Dolar (USD)
18.4745
Euro (EUR)
17.8299
Gram Altın
968.817
BIST 100
3260.15
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

01 Eylül 2013

Beyaz vatandaş neden rahatsız

Mursi'nin, iflas etmiş bir ekonomiye sahip ülkeyi tez zamanda düzlüğe çıkaramamasını darbe nedeni olarak görebilen demokrat, aydın, okumuş, elit, özgürlükçü vatandaşlarımız var bizim. Uzun yıllar uygulanan yanlış politikalar sebebiyle çöken ekonomiyi kısa zamanda toparlayamamış olmasını gerekçe gösteren sözde, "tarafsız taraf" insanlarımız.

Darbeyi meşrulaştırmak için gösterilen tek sebep bu değil elbet. Mursi'nin yaptığı en büyük yanlış olarak iktidarını muhaliflerle paylaşmaması gösteriliyor. İktidarın muhalefetle paylaşılmasını hangi rasyonel veya etik kurala dayanarak isterler anlayamayız. Bildiğimiz, Mısır'daki darbecilerin kınanması gerektiği yerde "ama Mursi de gücünü/iktidarını paylaşmadı" savunusu yapılmasıdır.

Malum zevat, darbeye bir gerekçe olarak da kendisini protesto etmek için sokağa çıkanları dikkate almayıp seçime gitmemesini gösterir. Yani, her sokağa çıkan üç beş bin kişi için başbakanların olağanüstü seçim kararı almaları zorunlulukmuşçasına yorumlar yapılır. Oysa, yüzde doksan dokuz oy alarak iktidara gelmiş bir başbakan için bile her zaman meydanlara çıkabilecek üç beş kişilik potansiyelden söz edilebilir. Her canı sıkılan, başbakanın bir icraatından rahatsız olan seçmenin birkaç gün sokağa dökülmesiyle seçime gidilseydi siyasetin bir evcilik oyununa dönüşmesi kaçınılmaz olurdu.

Beyaz vatandaşlarımızın darbeye kayıtsızlıklarına neden olarak gösterdikleri bir diğer madde ise biraz absürt gibidir. Sisi'nin, Mursi'nin istediği bir genelkurmay başkanı olduğundan hareketle kendilerini temize çıkarmaya çalışırlar. Bir başbakanın, atadığı genelkurmay başkanı tarafından darbeye uğrama ihtimali yokmuş gibi davranan bu beyazların, yakın tarihimizden haberleri yok gibidir!

Aslında, Mısır'daki darbeye darbe diyemeyen bu beyaz vatandaşlarımızın bilinçaltı okumasını yapmak hiç de zor değildir. Mısır'daki darbeden kısa bir süre önce bahane farklı olsa da özde Mısırlılarla aynı gerekçelerle sokağa döküldükleri ortada. Özde, mevcut hükümetin gitmesi arzularını muhafaza ederek sokağa döküldüklerini itiraf ve bu eylemlerine meşruiyet kazandırma çabalarını anlamamak da mümkün değil.

Mısır'daki darbecileri savunurken bunun kendilerini aklama çabası olduğu belli. Kendi eylemlerinin başarısızlığına karşılık Mısır'da darbe gerçekleştirenlere bir tür gıpta/kıskançlık ile yaklaşıyor olmaları da ihtimal dahilinde.

Bu vatandaşlar, zaten Mısır'daki darbeden ülkemize yatay geçiş yaparak konuyu buraya çekme hususunda özel bir maharete sahiptirler. Mısır'daki darbeyi meşrulaştırdıktan sonra söz, ülkemizdeki yanlışlarla Mısır'daki yanlışların örtüştürülmesine gelir.

En büyük sorunları iktidarda söz sahibi olamayışları gibi görünür. İktidar ve iktidara yakın olanların kendileriyle her alanda ortaklık etmediklerini söyleyerek iktidara karşı tavır takınmak, onları zora sokmak, eylem yapmak vs gibi hakları olduğunu iddia ederler. Eskiden kendilerinin egemen oldukları alanlarda artık başkalarının var olduğunu görmekten rahatsızlık duyuyorlardır.

Bu, bir tür hırs ve kıskançlık ürünü müdür bilinmez! Ancak kendi iktidar dönemlerinde neden bunu muhafazakar camiayla paylaşmadıklarına, bu insanları yok saydıkları sorusuna verecek cevapları da yok gibidir.

Bırakınız geçmişi, şimdi bile yaptıkları organizasyonlara, etkinliklere öteki kabul ettikleri muhafazakar insanları davet etmeyi düşünmezler. Panellerine, konferanslarına, sempozyumlarına değil konuşmacı izleyici olarak bile davet etmezler.

Yayın kuruluşlarında, gazetelerinde muhafazakar kimlikli, başörtülü insanları istihdam etmezler. Köşelerinde, tv programlarında başörtülü, muhafazakar insanlara yer vermedikleri gibi tv programlarına izleyici olarak katılmak isteyenleri engellemeye dahi çalışırlar.

Muhafazakar camiadan bir yazarın/gazetecinin yazısının, düşüncesinin kendi camialarında yer bulması, paylaşılmasının tek koşulu muhafazakar kesime zarar verecek, eleştiri yöneltilecek, ayrılıklara yol açacak bir formata sahip olmasıdır.

Hakeza, yayınevlerinde yayınlayacakları kitaplar için de aynı durum geçerlidir. Muhafazakar camiadan birinin eseri ancak muhafazakarları eleştiren, küçümseyen bir konsepte sahipse yayınlanabilir. Muhafazakar camiadan kişilerin görüşleri önemsenmez, hiçbir zaman bir konu hakkında onların ne düşündüğü sorulmaz.

İşyerlerinde, firmalarında önemli mevkilere, kilit noktalara muhafazakar, iktidarı destekleyen, başörtülü vs kişilere yer vermez, özel eğitim kurumlarında bunları öğretmen, idareci yapmazlar.

Belgesel, film, dizi vs yaparken başörtülüleri yok sayarlar. Bırakınız kamera önünde olmalarını, yapım ekibinde bile böyle insanlara yer vermezler. Sözün özü, bilumumum kültür, sanat, edebiyat, siyaset, ekonomi alanında sadece kendileri gibi düşünen, kendileri gibi yaşayan kendi mahalle insanlarına yer verirler.

Kendilerini elit, yerleşik, Cumhuriyetin öz evladı/mirasçısı, bu topraklara hükmetme ve yönetme yetki ve erkine sahip özel, nitelikli, modern insanlar olarak görürler. Kendileri dışındakileri yok sayan, küçük gören, sonradan görme olduklarını düşünen insanlardır bunlar. Bu toprakların, siyasetin, edebiyatın, medyanın, sanatın kendi tekellerinde olması gerektiğine inanan ve bunu kaybetmeye başladıkları için bizi ötekileştiriyorlar diye çırpınan beyazlarıu2026

twitter.com/sabihadogann

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement