29 Eylül 2021

Eğitim şurasına doğru

 

100 yıllık Cumhuriyet döneminde eğitim sistemimizin asıl sorunu, “rejim otomatiği” idi. Bu, sadece bir iddia değil, ülkemizdeki asırlık uygulamaya bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir.

 

Cumhuriyet ile birlikte ilkokuldan üniversiteye kadar eğitimin her aşamasında SORGULANAMAZideolojik gerçeklikler” esas alındı. Kültürel Batılılaşma genç cumhuriyetin amentüsü olarak dayatılmıştı. Bunun neticesinde derslerin niteliğinden çok, müfredatta öğrencilere resmi ideolojinin ne kadar sindirtileceğinin hesabı yapılıyor. Geçmiş zaman kipi kullanmadığımın altını çizmem gerekiyor mu bilmem lakin el an da eğitim sistemimize nüfuz eden bu “İdeolojik gerçeklikler” adeta bir “yazılım hatası” gibi eğitim sistemimizi işlevsiz kılmaya devam ediyor.

Yoksa ATATÜRK VE MATEMATİK, ATATÜRK’ÜN MATEMATİK DERSİNE KATKILARI, ATATÜRK’ÇÜLÜK VE BİYOLOJİ… gibi b/ilimle hiçbir alakası olmayan temaların gerçeklikle ilişkisi varmış gibi işlenmesinin bir açıklaması olamaz. Bu, olsa olsa, “rejim otomatiği” ile alakalıdır.

 

Türkiye, ideolojik kaygılar yüzünden pozitivist bilim temelli eğitim politikalarını tercih etmiş ise de bunu  “rejim otomatiği”ne fikslediği için bir asırlık kayba uğradı. Bu kayıp, eğitim gibi birey ve toplumsal her alanı ilgilendiren bir sistem üzerinden yaşandığı için tüzel ve özel bütün alanları etkiledi. Bu paradigma bizi “Batılılaştırsın” diye değil, “Batıcılaştırsın” saikleriyle tercih edilince niteliksel bir amaç taşımaktan uzak kalmıştır. Halbuki niteliksel amaç, aynı zamanda birey ve toplumu ilgilendiren her alandaki fonksiyonların en verimli ve en doğru yöntemlerle uygulama imkânına sahip olması demekti. “Müesses nizamı” sürdürme politiğinin kıskacına alınan eğitim sistemi kendi çarkının dişlerini kırma dışında bir işlev görmedi.

 

Önce İttihad ve Terakki’ye, akabinde Avrupalılara ve 20. yüzyılın son çeyreğinde de Amerikalılara teslim ettiğimiz eğitim sistemimiz, her iktidar döneminde Batıcı sistemin etkisinde kalarak dönüşümünü gerçekleştirecek “akıl”dan mahrum kaldı. Bunun önüne geçilmediği için eğitim sistemimizi ilgilendiren ve ülkenin siyasi geleceğine, kalkınmasına, gelecek nesillerin ihtiyacını karşılamasına yönelik bütüncül bir projemiz olmadı. Bu yoksunluk sebebiyle kapitalist tüketici etki hücrelerimize nüfuz ederek bize, bilim ve teknoloji alanında “tüketici rolü”nü kabullenmek ve bu aşağılayıcı rolü kutsamak düştü.

 

Bize ait olmadığı gibi, bünyemizin reddettiği “yabancı eğitim sistemi”nin tetiklediği “ötekileştirme” milletlerin can damarı olan okullarda başlayınca, ülkeyi ideolojik kamplara bölmek kolaylaştı. Eğitim kurumlarında işçiyi işverenle, Türk’ü Kürtle, Aleyvi’yi Sünni’yle, dindarları laikçi kesimle “imtihan etme” projesi acımasızca ve maalesef başarıyla uygulandı. Okullarımız terör kamplarına dönerken, öğrencilerimiz milli ve dini değerleri reddeden, ülkemizde darbe ve anarşi tertipleyen güçlerin piyonu haline geldi.

 

Batı’nın indirgemeci, profan eğitim sisteminden medet umduğumuz için nesillerin kaybı ile 2 asır geçti. Dışarıya gidenler ise başka sıkıntılarla döndüler.  Rahmetli Nurettin Topçu’nun dediği gibi, Batı ülkelerine mesela Amerika’ya gönderdiğimiz öğrencilerin kahir ekseriyeti kendi medeniyetlerine, milletine faydalı olmayı düşünmeyecek kadar bu topraklara yabancılaştılar.

 

Ders çıkarmayan bizdik, çünkü bu eğitim sistemi ile yetişen Avrupa, 30 yıl içinde yaptığı 2 dünya savaşında, Cornell Üniversitesi'nde Milton Leitenberg'in (2006) yapmış olduğu, “20. Yüzyıldaki Çatışma ve Savaşlarda Ölüm”  isimli çalışmasında belirttiği gibi 140 milyon insanın katledilmesine ortam hazırlamıştı.

Kaldı ki Batı’da ilerleme ve başarı getiren bir dinamiğin, bir sistemin çok farklı bir medeniyetin sürdüğü dünyada da başarı getireceğinin hiçbir garantisi yoktur.

150 yıldır bizi birbirimizle kavgalı kılmak suretiyle güçsüz, vizyonsuz ve kendisini yönetemez hale getirmek isteyen emperyalist güçlere karşı bireyleri akl-ı sarih, kalb-i selim sahibi eyleyecek, beraberliği sağlayacak bir eğitim sistemine ihtiyaç varken; mukallid ve tüketici bir ruha sahip nesiller yetiştirmemiz Osmanlı bakiyesi Türkiye için kabul edilebilir bir durum değildir.

 

Çarpık eğitim sistemimiz sayesinde ilk ve ortaokul çağlarında çocuk entelektüel olarak değil, ahlaklı olarak yetiştirilmeli iken, bizde maalesef tek tipçi, şiddete meyyal, kitabına uydurmayı öğrenen nesiller yetiştirildi.

İlerde konuya bir başka açıdan devam edeceğiz.

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement