Dolar (USD)
16.6949
Euro (EUR)
17.5037
Gram Altın
974.66
BIST 100
0
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

24 Şubat 2021

Beyaz yakalıların cehennemi

İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2003 yılından beri her yıl düzenli olarak yapılan Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2020 yılı verileriyle birlikte kurumun web sitesi üzerinden kamuoyu ile paylaşıldı.

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından birisi, hiç okula gitmeyenlerin eğitim görmüş kişilere oranla daha mutlu oldukları ile ilgili saptamaydı.

Buna göre hiç okula gitmeyenlerin %54,4 kendilerinin mutlu olduklarını söylerken yükseköğretim mezunları içinde mutluyum diyenlerin oranı %46,1’de kalmış.

İlk ve ortaöğretimde 20 milyona yakın öğrenci kendileri için “iyi bir yaşam” hedefinin ilk basamağı olarak üniversiteye girmeyi görüyor. Tüm bir eğitim sistemi de onları bu doğrultuda koşullandırıyor. Aile ve çevre ise teşvik ediyor. Bu öğrencilerin bir kısmı bu ilk basamağa ulaşmayı başardıklarında yapacakları mesleği seçmiş ve alacakları diploma ile statü ve kariyer kapılarının öncesinde önemli bir eşiği geçmiş olduklarını düşünüyor.

Peki nasıl oluyor da bu hedef ve gayelerle ulaşılan bu hedef, üniversite mezunlarına yöneltilen bir sorunun “mutluyum” cevabına dönüşemiyor?

Bence TÜİK tarafından yapılan bu araştırmanın birkaç farklı okuması olabilir. Yükseköğretim mezunlarının mutsuzluğu bu noktada bakacağımız noktalardan birisidir mesela.

Beyaz yakalılar olarak tanımlanan çalışanlara ve çalışacak bir işin arayışında olan müstakbel beyaz yakalıların neler yaşadıklarına dikkatle bakıldığında tablonun yorumlanması daha anlamlı olabilir.

Aldıkları eğitimin niteliği ne olursa olsun daha önce yapabilecekleri pek çok iş artık yapamayacakları kadar onların uzağında. Birincisi bu işlerin bazıları ancak usta-çırak ilişkisi ile belirli yaşlarda gerekli donanımları istediği için; ikincisi diploma sahibi üniversite mezununun koşullandığı statü beklentisine cevap veremediği için.

Ne var ki istihdam “tam” değil artık; öte yandan daha nitelikli mezunlar ile bir yarış var veya iş için alım yapan kurumlar tarafından en iyi olanın ayakta kalabileceği bir parkuru aşabilenler tercih edilecek. Bu çok fazla kazananın olmadığı bir Survivor. Üstelik bu bir oyun da değil; hayatın ta kendisi. Ellerindeki diploma ile mutlu değil öfkeli ve mutsuz bir kitle var artık. Üniversite mezun sayısı ile övünmeden önce mutlaka durup düşünülmesi gereken bir gerçek bu.

Bu istihdam edilemeyen müstakbel beyaz yakalıların yaşadıklarından bir kesit. Peki istihdam edilmiş olanların durumu nasıl?

Enerjik, iletişim halinde, esnek ve şık eğitimli iş insanı görüntüsü, cehennemi perdeleyen sahte bir cennet fonunda beliriyor. Perdenin arkasında acımasız dönen bir çark, korkunç rekabet ve tam anlamıyla doğa durumu diyebileceğimiz Hobbesvari bir anlatının manzarası var.

Statü ve kariyer arzusunu kamçılayan tahsil, birçok eğitimli kişi için piyasanın kıyılarına vuralı çok oldu. İşin doğasında meydana gelen değişim en başta istikrarsız istihdam olgusunu ortaya çıkardı. Bu ise kaygan bir zeminde yürümekten daha fazlası. Ayak tabanınızın her türlü zeminde mukadder olarak kayması gibi bir durum.

Bu bir “fazla mesai kültürü”.

Bu kültür ise; ev ve iş ayrımının ortadan kalktığı en münasebetsiz saatte bile gelebilecek bir watsapp bildirimi ile yatağına uzanırken yöneticisi ile yüz yüze gelme ihtimalini çalışanlara vadediyor. En kötüsü ise varoluşsal korumasızlık garanti ediyor.

Kişisel gelişim ve yaşam koçları gibi yeni tip vaiz ve rahiplerin son 30-40 yıllık süreçte yükselmeleri boşuna değil. Bu gayri insani esnek koşullarda çalışanı ayakta ve hayatta tutacak onu asla değiştiremeyeceği bu koşullar içinde dahi başarılı olmaya motive edecek yeni tür bir dinselliğin kuşatması bu. Bu kuşatma sentetik uyarıcı olmaktan öteye gitmiyor. Nihayetinde kişinin omuzlarına bıraktığı yük ile onu baş başa bırakıyor.

Bu açıdan bakınca TÜİK araştırmasının sonuçları şaşırtıcı değil; malumu ilam.

 
TDV sağ
Advertisement Advertisement