Dolar (USD)
18.6452
Euro (EUR)
19.6508
Gram Altın
1077.074
BIST 100
4962.97
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

25 Ocak 2022

Dava sizden davacı

Kimi insanlar davasına o kadar düşkündür ki, dava için oradan oraya koşturmaktan, ne evine, ne barkına, ne şahsi işlerine, hatta bazen veya çoğu zaman kişisel görevlerine veya işte mesela evine gelen misafirine dahi zaman ayıramayacak kadarr... O da sorun mu? Ofis, kafe restoran derken alternatif bolluğu olan bir dönemdeyiz. Alternatiflerin kader olduğu, asıl yaşamın, seçeneklerin tozlandığı bir dönemdeyiz....

O davasına adanmış oldugundan onun ilk, basit, gaile, angarya denilebilecek sorumluluk alanı asistan, hizmetçi, yardımcılar eliyle halledilmelidir artık. Ne münasebettir! Basit işler geride, çok gericilikte kalmıştır. Davayı yaşamak değil, savunmak amaçlaşmıştır. Yaşam tarzı amaçlaştırıldığında yaşamak kocaman, kutsal bir tabuta konulur. Yâşanmaz o. Dokunulmaz. Sadece omuzlarda taşınır. Ömürler bir mezarlık güzergahındaymış gibi yürünür.

Ve savaş tüm hızıyla devam etmektedir. Davayı savunmak, davayı yaşamaya izin vermez ... Dava insanmız da işte o "bazı zamanlar"ın oğlu veya kızıdır. Sanırsınız bu dava, yani işte anladınız idealist, aktivist kimi insanların - sağ, sol, gol her neyse- tutturduğu dava yaşamak için değildir ki zaten. Sadece savunmak içindir. Pek ve bittabi böyledir. Bir sahne temsil senaryosudur. Uzun süren bir müsamere, büyümüş da adam olmuş bir gösteri, hatta kurgusu kaderleşmişbir filmdir. Sahneden, ekranlardan inmeye asla vakit yoktur. Sahneden inildiğinde mesela eger Müslümansa namaz vardır ki namaz ama hakikaten çok vakit almaktadır. Veya başka bir dava-cı ise aile olmak, bağlanmak, ha hatırladım şimdi bak; bir insanı hakkıyla sevmek vardır mesela. Hazır annesini, babasını, kendi yaşlısını. Çocuğunu, varsa.... Sevmek ve sevdiğinden sorumlu olmak. Onunla insan olarak ilgilenmek. Hangi şey varsa hayatında bir ödül olarak, o ödül için emek emek bedel ödemek... Zahmet etmek vardır sahneden inildiğinde... O yüzden sahneden inilmez hiç!

Ufuk kutsal, uzaklar önemli, çok önemlidir. Yakın yoktur. Başkaya adanmış zatı kendi adına, en yakınları adına ölüdür. Yakınları küçük, çok öznel bir dünyada kalmıştır. O ise uzamları karışlamaktadır.

Çok yoğundur dava insanı... Dokunulmamalıdır ona. O ne vakit isterse size dokunur ey yakınları... Beklemede olun. Siz iradenizi işlevsizliğe alın ve bekleyin. Sözünüzü sessize alın ve yine bekleyin. Ya da beklemeyin hiç bir şeyi. Dava insanının yakını olmanın bedeli bu işte...Makamından size dusen payeyi, konumsuzluğunuzu kutsayınız.

Fakat daima savunulmalıdır dinler, ideolojiler! Görmüyor musunuz; savunulmasa bu dünyadan yokolup gidecekler. Düşmanlar velinimet! Her söz aleyhte. Her ses ona, buna, şuna karşı! Herkes pusuda! Bu yüzden hep savunmada kalınmalıdır ki; ilkeleri tek tek yaşamak zorunda kalınmasın. Sahici ilkeleri, hayati ilkeleri yaşanamayarak ölsün. Ki daimi savunmak; aslında bir yerde soğuk savaş şartlarını ısıtıp ısıtıp getirmek, davayı bizzat yaşamamak için mazeret göstermek; bizzat öldürmektir.

Dava beylerimiz ve dava hanımlarımız! İşte onlar asıl katiller olabilirler. Kimlerse onlar...

Şu serhadden, cepheden, siperden, barikattan, biraz çekilip sahaya, yaşama inseler de boylarını boslarını, huylarını filan görsek mesela bu kahramanların. Mesela kalbin merkezine aldırılmış annelerine olan tutumlarını. Mesela onlara sevdalı kadınlarına olan tutumlarını. Mesela o dava ehli ya da anarşist, eylemci, aktivist, sokakçı, slogan dilli kadınların adamlarına olan söz ve davranışlarını... Ev dediğin küçük evrenin, basit bile olsa işi gücü ve aslında en organik telaşındaki yan çizmelerini, ihmallerini, kavgalarını. .. Birbirlerine olan ilgisiz ve emeksizliklerini. Yozluklarını...

Sahneden indikleri andaki sahnekarlıklarını.

 
Advertisement Advertisement