14 Ekim 2021

Boyumu Aşan Ömür

 

Şiir can damarıdır dünyanın. Onsuz bir hayatı yaşadım diyorsanız varsın yaşanmamış olsun. Şiir bir direniştir, meydan okuma, kafa tutmadır dünyaya. Boyunu aşsa da koca bir ömür, onu ağır aksak da olsa yaşamaya çalışmaktır şiir. Şiir insanın gönlünde, ruhunda, bedeninde, lisanında, attığı adımda, oturduğu koltukta, baktığı yerde, gördüğü tüm güzelliklerdedir.

Şiirden ne kadar uzak kalırsa kalsın insan, içinde, en derininde adını koyamadığı bir özlemdir şiir. Şiirin anlatmaya çalıştığı hakikati bulmaktadır marifet. İşte bu marifetini son kitabı Boyumu Aşan Ömür’de bir kez daha bize gösteriyor Mustafa Uçurum.

Köşe yazarı olarak tanıdığım değerli dostum Mustafa Uçurum, daha önceleri deneme, öykü, hikâye türünde eserler kaleme almış olmasına rağmen kendisini her zaman şair olarak tanımlamış ve öyle tanınmak istemiştir. Bu şairliğini de Şule Yayınlarından yeni çıkan son kitabı Boyumu Aşan Ömür isimli eseriyle bir kez daha kanıtlamış oldu.

Bu eserinde son dönem edebiyatımızın şiir konusunda usta kalemlerinden biri olduğunu gördüğümüz Mustafa Uçurum, dünya adına, ömür adına, yaşam ve yaşanmışlık adına en çok da Kudüs adına duygularımıza tercüman olmuştur.

Şair yolcudur ve bir ömür yolculuğunu anlatır şiirlerinde. Bu yolculukta gördüğü her şey şiirdir onun için. Geride kalanlara yol rehberi olur şiirler. Sayın Uçurum da Boyumu Aşan Ömür kitabındaki şiirleriyle bizlere yol rehberliği ediyor. İnsan bazen durup geçmişine bakarken pişmanlıkları gelip durur yanı başında. İleriye her adım atışında ayağı takılır bu pişmanlıklara. Şair de bu eserinde yaşanılan pişmanlıkların fırsatlara dönüşmesine kapı aralıyor ve böylece rehberliği daha bir anlam kazanıyor. Bazen hüzün tadında, bazen de umut kıvamında şiirleriyle bize rehberlik eden şair, güçlü imgeleriyle şiirlerini dilimize pelesenk etmemize yardımcı oluyor.

Avucunda tuttuğu bir buket ile af dilemeye değil de gönlümüze girmeye talip oluyor Sayın Uçurum. Bazen kendinde kalışının mazeretini yaka cebinde gizlediği bir geç kâğıdına bağlıyor. İnsan nereye kaçarsa kaçsın, bütün toplamların altında kalmaktan kaçamıyor. Tedirgin vakitlerden çocukluk toplarken, kaybetmek için çıkıyor yola ve nihayetinde doğudan bir müjde bekliyor sabahları. Şiirin yaralı gönüllere bir reçete olduğunu açık yüreklilikle söyleyen Şair, eli cebinde geçtiği bütün sokakların bir devrim coşkusuyla şahlandığını Kudüs’ten aldığı ilhamla haykırıyor bizlere. Ancak devrimi beklemek için uyanmak gerektiğini, devrim için en güzel başlangıç sevmek olduğunu ve ihtiyaç duyulan öznenin hepimize yetecek şiirler olduğunu söylemekten geri durmuyor.

Şair, herkesin hissedebileceği duygularla kaleme aldığı şiirlerinde dünyanın içinde dönüp durduğu yanlışlar girdabını da bir gizli özne olarak sunuyor bize. Bu anlamda her şair biraz da çağının yanlışlarını dünyanın suratına vurmaktan çekinmeyen kahramanlardır gerçeğinin ispatını da görmüş oluyoruz. Bu duruşuyla da bir devrim meşalesini yakandır şair. Herkesin sustuğu yerde meydan okuyandır dünyaya.

Boyumu Aşan Ömür’deki şiirleri okurken âdeta şairiyle sohbet ediyormuşsunuz hissi uyanıyor insanda ve o zaman şiirlerin öznesi olduğunu hissediyor ve ayrı bir keyif alıyorsunuz okuduğunuz şiirlerden. Şairin dizelere gizlemiş olduğu imgeleri de elinizle koymuş gibi buluyorsunuz. İşte o zaman şiirin sizi alıp götürdüğü diyarların ne kadar anlamlı olduğunu anlamaya başlıyorsunuz. Bu keşif ruhunuza ayrı bir letafet katıyor.

Günlük hayatta sıkça kullandığımız tabirler şiirlerde öyle güzel karşımıza çıkıyor ki yaşamın görünmeyen taraflarını görmeye başlıyoruz. Bu durum okuyucuya hem daha samimi geliyor hem de okuduğu şiirlerde kendini bulmuş oluyor. Okuyucu kendi hayatından parçalar bulduğu şiirlerin tamamına baktığı zaman kitabın ismiyle içine düştüğü durumun aynîliğinin farkına varıyor ve aslında herkesin boyunu aşan bir ömürle karşı karşıya olduğunu anlıyor.

İnsanların teknolojiye yenik düşüp de şiiri unuttuğu bir çağda bu kadar şiir artık ağır geliyor insanlara. Ancak Üstadın da dediği gibi “Şiir ikimize (hepimize) yeter.” En nihayetinde hiçbirimizin ötekinden bir farkı olmadığını “Güneşin altında tüm gölgeler aynıdır.” diyerek nokta koyuyor tüm sözlere şair. Son söz olarak “Rabbim, dağların bile kaldıramadığı yükü yükleme omzuma.” duasına “Amin!” diyoruz içtenlikle.

Keyifle okudum ve keyifle okuyacağınızı ümit ediyorum. Okuru ve anlayanı bol olması umuduyla kalemine, yüreğine sağlık Sayın Mustafa Uçurum.

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement