Dolar (USD)
17.9362
Euro (EUR)
18.2712
Gram Altın
1024.35
BIST 100
2913.3
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

05 Aralık 2021

Biz o Müslümanlar mıyız?

Vahyin ilk gelişinden yaklaşık 10 yıl sonra namaz, 12 yıl sonra oruç farz kılındı. Alkol ise 15 yıl sonra yasaklandı.

İslam’ın o ilk yıllarında Müslümanlar namaz kılıp, oruç tutmaları, alkol almamaları ile diğer insanlardan, ayırt ediliyor değillerdi.

Peki…

O dönemde bir insanın Müslüman olduğu nasıl belli oluyordu?

Diğer insanlarla aynı kıyafetleri taşıyor, aynı ortamlarda çalışıyor, aynı yiyecekleri tüketiyorlardı.

Acaba, sadece putlara ibadet etmiyor oluşları, “Allah var” demeleri, tepki çekmeleri, toplumu öfkelendirmeleri için yeterli sebep olabilir miydi?

İçinde yaşadığımız toplumla kıyaslayacak olursak, ibadetlerini yerine getirmeyen insanlarla bizler ne kadar alâkadarız?

Demek ki sadece putlara tapmamak, işkenceye, sürgüne, zulme maruz kalmak için yeterli olmamalıdır.

O zaman Mekkeliler, Müslümanlara neden o derece kızgın ve öfkeliydiler?

Uzun peygamberler tarihi tetkik edilirse, en dikkati çeken nokta; ne zaman Allah’ın Peygamberleri “Allah’tan başka ilah yoktur” deseler, o toplumdaki bütün şer kuvvetler onların aleyhinde birleştikleridir.

Eğer, peygamberlerin çağrısı, insanları sadece mukaddes yerlerde Allah’a boyun eğmeye, o yerler dışındaysa egemen sisteme boyun eğmeye çağrı manasına gelseydi, idareci zümrelerin kendi sadık teb’alarını, onların mevcut rejime bağlılıklarını bozmayacak, böyle basit bir meseleden dolayı baskı altında tutmaları pek büyük bir aptallık olurdu.

İlk Müslümanlar Mekke’deki müesses nizama değil, Allah’a boyun eğiyorlardı, öyle bir şahsiyet, tavır, kişilik, gösteriyorlardı ki toplumdan öyle ayrışıyorlardı.

O, kişilik, tavır, duruş neydi?

Onlar, kesinlikle hak yemiyor, zina etmiyor, haksızlık etmiyor, haksızlık karşısında susmuyor, yalan söylemiyorlardı. Doğruyu konuşmaktan, hakkı söylemekten çekinmiyorlardı.

Vahşi doğada su kaynağına en yakın halkayı en güçlü, en yırtıcı hayvanlar tutarlar. Suyun kaynağından, güç derecesine göre, halka halka dışa doğru bir dizilme söz konusudur. En zayıf olanlar en dış halkada yer alırlar.

Bu “hayvanlığın kuralı”dır.

“İnsanlığın kuralı”, “hayvanlığın kuralı”ından farklı olmalı değil midir?

İlk Müslümanlar bu “hayvani sistemi” tanımayıp, “insani sistem” talep ettikleri için tepki gördüler.

Onlar güçlünün değil haklının, mazlumun, masumun yanındaydılar.

Zira ilk Müslümanlar, kadınlar, çocuklar, köleler, fakirler idiler. İşkence altında “ahad, ahad” diye inleyen Bilal bir köle idi.

Yırtıcılar, zorbalar, zalimler, kolay avlarından, imtiyazlarından, rantlarından vazgeçemedikleri için İslam’a cephe aldılar, karşı koydular.

Yırtıcı olmamak, “İnsan olmak” önerisi onları çıldırtıyordu.

İlk Müslümanlara toplumun üst kesimleri ve onların yardakçıları işte bu nedenle kin ve nefret doluydular.

Kızgın kumlara yatıracak, kızgın demirle dağlayacak, ateşe atacak, ters istikamette giden iki deveye bacaklarından bağlayarak gövdelerini ikiye ayıracak kadar öfkeliydiler.

Müslümanlara, bulundukları şehri, Mekke’yi topluca terk ettirecek kadar şiddette ileri gittiler.

“Yırtıcılar”ın günümüzde de “İslam nefreti” ve “İslamofobi”leri aynı nedenledir.

Sömürgeci devletler, yeryüzünde Mekke cahiliye toplumunda olduğu gibi suya en yakın olacak şekilde konumlanmışlardır.

İlk Müslümanlar, adeta İbrahim, Musa, Salih İsa, Harun, Peygamber aleyhisselamların hikayelerini yaşadılar.

O peygamberler kendi toplumları ile ne yaşadılar ise, ilk Müslümanlar, Mekke toplumu ile aynı konularda çatıştılar, sürtüştüler.

İlk Müslümanlar statükoya, müesses nizama tehdit oluşturuyorlardı.

Namaz ve oruç, bir anlamda Müslüman kişinin o ilk Müslümanlar gibi olduğunu topluma, etrafına ilan etmesidir. Ben onlar gibiyim, onlardan biriyim demektir.

O ilk Müslümanların nerdeyse hiçbiri “Feveylillül müsalliyne”, “vay o namaz kılanların haline”nin muhatabı olmadılar.

Zamane Müslümanlarının kaybettikleri işte o ilk “ruh”tur.