Dolar (USD)
17.917
Euro (EUR)
18.3327
Gram Altın
1033.018
BIST 100
2785.16
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

29 Kasım 2020

Bir Başkadır

İyi bir yerli dizi izleyicisi olduğumu söyleyemeyeceğim. Hatta izlediğim yerli dizileri düşündüğümde ilk yayın tarihlerinde izlediğim “Tatlı Hayat” ve “Avrupa Yakası” dışında yerli dizi takip etmediğimi hatırladım. Tatlı Hayat dizisini zamanında ailecek izlemiş hatta ne yalan söyleyeyim, hep birlikte çok gülmüştük.

Geçenlerde oğlumu bu diziyi tekrar izlerken gördüğümde karşılaştığım manzaranın beni çok şaşırttığını aslında hiç de komik bir dizi olmadığını keşfettiğimi söyleyebilirim! Nasıl söylememem ki!

Sonradan görme, gösteriş budalası bir adamı yerli yersiz, her ortam ve fırsatta, eş-dost, konu komşu herkesin yanında eleştiren, komik duruma düşüren, yer yer aşağılayan, ayar veren karısıyla ilişkisi hiç de komik ve eğlenceli değildi!

Bundan gösteriş budalası, cimri, toplumsal ayrıştırıcı bir adamı savunduğum veya hak verdiğim anlaşılmasın. Eleştirim bir kadının, kocasını çoklu ortamlarda bitirmek, aşağılamak için neredeyse fırsat kolladığı tipolojisinedir!

Hatta hanımefendi evin hizmetçisini de bu kervana dâhil etmiştir. Yapım, her karakterin her fırsatta adamı aşağıladığı, laf çakma yarışına girdiği bir izlenceye dönüşmüştür. Dizi, son kertede bizleri de bu çirkin terbiye etme metoduna dâhil ederek haklı çıkma, ayar verme eyleminden haz almamızı sağlayan mekanizmaya dönüşmüştür! Sahi biz neye bu kadar gülmüştük?

Gelelim Avrupa Yakası’na… Gülse Birsel ince mizah anlayışı, başarılı dokundurmaları, güçlü gözlemini senaryoya aktarma başarısıyla beğendiğim, zeki bulduğum bir kadın. Dizideki karakterlerin zenginliği, canlı öyküleme, eksilmeyen adrenalin-heyecan duygusu, Nişantaşı kültürünün gizil yönlerinin yansıtılması nedeniyle ilgiyle izlediğim bir dizi olmuştu. Farklı bir dünyanın, tüm yalınlığıyla toplumsal paylaşımını oldukça başarılı bulmuştum. Şimdilerde bu diziyi yeniden izlesem ne düşünürüm, neye eleştiri getiririm bilmiyorum. Bu sebeple dizi kalitesi hakkındaki olumlu düşüncelerimin devam ettiğini söyleyebilirim.

“Bir Başkadır” dizisi, sosyal medya üzerindeki yorumlarla gündemimize girip analiz yazılarıyla hararetli tartışmalara yol açınca elbette dikkatimizi fazlasıyla çekti. Öncelikle yakın çevremde diziyi izlemiş olanların intibalarını aldım, konuya ilişkin yorumları takip ettim. Bir yanda dizinin “öteki” olanı anlamak üzerine oluşturulmuş başarılı bir yapım olduğu iddiaları varken diğer tarafta tam tersine “öteki” olanı iyice ayrıştırdığı yer aldı. Daha arada olan yorumların hem sayısı az hem de sesleri cılız çıkmaktaydı.

Bu kadar sosyolojik tartışmalara yol açan diziye ilişkin kanaat oluşturabilmek için diziyi izlemeye çalıştım. Pandemi sürecinin yıprattığı psikolojim buhran halleri, sinir krizleri, yoksulluk gibi iç karartıcı, demoralize edici görüntüleri sindiremeyince ikinci bölümün başında diziyi bırakmak zorunda kaldım.

İlk bölüm üzerindeki intibalarımın dizinin genel yapısını ne derece analiz edeceği tartışılır! Bununla birlikte seküler psikiyatrist şablonu, hayatımın neredeyse her döneminde karşılaştığım bir tipolojinin can bulmuş hali gibiydi; görünce irkildim! Bu tiplerle bugüne dek o kadar çok karşılaşmıştım ki! Havalimanında, kafelerde/restoranda, akademik organizasyonlarda, AVM’lerde, sağlık sektöründe hâsılı neredeyse hayatımın her alanında bir adet seküler psikiyatrist fırlamış ve fırlayacak gibidir!

Psikiyatristin iç sesi dizide vicdan ve hümanizmanın izdüşümü olarak yansıtılmak istenmiş olsa de ötekileştirmeyi ete kemiğe bürüyen bir deklarasyon niteliği de taşımaktadır! Cahil, köylü, başörtülü karakter üzerine çok konuşulduğu için bu kısma girmek istemiyorum. Ancak gerçekten hangi dindar/muhafazakâr mahallede bir imam, genç bir mahalleli kız ile böyle sloganik, sembolist öğelerle dolu bir ilişki biçimi kurmuştur ya da kurabilir? Hangi mahallede insanlar/genç bir kız, tedaviden önce imam efendinin onayını alma ihtiyacı hisseder ve psikiyatrik olanı dâhil tedavinin tüm aşamalarını yabancı bir adamla (imam) paylaşır?

Anlaşılan o ki yapımcı, öteki olma üzerinden oluşturulmuş sınırları yıkma, kendisine yabancı olanı anlama amacıyla yola çıkmıştır. Öteki dünyaya yabancılık, senaryoda gerçek dışı, mahalle tarafından yadsınacak görüntüler oluşturmuştur. Bu niyetin bir başlangıç, düne kadar yok sayılan, dizideki ifadeyle de vurgulanan, çoğunluk olan ötekiyi anlama çabasının ürünü olduğundan kıymetli olduğuna inanıyorum. Biliyorum, bu bir kapı aralayış! Arkadan kapıyı daha cesur ve derinden ittirip iki dünyayı daha da yakından tanıma gayreti içindekiler gelecek ve gelmeli! Bu kadar uzun sürmemeliydi zaten…

*Twitter.com/sabihadogann