Dolar (USD)
18.6412
Euro (EUR)
19.6063
Gram Altın
1075.026
BIST 100
4962.97
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

19 May 2022

Atatürk istismarcılığından vazgeçin!..

halilsivasi@yahoo.com

Yine, yeniden bir kez daha “yaparım-yaptırtmam” kavgasına şahitlik ediyoruz. Tevatürler havada uçuşuyor. AK Parti bir taraftan, CHP diğer taraftan“İstanbul Atatürk Havalimanı” üzerinden restleşiyor.

Kavga Atatürk istismarcılığı, ultra rant ve yeşil alan üzerinden şiddetleniyor. Mevzu dönüp dolaşıp yine “rant”ta kilitleniyor. Bahsi geçen yer öyle göz ardı edilecek, “aman sende” denilip geçilecek bir yer değil, herkesin iştahını kabartıyor. Burası 11 milyon 650 bin metrekare alana sahipliğinin ve onlarca milyar dolarlık ederi olmanın ötesinde İstanbul’un uzaydan gözüken betondan korunmuş en büyük yeşil alanı özelliğiyle dikkat çekiyor.

Yani buraya da tıpkı Zeytinburnu’ndaki 36, 32 ve 27 katlı üç bloktan oluşan 16/9 Gökdelenleri gibi onlarca dikilirse, 400 bin dolara vatandaşlık alacak yeni hemşehrilerimize konut imkânı sağlanmış olur. İstanbul bir kez daha ölür. Amma velâkin halkın nefes almak için “Millet Bahçesi”ne hasredilirse alüyülâlâ olur. (İstanbul’a 43 millet bahçesi kazandıran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Havalimanı alanına 7,7 milyon metrekare büyüklüğünde millet bahçesi inşa edeceklerini ifade etmişti.) Nitekim hükümet yetkilileri de ısrarla bu alanı dünyanın sayılı yeşil alan kompleksleri arasına katmak için harekete geçti.

Taksim Gezi Parkı’ndaki “ağaçları söktürmeyiz”çığırtkanlığıyla maraza çıkaranlar şimdide “İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki betonları söktürmeyiz” diyerek Atatürk ismi üzerinden halkı manipüle etmenin peşinde. Anlayın artık!.. Bu millet sizden Atatürk istismarcılığı değil, hizmet bekliyor. “Halka hizmet, Hakka hizmettir” anlayışıyla yaptığınız eserlerle gurur duymayı arzuluyor.

Gelelim tartışmada göz ardı edilen tarihi büyük fotoğrafa. Üzerinde tartışılan “İstanbul Atatürk Havalimanı” üzerine defalarca yazıp, teklif sunmamıza rağmen “rantabl” olmadığı için kimsenin ilgisini celbetmedi. Hem iktidarın, hem de muhalefetin ilgisini çeker umuduyla meseleye kimsenin görmediği pencereden bir kez daha bakmaya gayret edelim.

***

1930’lu yıllar dünyanın “Büyük Buhran” yaşadığı, Türk Ordusu’nun uçak ve benzeri ihtiyaçlarının halkın himmetleriyle alınabildiği günlerde, “bu millet teyyaresiz yaşayamaz” anlayışıyla elini taşın altına koyup yerli uçak üretimine talip olan Türkiye’nin en zengin müteşebbisi Nuri Demirağ, Almanya, Çekoslovakya ve İngiltere’deki uçak fabrikalarını gezip, “Avrupa ve Amerika’nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir” diyerek, 1936’da uçak fabrikası için hazırlıklara başladı.

Selahattin Reşit Alan’ın çalışmaları sonucu ilk yerli yolcu uçağıNu.D.36”yı Beşiktaş Demirağ Uçak Fabrikası’nda imal ederek, Türk Hava Kurumu’ndan 10 adet eğitim uçağı ve 65 adet de planör siparişi aldı. Ardından yepyeni bir model geliştirmenin çalışmalarını yürüterek, “Nu.D.38” ismi verilecek olan altı kişilik, çift motorlu, gövdesi alüminyum kaplama yolcu uçağını imal etti.

Bugünlerde üzerinde iktidar ve muhalefetin kavgaya tutuştuğu fabrika için Yeşilköy’de (şu andaki İstanbul Atatürk Havalimanı) Elmas Paşa Çiftliği’ni satın alarak 1559 dönümlük geniş arazi üzerinde 1000x1300 metre ölçülerinde bir uçuş sahası yaptırarak, bu sahanın üzerine ayrıca Nuri Demirağ Gök Okulu, uçak tamir atölyesi ve hangarlar inşa ettirdi. “Türkün yaptığı uçakları elbette Türkiye’de yetişen pilotlar uçuracaktır” düşüncesiyle hareket edip, “Gök Ortaokulu” açarak Türk gençlerine istikbâlin göklerde olduğu fikrini aşıladı.

13 Temmuz 1938’de Eskişehir’de yapılacak tanıtım inişi esnasında piste erken iniş yapan yol arkadaşı pilot Selahattin Reşit Alan’ın şehit olması üzerine, “pilotaj hatası”nı kabul etmeyen Türk Hava Kurumu’nun 1 Mart 1939 tarihinde “şartlara uygun değil” diyerek verdiği uçak siparişlerini iptal emesiyle darbe üzerine darbe yedi. Üst üste yaşanan olumsuzluklara rağmen idealinden asla vazgeçmeyerek, Salahattin Reşit Alan’ın vefatı üzerine yarım kalan “Nu.D-38” ve “Nu.D-40”ın imalatını 1944 yılında tamamladı.

Bütün övgülere rağmen kurum ve kuruluşlardan sipariş gelmemesi üzerine zora girdi. Yaklaşık 1,5 milyon lira harcayarak ortaya koyduğu millî eserlerin heder olmaması için dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye defalarca mektup yazdı. İspanya, İran ve Irak’ın talip olduğu uçakları başta İsmet İnönü olmak üzere devrin muktedir güçlerinin “yakarız, yine de sattırmayız” demesiyle idam fermanı imzalandı. Uçaklar uzun yıllar Yeşilköy hangarında bekletildi. Tesisler istimlâk adı altında 1 kuruşa elinden alındı. Varlıklarına el konularak iflas ettirildi.

TOMTAŞ (Kayseri Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi) ve Vecihi Hürkuş’un başına getirilen menfur olaylar silsilesi bu kez de milletini göklere çıkartan Nuri Demirağ’a uygulanmış, akla hayale gelmeyecek engellemelerle itibarsızlaştırılarak yüzüstü bırakıldı. Sadece Demirağ’ın serveti değil, büyük fedakârlıklarla elde edilen savunma sanayi imkân ve kabiliyetleri yerle yeksân edildi.

***

İşte bugün tartışmaların gündemi yorduğu bu alanın görülmeyen, vefasızlığa kurban edilen büyük fotoğrafı budur. Bu fotoğrafa bakmadıkça gerçeği anlamak, mümkün değildir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk yaşasaydı milletin değerlerine alenen savaş açan ve ismini istismar edenlere şiddetle karşı çıkar, bununla da yetinmez “kraldan çok kralcı” güruhu yalakalıktan mahkemeye verirdi.

Neden mi?..

Tam da bu noktada Atatürk’ün muhtemelen sarf etmesi muhtemel ifadelere kulak verin efendiler!..

Ben size miras bıraktığım vatan sathında istikbalin göklerde olduğunu ve muâsır medeniyetler seviyesine çıkmayı hedef gösterdim.

Siz ne yaptınız?..

Kocaman bir hiç!...

Kendiniz bir şey yapmadığınız gibi yapana da mâni oldunuz.

Efendiler, benim gösterdiğim hedeflere emin adımlarla ilerleyen millî ve yerli müteşebbis Nuri Demirağ’a çelme üstüne çelme taktınız. Gelecek nesillere “rol model” olacak projelerini sekteye uğrattınız. Cellat Ali (Ali Çetinkaya) ile kafa kafaya veren İsmet (İnönü) ben hayattayken adamın Boğaz Köprüsü Projesi’ni sümen altı yaptı.

Benden sonra Tek Parti Şefliğini ilân eden İsmet Paşa bununla da kalmayarak böyle vatansever bir insana dünyayı dar etmiş. Nuri’nin önünü keseceğim diye memleketin önünü kesmiş. Nuri’nin şahsında memleketin ve milletin canına okuyan İsmet memlekete çok yazık etmiş, çok!...

Bütün varlığını milletine harcayan Nuri'nin ürettiği yerli “Nu.D.36” ve “Nu.D.38” uçaklarının üretimini sekteye uğratıp, Marshall Yardımı bahanesiyle istikbalimizi ve göklerimizi ABD’ye peşkeş çekmiş!..

Şimdi kalkmışsınız ismim üzerinden eyyamcılık yapıyorsunuz. Yazıklar olsun size!..

Biraz vefalı olun!..

Madem beni seviyorsunuz...

Atam izindeyiz” diyorsunuz...

O halde kemiklerimi sızlamayın!.. Ben de sizin gibi Allah'ın yarattığı ve ölümü tattırdığı bir kulum; “ilahlaştırmayın”!..

Ben Nuri'yi çok severdim, biraz vefanız varsa siz de sevin. Sevdiğinizi de gösterin. Madem ismimi verdiğiniz “İstanbul Atatürk Havalimanı” yavaş yavaş tarih oluyor. Ben buradaki ismimden feragat ediyorum. Buraya bizim Nuri Demirağ’ın ismi verilsin.

Çünkü hiç kimsenin ortaya çıkmadığı bir dönemde servetini harcayarak milletten aldığını millete vermek için Yeşilköy’e Gök Okulu’muzu açan, kendi mühendis ve pilotumuzu yetiştiren, kendi paraşütümüzü yapan, yerli uçaklarımızı üreten Nuri Demirağ’ın ismi gelecek nesillere “rol model” olsun diye altın harflerle yazılmalı.Ben bu vefayı zamanımda gösterdim. Demiryolunda açtığı çığır ve yaptığı hizmetlerin nişânesi olarak ona “Demirağ” soyadını bizzat ben verdim.

Sıra sizde.

İstanbul Atatürk Havalimanı’nda ihdas edilecek yapılara Nuri Demirağ ismini verin.

Vesselâm.

 
Advertisement Advertisement