15 Eylül 2021

Biyopolitika: 'Hayat'ın yeni yazılımı

Biyopolitika, insan biyolojisi ile siyaset arasındaki etkileşimleri inceleyen bir bilim dalı olarak insan biyolojisi ve bedenin siyaset üzerindeki etkileri kadar politikanın insan bedeni üzerindeki etki ve kontrolünü ele almaktadır.

 Burada “biyo” kavramı organik bir yaşamı ifade ederken, politika da bütün içerimleriyle siyaset alanını tanımlamaktadır. Esasen hayat anlamına gelen yunanca bios kelimesi biyopolitikanın bugünkü içeriklendirme biçimindeki merkezi ögeye atıfta bulunmaktadır. Bugün biyopolitikayı anlamlı kılan nokta, hayatın yeni bir yazılım, strateji, inceleme ve politika konusu olmasıdır. Bilhassa tıbbi ve biyolojik alandaki birtakım gelişmelerle birlikte insan hayatının uzatılması, ölümün yok edilmesi, yeni hayat stratejileri biyopolitikanın aktüel ilgi alanları haline gelmiştir.

Meselenin daha iyi anlaşılması açısından birkaç görüşe işaret edelim. Birincisi, Michel Foucault biyopolitikayı özelde iktidar ve beden arasındaki ilişki üzerinden okurken, iktidarın bedenleri disipline etmesi, bunun üzerinden bilgi ve hayat üretmesi sorununa odaklanır. Foucault’nun bu okuma biçimi biyopolitikanın kapsamına giren tüm sorunlar için sınırlı kalmakla birlikte, özellikle farklı iktidar biçimlerinin bedenleri disipline etme stratejilerinin içeriğine başarıyla değinmektedir.

İkincisi, Agamben ise “çıplak hayat” kavramsallaştırması üzerinden hukukilik kazanmamış bedenleri ve bu bedenler üzerinde siyasetin tasarruflarını sorunsallaştırmaktadır. O egemen iktidarın ortaya koyduğu etkinliğin biyosiyasal bir beden yaratmak olduğunu belirtmektedir.

Bugün biyopolitikanın geldiği nokta, tıp ve biyolojideki gelişmelerle birlikte bedenleri disipline etmekten öteye geçmiş ve hayatı yeni bir varoluş biçimi olarak bir yazılımın,  stratejinin ve perspektifin konusu kılmaya başlamıştır. Bu yazılım ve strateji de iktidarın temel yönsemeleri çerçevesinde belirginlik kazanarak biyopolitikanın mikro konularına yönelimler kazandırmıştır.

İktidarın bugün için neyi tanımladığını da ayrıca belirginleştirmek gerekir. Özellikle küreselleşme ile birlikte biyopolitikada etkin olan iktidarın küresel sermaye bağlamında küresel aktörler olduğunu belirtmek gerekir. Çok yakın zamanda daha net görüleceği üzere artık devlet düzeyindeki tikel iktidarlar küresel ölçekte merkezden belirlenen hayat stratejilerini uygulamak durumunda kalmışlardır.

Burada biyopolitikaya hayatiyet kazandıran önemli birkaç noktaya değinmeliyiz. Birincisi, Modernitenin erken zamanlarından itibaren biyolojinin kazandığı önem. Bitkilerden başlayarak insana doğru bir seyir izleyen genetik çalışmalarına dikkat çekilmelidir. Bunun sonucunda hayat artık klasik anlamının ötesinde yeniden kurgulanan ve yazılan bir strateji olarak “kontrol edilebilirlik” kazandı. İçinde bulunduğumuz yeni dönemde biyolojinin yeniden önem kazanıyor olmasını da dikkatle takip etmek gerekir. İkincisi, sosyobiyoloji gibi yeni bilim dalıyla, daha önce evrimi endoktrine etme çabaları yeniden hız kazandı.

Üçüncüsü, özellikle 19. Ve 20. Yüzyıllarda antropolojinin “öteki”leri tanımlamakla başlayan serüveni, ırk çalışmaları ve nihayetinden biyoloji ve tıptaki gelişmelerle birlikte “öjenik” fikirlerin yayılmasına hatta uygulanmasına kadar vardı.

Dördüncüsü, Aryan ırkı fikrinden Batı dışı toplumların irrasyonel karakterine kadar teoriler doğrusu, modern dönemde üretilen yararlılık, verimlilik, işe yararlık vb. kavramlar üzerinden hayat stratejilerinin belirlenmesine doğru evrilmiştir. Foucault’nun “disiplin” kavramı üzerinden belirttiği şey, modern dönemde kapitalizmin değişen döngüsüne ayak uydurmak üzere hastanelerin, okulların, tımarhanelerin vb. yeni bir strateji ile devreye girmesidir.   

Bugün kimi beyanatlar dünya nüfusunun fazla olduğunu söylemekten geri durmuyorlar. Bunu Malthus’tan başlayarak nüfus ve gıda arasındaki ilişkiyi gündeme getirerek yapıyorlar. Ancak günün sonunda, kimin yaşayacağına karar vermek gibi tanrısal bir işe kalkışılıyor.

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement