Dolar (USD)
15.9446
Euro (EUR)
16.754
Gram Altın
927.827
BIST 100
0
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

21 Aralık 2016

Biz iki dünyalı insanlarız

Sevgili okuyucularım, derdimiz sadece bu dünyada yaşamak değil. Gayemiz ahireti de kazanmak. Bu dünyayı güzel yaşarsak, ahirette başımız ağrımaz. Bu Dünyada İçinde yaşadığımız bir dünya var, bir de içimizde yaşattığımız dünyau2026 İlkinde yaşamak bizim elimizde değil, ikincisini yaşatmak bizim elimizde. Bu iki dünyanın da kendince gerçekleri var. Bu gerçekleri fark edebilmek için bilgiye muhtacız. Bilgi, birinde yaşayabilmemizi sağlıyor; diğerini yaşatabilmemizi. Bilgi ile fark ettiğimiz gerçekler bu iki dünyanın gündemlerini oluşturuyor. Birisinin gündemi kalbimizi ve aklımızı istila ettiği anda diğerini ihmal etmekle karşı karşıya kalıyoruz. İçimizdeki dünyanın orantısız istilasından meczup olmaya kapı aralanabilecekken içinde yaşadığımız dünyanın kalbimizi işgali, bizi daha az insan olmanın eşiğine terk ediyor.

İçinde yaşadığımız dünyanın gündeminden anında haberdar oluyoruz. Akıllı telefonlarımız mütemadiyen bilgi akışı sağlıyor. Bizi ilgilendiren, kısmen ilgilendiren yahut asla ilgilendirmeyecek olan binlerce şeyin bilgisini ceplerimizde taşıyoruz. Keşke diyorum bazen; yeni bir icat çıkarsa birileri de her insan sadece kendisini ilgilendiren şeylerin bilgisine maruz kalsa. Bilgiye maruz kalmak... Evet, böyle bir fecaat duruyor kapımızda. Biz istediğimiz bilgiye sahip olmuyoruz. Birilerinin istediği bilgilerle doluyoruz. Kendimizin olan, özümüzden bir şeylerle dolsa gönlümüz ve beynimiz hayata bakışımız ve duruşumuzda öz olur. Müslümanca olur. Ancak lüzumsuz ne kadar şey varsa her yerden pompalanıyor gönlümüze. Ve kalbimizi bir çöp yığınına çeviriyorlar. Zamanımızı bizden çalıyorlar. Bizi daha çok başka şeylerle meşgul ederek ailemizden kopartıyorlar. Eşimizle muhabbet edip çocuğumuzla oyunlar oynamamız gerekirken, şu paylaşmada bakayım, bu diziyi de izleyeyim, şu maçı kaçırmayalım, Buna da yorum yapayım, şunu da cevaplayayım derken bir bakıyoruz uykumuz gelmiş uyuyoruz. İçimizdeki dünya aslında böylemi? Elbette değil. İçimizle başbaşa kalsak kalbimizi dinlesek telefonu kaldırır atar, televizyonu kapatırız. Peki neyi bekliyoruz? Gelin kalbimizdeki dünya ile içinde yaşadığımız dünyayı kavga ettirelim. Kalbinin gündemiyle yaşamak her baba yiğidin harcı değil. Babayiğit değilsek bu kavgaya girmeyelim mi? Elbette girelim. Bazı kavgaları güçlüler kazanır, bazen de kavga ede ede güçlenir insan. Peki biz güçlene bilecek miyiz? Kazana bilecek mi kalbimiz? Evet tam istediğimiz gibi olmayacak. Biraz eksik kalacak bazı şeyler. Ama bir yerden başlamış olacağız düzelmeye ve yaşamımızı düzeltmeye.

Anlamsızlıklarla dolu yaşamın içinde neler yok ki? Resmen Kalbimiz istila altında. Filan meşhurun bilmem kaçıncı kocasından boşandıktan sonra yaptığı ilk işten tutun, falancanın meşhur olmak için amuda kalkarak dünyanın dört bir köşesinde çektiği 'selfie'lere kadar her bir şey haber diye yağıyor ceplerimize. Gazeteler, siyasilerin anlamsız didişmelerinden, döviz kurundaki dalgalanmanın magazin taraflarına, saçları ABD'nin yeni başkanına çok benzediği için kardeş olabilme ihtimalleri olan adamdan daha bilmem nerelere ve kimlere kadar anlamsızlık boca ediyorlar üzerimize. Bunların arasında kaybolup gidiyor içimizdeki dünyanın gündemi. Bundandır alıp verdiğimiz her nefeste kalbimizin Allah demeyişine kahrolmayışımız. Bizden işlerimizi ibadet gibi yapmamız istenirken, bizim ibadetlerimizi yaparken kalbimizde işlerimizin atması bundandır. Bu anlamsızlıklar hayatımıza girmeden önceki vakitlerde adam olamamak için ciddi bir kabiliyet(!) gerekiyordu, şimdilerde adam olabilmek için en büyük kabiliyetler dahi aciz kalıyor. Bütün değerlerimizi kaybettik. Kalbimiz başka söylüyor, aklımız başka. İman başka bir yere çağırıyor, zaman başka bir yere. İçimiz bizi ölümle doğulacak olan bir hayatın hazırlığına davet ediyor, dışımız ölümü hiç hatırlamadan gününü gün etmenin davetçisi.

Ne yapalım peki?

Televizyonları kapatıp, telefonları atıp, gazetelerden uzak durup, dağ başına çekilip koyunlarımızı mı güdelim?

Hayır!

Bir kalbimiz olduğunu hatırlamakla başlayalım işe. O kalbin bir sahibi olduğunu fark edelim. Dertleşelim kalbimizle. "Ey kalbim bu gün ne var ne yok?" diyelim. 'Mutlak var'ı ve varmış gibi yapan yokları dinleyelim kalp sızımızdan. Mühim olanı bize ihtar edebileceği kadar zaman bırakalım ona. İki kişi olalım: Kalbimiz ve biz. Bir iş yaparken soralım ona: Sen ne diyorsun?

Bir kalp gündemimiz olacaksa bir gün, önce kalbimiz diye bir gündemimiz olsun. Üzerindeki çer çöpü ayıklayalım, kirleri temizleyelim. Her günahın kalbimizde bir leke bıraktığını fark edelim. Bir yandan temizlemeye çalışırken diğer yandan yeni kirlerle doldurmamak için ihtimam gösterelim, uzak duralım günahlardan.

O zaman bunca yormaz belki bizi dışımızdaki dünyanın anlamsız hengamesi. Hayat daha tahammül edilebilir bir şey olur belki o zaman. Gayretimiz önce bir

perde olur, sonra demir bir parmaklık ve gaflet ilkin yüzünü gösteremez, sonra da hiç süzülemez kalbimizden içeri. Kalbimiz ilk günkü gibi nur pompalar cümle azalarımıza. Aşkla ışıldar yüzümüz ve yüzümüze bakan kalbini fark eder belki, kim bilir? Yayılırız yeryüzüne, birbirimize dokunuruz kalplerimizin ucuyla ve efsunlu bir temasla dokunduğumuz her insan kalbine döner, kalbinin sahibine döner belki de, kim bilir?

Mühim olanı bir kez daha fark eder insanoğlu. Ne için yaratıldığını, içinde yaşadığı dünyaya, içindeki dünyayı yaşatmak için geldiğini bir kez daha fark eder. Rengi, şekli, kokusu değişir yeryüzünde ne varsa. Bize dedelerimizden kalan bir avuç toprağı çok görenlerin bile kalp topraklarını dedelerimiz gibi adaletle, muhabbetle yeşertiriz belki.

"Ben kalbimi fark edeceğim ve dünya değişecek öyle mi?" deme bana!

Çünkü sen kalbini fark etmeden değişmeyecek hiçbir şey, sen bile!

 
Advertisement Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement