri engellediğimiz, hor gördüğümüz, yok saydığımız için mi? Sonra engel, bedenimizin neresinde? Engel maddi mi manevi mi? Sosyolojik mi, psikolojik mi? İşte konuya buradan baktığımız zaman hepimiz bir şekilde engeliz, engelliyiz, engelleyeniz dostlar. Cemil Meriç: Dil, tarih, edebiyat, felsefe ve sosyoloji başta olmak üzere, sosyal bilimlerin birçok alanında araştırma yapıp yazılar kaleme almış büyük düşünce adamı. Meriç, görme engelliydi fakat engelli değildi. Sesini yüzyıl sonrasına duyuran Aşık Veysel Şatıroğlu, büyük Türk halk ozanı Şatıroğlu gibi sesini bize kaç insan duyurabildi. Beethoven 47 yaşında işitme problemleri yaşamaya başlamış ve 1817’de tamamen sağır olmuştu. Bu dönemden sonraki engeli müzik yaşamını hiçbir şekilde etkilememiş ve 9. senfoniyi işitme yetisini tamamen kaybettikten sonra bestelemişti. Beethoven engelli miydi? Gültekin Yazgan, hukuk fakültesi mezunuydu. Türkiye Görme Engelliler Kütüphanesi'nin kurucusuydu. Görme engelliler öğretmeni ve bir yazar olan Yazgan, ikisi de profesör statüsünde iki psikolog yetiştirmiştir. Yazgan’ın engeli neydi?

Mazaret tanımadığımız zaman engelleri azaltabiliriz dostlar. Eğer gözümüz görmüyor, kulağımız işitmiyor ise kalbimiz de mi atmıyor? Zindanlarda kanını mürekkep yapıp kitap yazan insanların olduğu şu dünyada hangi engele takılabiliriz ki? Kalbimiz durduğunda, vicdanımız sustuğunda, inancımız kaybolduğunda durmak zorunda kalabiliriz belki. Sırtladığı yükü yuvasına götüren karınca karşılaştığı tümseklerden, çukurlardan yılmaz. Yolumda engeller var, demez. Zengin ya da fakir, meşhur ya da unutulmuş bir kimse olsun, herkes bu hayatta kendi ruhsal büyüklüğü ölçüsünde geçit vermez dağlarla mutlaka yüzleşecek. Kendine “engel” sensin. Engel olma fırsat ver.