25 Kasım 2021

Ekonomik Bağımsızlık

Ne kadar farkındayız bilmiyorum ama Karadeniz’den Ege ye, Suriye’den Akdeniz’e kadar ciddi bir mücadele hâkim günümüzde. Herkes buralardaki zenginliklerden, ticaret yollarından ve ileriye dönük politik çıkardan, cebine girecek payın peşinde koşturuyor. Türkiye’de doğal olarak kendi MENFAATLERİNE göre bir siyaset izlediğinden, büyük aktörlerin hedefi konumunda bulunuyor. Zaten Devletimizin bu yoldan geri adım atması için, “ERDOĞAN’I DEVİR TÜRKİYE’Yİ DURDUR” parolasıyla, neler yaptıkları herkesin malumu. Keza geçen ay Yunan gazetelerinde; “İngiltere'nin bazı Büyükelçilerinin, bir takım Yunan siyasi temsilcilerini toplayıp; "Erdoğan'ın günleri sayılı” dediklerini yazması, fazla söze hacet bırakmayan cinsten seyrediyor.

Ancak dışarıdan gelen bu BASINÇIN, İÇERİYE artarak aksetmesi, işin en trajik tarafını oluşturduğu aşikâr. Zira son dönem bürokrasiye yapılan “İSYAN” tavsiyeleri, Büyükelçilere “YATIRIM YAMAYIN” mektupları, ekonomi hakkındaki “BATTIK” yorumları ve “ERKEN SEÇİM” çağrıları bunun en bariz örnekleri arasında verilebilir. Hatta sosyal medyadan Cumhurbaşkanımızın sağlığı veya ölümü üzerine oyun kurar hale gelmeleri de, ne kadar YÖRÜNGEYİ KAYBETTİKLERİNİ ispatlar düzeyde biçimleniyor. Terörle mücadele esaslı Meclis’e getirilen tezkere konusunda bile; "daha önce gelen tezkerelere evet demiştik, ne oldu?” çıkışı da cabası. Şimdilerde de bir “FAİZ MESELESİ”, almış başını gitmiş pozisyonda. Merkez Bankası’nın faizleri düşürmesine, mal bulmuş mağribi edasında saldırdıkları malumunuz. Tabi başımıza ekonomist kesilen bu kesimin, artan enerji fiyatlarının vatandaşa neredeyse yarısını yansıtarak, BÜTÇEDEN SÜBVANSE eden bir ekonominin nasıl battığını AÇIKLAYAMAMASI ise bir o kadar manidar.

Yanlış anlaşılmasın sakın! Bu hususta, farklı düşünceler elbette ki olabilir. Ama buradaki asıl kıstasın; faizlerin düşürülmesinden, kimlerin, nasıl ekileceğinden ibaret şekillendiği hiç şüphe kaldırmaz. En basiti, faizlerin yüksek olmasının; paradan para kazanan odakların, ekmeğine yağ sürdüğünü kim inkâr edebilir ki? Bu ortamda yatırımcının ise parasını faiz getirecek şekilde bankaya yatırmasına ve yatırım yapmaktan da kaçınmasına şaşırmamak gerekir. O yüzden uzmanlar; bu durumun ülkeye işsizlik, enflasyon ve durgunluk olarak döneceğinde hemfikirler. Oysa faizlerin düşük olması halinde; yatırımcının borçlanmayı göze alması daha kolay olacağı gibi finansmanın ucuz sağlanması ile yeni YATIRIMLARIN ÖNÜ AÇILARAK, İŞSİZLİĞİN DÜŞMESİNE neden olacağı muhakkak. Nitekim bazı ekonomistler de faizlerin düşük olduğu bir atmosferde, konut ve otomobil başta olmak üzere, birçok alanda harcamaların arttığını, bununla birlikte de ekonominin genelinde HAREKETLİLİK yaşandığı görüşünde birleştiği yadsınamaz.

Anlayacağınız Devletimizin; yüksek kur düşük faiz ile ihracat ve yatırımları arttırmak, cari açığı kapatıp döviz fazlası veren bir ülke haline gelmek gibi bir hedefi mevcut. Peki, bu hedef tutar mı derseniz? Turizm, rekorlar kırdığımız ihracat kalemlerinden gelecek yüksek döviz, çıkarılan enerji ve son 10 yılda 700 ton üzerine yükselen altın rezervlerini düşündüğümüzde, hiç uzak bir ihtimal gibi görünmüyor. Böylece hemen olmasa da orta vadede, TL-Dolar paritelerinin dengelenmesi de söz konusu. Ama bu geçiş sürecinde döviz fiyatlarını bahane edip, FIRSATÇILIK YAPANLARA karşı dikkatli olunması şart. ZİRA BUNU BAHANE EDİP, DÖVİZ KURUYLA ALAKASI BULUNMAYAN MALLARA BİLE ZAM YAPANLARIN TÜREMESİ, DENETİMLERİN SIKLAŞTIRILMASININ NE DENLİ ÖNEM ARZ ETTİĞİNİ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR.

Hülasa Sn. Erdoğan tribüne oynamayı seçseydi şayet, faizleri yükseltir, muhalefetin elinden de ekonomi kozunu almayı gayet iyi bilirdi. ANCAK SN. ERDOĞAN’IN, VATANININ TAM BAĞIMSIZLIĞI İÇİN ULUSLARARASI SERMAYE VE FAİZ LOBİSİ İLE MÜCADELEYİ SEÇTİĞİ NET. Dışardan ekonomimize SALDIRILDIĞI bir demde, bu çok kolay olmayacak elbette. Onun için evvela bizlerin dişini sıkması, oynanan oyunu görmesi ve Devletine destek vermesi HAYATİ bir öneme sahip. Fakat ülkeye dair dişe dokunur bir programları olmayan, şehit ağabeyine söven, Suriye de “NE İŞİMİZ VAR” ve “NATO TÜRKİYE’YE MÜDAHALE ETMELİ” diyenlerin, TL’ye nasıl değer kazandıracakları tam bir merak konusu. Gerçi Suriye’den askerlerimizi çeksek, Akdeniz’de sondaj faaliyetlerini sonlandırsak, Karadeniz’de gaz çıkarmayı bıraksak, terörle mücadeleyi durdursak ve bağımsızlık ideallerimizden vaz geçsek, dövizin düşmesi kuvvetle muhtemel. Bazılarının “Erdoğan gitmeden ekonomi düzelmez” iddiası, bu noktada zaten bir ipucu veriyor. Peki, ya sonrası…? İnanın sonrasını söylemeye, dilim dahi varmıyor.

 
Advertisement Advertisement Advertisement