Dolar (USD)
17.9264
Euro (EUR)
18.3401
Gram Altın
1033.98
BIST 100
2785.16
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

03 Kasım 2020

Devlet, vatandaşı için vardır…

Aylar önce Güneydoğumuzun güzide şehirlerinden birinde ikamet eden sevdiğim bir dostumla bir telefon görüşmemiz olmuştu. Şehrin merkeze çekilen sabık valisi ve aynı zamanda belediye kayyumu olan zatın, arkasında bıraktıklarını anlatmıştı...

Dostumun sesi öfke doluydu...

Bu idarecinin icraatlarından o kadar etkilenmişti ki araya bile girmeden sonuna kadar dinlemeyi tercih ettim...

Bunları neden yazmıyorsunuz diye sitem etti konuşmasının sonunda. Bir taraftan sakinleştirmeye çalışırken, diğer taraftan da bu tür konularda temkinli olmak gerektiğini ifade ettim. Yargı hüküm vermeden tepki vermenin doğru olmadığını anlatmaya çalışıyordum.

Pek başarılı olamadım açıkçası...

Zira vatandaşın gönlünde kırılan kalemin kolay kolay doğrultulamayacağı hakikatine şahitlik ediyordum.

Bildiğim kadarıyla vali beyin hukuki olarak devam eden bir süreci yok ama kendisinden sonra atadığı birçok yöneticiye müfettişler tarafından görevden el çektirilmiş durumda...

Yasal süreçler devam ededursun, bu süreçlerden daha önemli olanı ise maşeri vicdanda mahkum olanı kimsenin aklayamayacağı gerçeği.

İdareciliğin en zor tarafı bu belki de...

Sorumluluğu altında bulunanları yönetirken, aynı zamanda oluşan algıyı da yönetebilmeyi gerektiriyor... Vatandaş memnun olmadıktan sonra Ferhat olup dağı delsen de çok bir anlam ifade etmiyor.

Mevzu nerden aklıma geldi derseniz, geçenlerde Ege Bölgesinde bulunan bir güzide şehrimizin valisinin bir esnaf ile diyalogu geldi gündeme...

Konuya elbette devlete ve hükümete laf söylemek için müthiş bir fırsat yakalayıp ellerini ovuşturanlar gibi yaklaşmayacağım...

Esnaf kardeşimiz dönerini keserken gelen kişinin etrafındakilere de bakıp sıradan biri olmadığını anlayabilir ve işini yaparken bir taraftan da küçük bir hoş geldiniz deme nezaketini gösterebilirdi...

Tabi dikkate alınmamanın verdiği anlık tepki ile vali bey, olayı işletmeye kapatma emri vermeye kadar götürdü ne yazık ki. Belki de makamına yakışır bir şekilde, güzel birkaç nasihat ile geçiştirebileceği basit bir durumu, bir anda ülke gündemine taşımış oldu.

Sonrasında görüntüleri izleyip kendisi de yaptığını tasvip etmemiş olacak ki, ertesi gün bir devlet adamlığı olgunluğu gösterip özür beyanında bulundu ve işletmenin ticari faaliyetine devam ettiğini, en yakın zamanda tekrar ziyaret edeceğini ifade etti.

Dile getirdiğim iki örnekte de şahıslar ve olaylardan ziyade üstünde durmak istediğim husus şu ki, özellikle başkanlık sisteminden sonra valiler ve atanmış diğer tüm memurlar, bulundukları şehirlerde adeta başkanı temsil eder pozisyona geldiler.

Bu nedenle herkesi memnun etmenin elbette mümkün olmadığı gerçeği ile birlikte, çoğunluğun memnun olması gerekliliği de gözlerden kaçırılmamalı...

Atanmış olmak, ne yazık ki bazen vali kelimesinin arapça kökünde yer alan "bakan, gözeten, yöneten, göz kulak olan, egemenlik yetkisini kullanan, idare eden’’ gibi vasıfları unutturabiliyor kimilerine.

Seçilmiş olan için vatandaş, aynı zamanda kendisini seçen seçmen olduğu için, yaklaşım çok farklı olabiliyor ne yazık ki.

Bu ayrımı en çok nerde hissettim diye sorarsanız?

Belediyeye düşen bir işimde belediye personelinin yaklaşımı ile diğer devlet kurumlarında çalışan personellerin yaklaşımı arasında dağlar kadar fark olduğunu söyleyebilirim.

Gerçi son dönem sağ olsun Cimer bu farkı baya azalttı...

Yeni sistemimizin belki de şu an ki en sancılı kısmı burası...

Zira validen memuruna her devlet yetkilisinin iyi veya kötü yaklaşımlarının faturası en yakın seçimde Başkan’a kesiliyor olacaktır.

Devlete kapak attım, 657 rozetini taktım ve hayatım garanti yaklaşımının yerini, vatandaşı memnun edersem yerim garanti yaklaşımı almalı artık.

Valisi de memuru da şunu bilmeli ki ;

Vatandaş devleti için değil, devlet vatandaşı için vardır…