Milat Web

21 Nisan 2021

Çekmeye gelmez boyunum …

‘’Olimpos dağının çocukları, Hira dağının evlatlarını asla kabullenmeyecektir.” Demiş büyük düşünür Cemil Meriç.

Ayrıntıya dikkat ettiniz mi ? Birbirlerini kabullenmeyecekler diye bir ifade kullanmamış. Bir tarafı kabullenmeyecek olanlar olarak tanımlamış. Bu cümlenin rastgele bu şekilde kurulduğunu düşünmek Cemil Meriç’e haksızlık olur elbet.

Neyse konumuza girelim hızlıca. 

Sevgili İbrahim Kalın’a, Erkan Oğur’un eşlik ettiği sanatsal çalışma gündemde. Erkan Oğur’a uygulanan mahalle baskısının sonuç vermesi ve Erkan Bey’in  ‘’içim cız etmişti, hata yaptım, hatasız insan olmaz, ben saraya karşıyım’’ açıklaması, mevzuyu sanatsal çalışmadan çıkararak siyasal ve kültürel hegomanya tartışmalarına götürdü.

Bunun üzerinde ben de nacizane twitter üzerinden aşağıda ki yorumu yaptım kendi sayfamda. Köşemdeki yerim müsade ettikçe, bu tweet üzerine gelen yorumları ve olayın farklı boyutlarını yazmak istedim.

‘’Kendi cenahında İbrahim Kalın'a nasıl bir solcu ile çalışma yaparsın diye tepki göstereni görmedim, ama Erkan Oğur'u pişman ettiler. Bu ülkeyi kutuplaştıranlar kimler belli değil mi?‘’ diye yazmıştım. 

Dikkat çekmek istediğim nokta; İbrahim Kalın’a  “sen nasıl olurda sol görüşlü biriyle sanatsal çalışma yaparsın”, gibi yüksek bir tepki gelmediği ve bir günahın kurbanı gibi muamele görmediğiydi.

Erkan Oğur’u ise doğduğuna pişman ettiler adeta ve o da yukarıda yazdığımız pişmanlık açıklamasını yapmak zorunda kaldı.

Oysaki ‘’Ben İbrahim Kalın Bey’in siyasi görüşünden bağımsız olarak sanatı ile ilgilendim ve sanatına destek verdim. Sanat belli bir görüşe sığdırılamayacak kadar evrenseldir.’’ Diye bir açıklama yapsa ve gerçek bir sanatçı gibi sanatı için bedel ödemeyi göze alsaydı eğer, kendisine baskı yapan kültürel hegemonyanın kırılmasında bir nebze de olsa pay sahibi olabilirdi.

Erkan Oğur en kolay olanı seçerek baskıya teslim oldu ne yazık ki. Ülkeyi kimlerin kutuplaştırdığını daha iyi anlamıştır muhtemelen… 

Yaşanan olayın bir boyutuydu bu tabi ki ve farklı boyutlardan da tepki gösterenler vardı elbette. 

Misal İbrahim Bey’e eşlik edecek ve bu şekilde bir baskıya muhatap olmayacak, olsa bile rahatlıkla göğüs gerecek onlarca sanatçı vardı. Bu sanatçılar mahalle baskısının en fazla hissedildiği sanat camiasında, yıllardır görüşleri ile tutunmaya çalışan kişilerdi. Neden bu sanatçılardan biri değil de Erkan Oğur sorusu okuduğum eleştirilerdendi.

Erkan Bey’in geri dönüşüne İbrahim Bey çok naif bir açıklama ile cevap verdi. Kendisine yakışanı yaptı elbette. Geçtiğimiz günlerde, Ebubekir Sofuoğlu’nun anlamından uzaklaştırılan üniversite çevresindeki evlere değinen konuşması için çok sert bir tweet atmıştı İbrahim Bey.

Erkan Oğur’a gösterilen naif tutumu, kendi cenahımızdan olan kişilere karşı da görmek isteriz diyenler de vardı elbette.

Geçtiğimiz günlerde aynı durumun farklı versiyonunu Ayasofya Camii başimamı Mehmet Boynukalın için de yaşamıştık. Süreç hocanın görevinden istifası ile sonuçlanmıştı. 

Sırtımızdan yumurta küfesi hiç eksik olmayacak. Bizi hiçbir zaman kabullenmeyecek güruha karşı deplasmanda olduğumuz hissimizi üstümüzden atmamız çok zor olacak ve belki de taşıdığımız sorumluluktan dolayı hiçbir zaman olmayacak.

Zira bizim inancımızın mayasında, yaratılanı yaratandan ötürü sevmek şiarı hakim oldu ve her dönem de böyle olacak. 

Günahkâra değil günaha düşman olan bir misyonun temsilcileri olarak, hiçbir zaman bize saldıranlar ile aynı karanlık renge bürünemeyeceğiz. Bu da bizim farkımız.

Amma velakin tevazu ile pısırıklığı, hoşgörü ile embesilliği karıştırmamamız gerekir. Yazıma Mehmet Akif’in mısraları ile son vereyim… 

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırma da geç git! , diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement