Dolar (USD)
17.96
Euro (EUR)
18.2655
Gram Altın
1023.708
BIST 100
2913.3
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

12 Aralık 2021

Aşçı Dede, Findley, Beşir Ağa

Aşçı Dede, 19. asırda yaşamış Osmanlı mülkiye memuru. O devir insanlarının pek adetleri olmadıkları üzere, hayatını, hatıratını, detaylı kaleme almış, takva ehli bir Müslüman.

Mevlevi dervişi Aşçı Dede’nin gerçek ismi İbrahim Halil. Bir yeniçerinin torunu. Aşçı Dede, sonraları Kadiri ve Nakşibendi tarikatlarında da seyr-i sülük ediyor. O devirlerde, birden fazla tarikata giren insanlara sıkça rastlanıyor. Erzincan’da Halidiye dergahının işlerini çekip çeviren kişi olarak “Aşçı Dede” ünvanını kazanıyor.

Aşçı Dede’yi, Carter V. Findley’den öğrendim.

Ankara’dan İstanbul’a, New York aktarmalı gider gibi oldu. Bu, harf değişikliği travmasının oluşturduğu toplumsal amnezinin (hafıza kaybının), hüzün veren tezahürüydü.

ABD’li tarihçi Findley, bir Osmanlı araştırmacısı, “ata”larımızın dilini, “kadim” lisanımızı pek mahirane kullanıyor.

Findley’i okurken dilde ne kadar irtifa kaybettiğimizi içim acıyarak hissettim.

Findley, “Kalemiye’den Mülkiye’ye” ismiyle Türkçe’ye çevrilen çalışmasında, “Reis-ül Küttab”lıktan “Hariciye Nezareti”ne tebeddülat sürecinde, Osmanlı Dışişleri bürokrasisinin, “Kalemiye”den “Mülkiye”ye, yani gelenekçi Müslüman kimlikten, modernist Müslüman kimliğe evirilmesini mercek altına alıyor.

“Türk Batılılaşması”nın adeta embriyolojik gelişimini izliyor.

“Batılılaşma”, tıbbi anlamda şifa bulma değildi, kanserleşmeydi.

Doğrusu “modernleşme”ydi.

Mülkiyenin toplumsal tarihi, yüzeysel Batılılaşmış yeni bir züppe tipinin doğmasına şahitlik ediyordu. Dayanışmayı ve yardımlaşmayı reddeden yeni bir tüketim biçimini beraberinde getiren “frenkvari” tipler, Osmanlı halk kesimlerinin tepkilerini çekmede gecikmediler.

Ahmet Mithat Efendiye göre, Avrupa’nın fenaları iyilerinden, İstanbul’un züppe budalaları, akıllılarından fazla idi.

Findley, “Batılılaşma”mızın embriyolojik izini sürerken, sık sık Aşçı Dede’nin ve daha bazı kişilerin hayatlarına atıfta bulunarak ve 366 mülkiye memurunun günümüzün CV’sine karşılık gelen sicill-i ahvallerini istatistiklere dökerek tezlerine destek arıyor.

Osmanlı ilmiye sınıfı ve medrese kurumu, Batı Dünya’sındaki gelişmeleri eşzamanlı ve kifayetle takip edip çözümler üretemeyince, adım adım tasfiye olurlarken, liderliği “Mülkiye” ve mensuplarına kaptırdılar.

Findley’e göre, ulema, her şeye rağmen, başlangıçta imparatorluğu güçlendirecek reformları destekledi, ancak, reformların modernleşme değil laikleşme anlamına geleceğini fark edince tereddüde düştüler.

Osmanlı’ya biz o kadar uzağız, yabancıyız ki, içimizden bazıları Osmanlı’da kul olduğumuzu, şimdilerde vatandaşlığa terfi ettiğimizi haykırıp duruyorlar. Oysa Osmanlı öyle rasyoneldi ki, 1774-1836 yılları arasında görev yapmış üç Reis-ül Küttap (Dışişleri Bakanı) daha önce köle idiler.

Osmanlı’da kölelik bile, işte böyle bir şeydi.

Şimdi gelelim Aşçı Dede’ye…

Aşçı dede küçük yaşta anne-babasının boşanması sebebiyle babasız kalır. Annesiyle birlikte 8-10 yaşlarındayken halasının kocası Beşir Ağa’nın Şehzadebaşı’ndaki konağına yerleşirler.

Beşir Ağa kimdi?

Beşir Ağa, Salih Paşa’nın siyahi kölesiydi. Aşçı Dede’nin halası Esma ile evliydi. Esma hala öylesine güzeldi ki, etrafında birçok talip dolaşan bir afet-i devrân idi. Esma’nın babası kendisine damat olarak, Kandilli’de bir yalısı olan Salih Paşa’nın siyahi kölesi Beşir Ağa’yı seçmişti. Salih Paşa, taşraya göreve gönderildiğinde ailesini siyahi kölesi Beşir Ağa’ya emanet etmişti.

Siyahilerin, Kunta Kinte’lerin, o devirler Amerika’sındaki feci hayat şartları göz önünde bulundurulursa, insan hakları hakkında, kimin kimi sorgulaması gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.

Aşçı Dede, enişte Beşir Ağa’nın konağına yerleştiğinde halası Esma ile Beşir Ağa’nın henüz çocukları olmamıştı. Beşir Ağa, Aşçı Dede İbrahim Halil’e oğluymuş gibi davrandı. Aşçı Dede’nin tasavvufa ilgisinde Beşir Ağa’nın rolü büyük oldu. Beşir Ağa’nın tasavvufa ilgisi öylesine büyüktü ki, Beşir Ağa bir süre sonra tasavvuf uğruna her şeyden vazgeçip ortadan kayboldu.

O sırlarda Aşçı Dede yakınlardaki bir Rıfai tekkesinde dervişçilik oynuyordu.

Dervişlik yoluna tam yönelmesi, memuriyete girerken Mevlevi olmaya karar vermesiyle oldu.

Beşir Ağa gibi her şeyden elini ayağını çekeceğinden kaygılanan annesi onu evlenmeye zorladı.

Aşçı Dede evlendikten kısa süre sonra, haftanın iki gecesini evde, beş gecesini Mevlevihane’de geçirmeye, annesini ve eşini razı etti. Bir geceyi eşine, bir geceyi annesine, bir geceyi Mevlâna Celaleddin’e, kalan dört geceyi de dört halifeye (çar yar-ı güzin) ayırıyordu.

Aşçı Dede, İstanbul, Erzincan, Şam ve Edirne’de toplam 60 yıl mülkiye memurluğu yaptıktan sonra 1906’da emekli oldu. Sakalını 20 yaşından önce bırakmıştı.

Findley, Aşçı Dede’nin hayatının detaylarında dolanarak tezine destekler arıyor.

Aşçı Dede ile aynı dönemlerde görev yapan İbrahim Hakkı Paşa’ya bir Çerkez olan annesi hep “İmparatorluğun mezar kazıcılarından olma” ikazlarında bulunurdu.

Yemek masasından şarap eksik olmayan, Roma Büyükelçiliğinden Hariciye Vekaletine getirilen, ilk mülkiye mezunu Sadrazam olan, Wagner hayranı İbrahim Hakkı Paşa, İtalyan Elçisi’nin acımasız bir aldatmasıyla, Libya’yı İtalyanlara kaptırdı.

Günümüzün İbrahim Hakkı Paşa’ları ise halâ “Libya’da ne işimiz var” demeyi sürdürüyorlar.