Doğu Batı Bilim Sanat Derneği
Geçtiğimiz Cuma günü, Doğu Batı Bilim Sanat Derneği’nin konuğu olarak Adana’da “Postmodern Dünyada Kimlik İnşası” adlı bir konuşma yaptım. Doğrusu, artık eskisi kadar şehir şehir dolaşıp konferans vermenin zamanı çoktan geçti. Hayatın yüz yüze gerçekleştirilen pek çok etkinliği gibi o da yakın bir zamanda tarihe karışacak, nostalji olacak. Bunda elbette, söz söylemek için bir yerden başka bir yere gitme gereğinin neredeyse ortadan kalkmasının, sözün, bulunulan her yerden söylenebilecek imkanları elde etmesinin büyük payı var. Hayatta hiçbir şey diğerinin yerini tutmaz, eş anlamlı kelimeler bile eş anlamlı değildir, en katı cisimler dahil, Tanrı’nın iradesiyle var olan hiçbir varlık diğerinin aynı olamaz, zamanın eteklerine tutunmuş her an diğerlerinden sonsuz mesafede uzak, her parmak izi milyarlarcasından farklıdır ve uzaktan kurulan hiçbir cümle de yakından kurulanın eş değeri veya muadili olamaz olmasına ama gözün zihin ve kulak üzerindeki tahakkümünün sonucu olarak görsellik karşısında geri çekilmek zorunda bırakılan, büzüştürülen, sınırları daraltılan iradenin nüanslara önce şaşı, sonra kör bakışı türevler arasındaki ince çizgileri yok etmeye devam ediyor. Ayrıntılar kayboldukça hayatın keyfi de kaçıyor. Sanat hayatın dışına itildikçe ruhlar kuruyup soluyor ve ne olursa olsun, bunun tek çaresi yakından kurulan temaslar. Belki biraz da bu yüzden, sözün kıymeti, sözü söyleyenin sözün söylendiği yerde bulunmasının vazgeçilmez şartına dönüşüyor. Son aşamada, dünyayı cam ekrandan seyretmek ile ona doğrudan dokunmak arasındaki belirgin keyfiyet hala bir nebze de olsa ehemmiyetini koruyor. En azından ruhunu maddeye, bedenini robotlara teslim etmemeye direnen bizler için bu böyle.
Doğu Batı Bilim
Sanat Derneği 2017 Eylül’ünde faaliyetlerine başlamış. Mustafa Cevher, Yusuf
Altuntaş, Eşref Şahin’le başlayan yürüyüşe sonradan Yakup Polat ile Davut Akar
da eşlik etmişler ve derneğin kuvveti dalga dalga genişlemiş. Varılan noktada
Dil Eğitim Merkezi’nin yanı sıra, İlmi Seminerler, Yaygın Eğitim, Yönetici
Eğitim Programları şeklinde dört ana eksende etkinlik gösteriyorlar ve hüsnü
hat derslerinden aile okulu çalışmalarına, öğretmenlere yönelik atölye
çalışmalarından akademik yazım seminerlerine kadar pek çok farklı alanda
çalışmalarını yürütüyor, seminerler, konferanslar düzenliyorlar. Bu sayede,
salgın sürecini de arkasına alan insanın yalnızlaştırılarak yok edilmesi,
toplumun işleyen dişlilerinden biri olma vasfını yitirerek işlevsiz fraktal bir
öğeye dönüşmesine yönelik stratejilere çomak sokmayı, insanı insan yapan
vasıfları her ne pahasına olursa olsun ayakta tutmayı düşünüyorlar. “Eylemeyen
Seyreder” parolasıyla çıktıkları bu yolda 7 amaç belirlemişler: “Doğu ve
Batı’nın ana dinamiklerini kavrayarak bugünün dünyasını daha iyi anlamak; bilim
ve sanatın derinlikli dünyasını kavrayarak elde edilen birikimin toplum
yararına kullanılmasını sağlamak; Türkiye toplumunun bugününü farklı bir gözle
okuyarak, tarihimizi ve coğrafyamızı daha iyi tanımak; Türkiye insanının kadim
köklerini yeniden keşfetmek ve bu kökler üzerinden, bunlara yönelik meydan
okumalara cevap üretmek; özgür, özgün bir çalışma ortamı ile ilmi gelenek ve
estetik bakışlar oluşturmak; bilgiye ulaşmanın, birlik olmanın önündeki
psikolojik ve entelektüel engelleri ortadan kaldırmak; ilim, irfan ve hikmet
aşığı insanların kavşak noktası olarak derneği, topluma faydalı faaliyetlerin
üssü haline getirmek.” Hepsi de duru bir aklın, derin bir basiretin, engin bir
tefekkürün eseri olan bu maddeler, derneğin resmi sitesinde kayıt altına
alınmış olup üzerinde tek tek durularak düşünülmeyi, müzakere edilmeyi
gerektirmektedir. Ancak bu sayfalar söz konusu işi yapmak için yeterli gelmeyeceğinden
birkaç hususun altını çizmekle yetinelim.
Gezegenimiz ve
ülkemiz zor bir süreçten geçiyor. Yapaylık doğallığın, riya samimiyetin,
görüntü özün tahakkümü altına girdikçe dünyamız her geçen gün biraz daha
yaşanmaz hale geliyor. Onu güzelleştiren de çirkinleştiren de bizleriz. Her şey
insanla başlayıp onunla bitiyor. Nasıl ki ilk nefesle başlayan hayatımız son
nefesle sona eriyorsa dışarıya saldığımız her temiz nefesle dünya biraz daha
kendine geliyor, her kirli nefes ise onu biraz daha felakete yaklaştırıyor,
çürümenin eşiğine getiriyor. Aslında hayat biraz da temiz nefesler ile kirli
olanlar arasındaki arenanın değişmeyen sahnesinden ibaret. Dünyayı değiştirmek,
insanı değiştirmekle mümkün. Her şey, şu an, şu saniye içimizden geçen
düşüncelere göre şekilleniyor. Düşünceler duyguları, duygular eylemleri,
eylemler yapıları, yapılar dünyayı değiştiriyor ve bir hissiyatı değiştirmek
dünyayı değiştirmek anlamına geliyor. Kötülüğü iyiliğe evrilten her eyleyiş,
her kımıltı değerlidir. İyi insanların sayısı ve etkinliğinin artması dünyayı
daha iyi bir yere dönüştürürken kötü insanların sayı ve etkinliğinin artması
ise daha kötü bir yere tahvil ediyor. Sayılar elbette önemli ama nitelik söz
konusu olduğunda bütün istatistikler susar. Yola çıkmayan yüzlerce kişi hiç
mesafe kat edemezken yola çıkmış birkaç kişi kilometrelerce yol alabilir ve yol
yolda yürüyenlerin eseridir. Yola çıkmış, yolda yürüyen ve varmak üzere
olanların iyiliğin taraftarları olması gerekir ki kötülük kuyruğunu kıssın,
bulunduğu yere çakılıp kalsın. Doğa boşluk kaldırmıyor. Yolun gözü sürekli
yolcularda. Boşlukları iyilerle ve iyilikle tahkim etmek gereği de buradan
kuvvet alıyor. Doğu Batı Bilim Sanat Derneği iyilerin ve iyiliğin sözcüsü
olarak yola çıkmış, yolculuğunu sürdürüyor. Bu yolculukta, tam da zamanın o
noktasında beni de yürüyüşe davet ettikleri için kendilerine minnettarım.
Umarım samimiyetle başladıkları bu yolculuk onları başlangıçta kurguladıkları
yere vardırır ve o yer tam da varılması gereken yer olur.