Dolar (USD)
17.9331
Euro (EUR)
18.4099
Gram Altın
1039.38
BIST 100
2864.25
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

06 Eylül 2021

Büyüme oranlarını nasıl okumalıyız?

Türkiye ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğini oluşturan nisan, mayıs ve haziran aylarında bir önceki yılın aynı dönemine göre %21,7 oranında büyüdü.

İlk olarak Çin’de 2019 yılında ortaya çıkan COVID-19 salgınının Türkiye’ye gelmesi 2020 yılının mart ayını bulmuştu. Vaka sayısının artmasıyla birlikte salgının yayılmasını yavaşlatmak için özellikle nisan ve mayıs aylarında evlere kapanma çağrıları yapıldı, birçok iş yeri, alışveriş merkezleri kapatıldı ve sokağa çıkma kısıtlamaları uygulandı. Buna bağlı olarak da 2020 yılının ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi %10,8 oranında küçülmüştü.

Bu konuyu rakamlarla anlatmak gerekirse, gayri safi yurtiçi hâsıla bir ülke içinde belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeridir. 2019 yılının ikinci çeyreğinde Türkiye’de 100 TL’lik mal ve hizmet üretilmiş olsun. 2020 yılında uygulanan tedbirler nedeniyle tüketim ve buna bağlı olarak da üretim azalmıştı. %10,8 azalan GSYH 89,2 TL seviyesine geriledi. 2021 yılının ikinci çeyreğinde ise %21,7 oranında büyüme gösterdi. Yani 108 bin 5564 TL seviyesine çıktı. Bu veriyi şu şekilde de yorumlayabiliriz. Türkiye ekonomisi salgının olmadığı 2019 yılının ikinci çeyreğine göre %8,55 oranında büyüdü.

Bu noktada şunu da belirtmekte fayda var. Büyüme oranları enflasyondan arındırılmış verilerdir. Yani fiyatların hiç artmadığı varsayımı altında yani sabit fiyatlar doğrultusunda hesaplanır.

Nasıl büyüdük?

Öncelikle içinde bulunduğumuz nisan, mayıs ve haziran aylarında geçen yıla kıyasla daha az kısıtlama tedbirleri uygulandı. Buna bağlı olarak tüketim ve üretim arttı. Yani ekonomi daha canlıydı. Birçok ülkede uygulanan kapanma tedbirleri nedeniyle ihracatımız da azalmıştı.

Bunların yanında salgın sebebiyle küresel tedarik zincirinde bozulma yaşandı. Yaşanan bu bozulma Türkiye’nin üretim alt yapısındaki sağlamlık, coğrafi konumun getirdiği avantaj ve Türk Lirası’nda yaşanan değer kaybıyla beraber sanayi üretiminde ve ihracatta önemli artışa vesile oldu. Küresel çapta yaşanan hammadde problemine, küresel üretici fiyatlarındaki artışa ve yerli üretimin desteklenmesi için uygulanan gümrük vergilerine rağmen Türk sanayisi gözle görülür bir şekilde büyüme gösterdi.

Yatırımlardaki ve kamu harcamalarındaki artışın da aynı şekilde dikkat çektiğini belirtmekte fayda var.

Büyümedeki eksikler neler?

Türkiye ekonomisi pandemi döneminde birçok ülkeye göre daha hızlı toparlandı.

Ancak bu büyümenin vatandaşa doğrudan yansıması konusunda eksikler var. Gelir dağılımı adaletinin artırılması konusunda çalışmalar artırılmalı. Aksi halde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de zenginler daha zengin, yoksullar da daha yoksul olmaya devam eder.

Bu dönemde kârlılığı artan devlet ve şirketler bunu çalışanlarıyla paylaşmalı. Devlet ve şirketlerin büyüdüğü gibi millet de bu büyümeden yararlanmalıdır.

Bunun önündeki en büyük engellerden biri de şüphesiz ki yüksek faiz oranlarıdır.

Artan kârlılığın yatırıma dönmesi, yeni istihdam alanları oluşturması konusunda büyük bir engel oluşturuyor yüksek faiz oranları. Ancak özellikle son açıklanan enflasyon oranına bakıldığında %19,25 gibi yüksek bir enflasyon oranı varken %19 olarak uygulanan politika faiz oranını düşürmek kolay değil. 0,25’lik bir negatif reel faiz (faiz oranı-enflasyon) oranına geçilmesi sebebiyle piyasalar (bankalar ve finans kurumları) Merkez Bankası’ndan faiz artırımı beklemeye başladı.

Negatif reel faiz oranının olduğu bir ülkeye dışarıdan sıcak para girişi azalır. Bu da döviz kurunda yükselmeye neden olur ve dövize bağlı maliyetlerin daha fazla yükselmesine yol açar.

Hâlihazırda maliyet enflasyonunun bir hayli yüksek olduğunu da görüyoruz. Ağustos ayında %45,52 oranında gerçekleşen yurtiçi üretici fiyat endeksi tüketici fiyat endeksini de olumsuz etkiliyor. Özellikle enerji ve hammadde maliyetlerindeki artış üretici fiyat endeksinin artmasına neden oluyor. Sadece mal üreten yurtiçi üretici fiyat endeksinde değil aynı zamanda hizmet üretici fiyat endeksinde de %37,99’luk bir artış görüyoruz. Bunların da elbette tüketici fiyat endeksine yansımaları oluyor.

Pandeminin olumsuz etkilerinden biri olarak birçok ülkede enflasyon artışı yaşanıyor. Artan ani talep sebebiyle yaşanan hammadde kıtlığı sebebiyle üretici fiyatlarında önemli artışlar yaşanıyor. Bundan ülkemiz de nasibini alıyor.

Ekonomi hiçbir zaman hayatın diğer dinamiklerinden bağımsız değildir. Bu nedenle diğer etkenler düzelmeden kısa vadede ekonomide düzelme olmaz. Yani gerçek hayatta “ceteris paribus” yoktur!