Dolar (USD)
17.9331
Euro (EUR)
18.4099
Gram Altın
1039.38
BIST 100
2864.25
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

02 Kasım 2021

​Aile kalesi düşmesin...

‘’Aileyi Korumak Fethimizdir ‘’projesi Malatya Yeşilyurt belediyesi, Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu şubesi ortaklığı ile devam ediyor.28 ekim ‘de de D.Mehmet Doğan, Fahri Tuna, Adem Karafilik, Mehmet Şeker’i ağırladı. Her ay farklı alanda yazarları ağırlayan ve ağırlayacak olan Malatya, aile kalesi için yüce bir sesle hassas noktamıza dikkat çekiyor.

351 sayfalık hacimli dolu dolu bir eser de ortaya konuldu. Fikir mimarlığını yaptığım bu çalışmada değerli yazarlar hem kitaba sundukları yazıyla hem hazırlanan panelde konuşarak aile kurumumuzun ehemmiyetini dile getirdiler. Tehlikelere dair öneriler sundular.

Portre yazarı Fahri Tuna şöyle diyordu hitabıyla;

Sabahın seheri günden ileri Ben kimi sevmişim senden ileri Ziyaret olmuşsun kurban istersin Kurban bulamadım candan ileri

(Karacaoğlan)

Ondan ileri kimseyi, kimseleri sevemeyeceğimiz tek kişi/kurum vardır yeryüzünde: - hiç kuşku yok ki - ailemiz.

Kurban bulamayız ona verecek, candan ileri.

El-hak doğrudur. On kere yüz kere bin kere, yüz bin kere doğrudur bu.

Tersi geçicidir. Yaşayan, isteyen tecrübe edebilir. Edilmiş söylenmiştir.

Dedem Korkut’un diliyle “gelimli gidimli dünyada” tek gerçek, bitmez tükenmez sevgi kaynağımız ailedir, ailemizdir. Bunu bilir, bunu söylerim ben.

Ülke, insandır bana göre, aile ise hücre.

Birilerinin ailemizi bozmak istemelerindeki murat, dünyamızı bozmak, geleceğimizi ifsat ve işgal etmek içindir: Bu böyle biline.

Aile şifadır, aile dermandır, aile mekândır.Aile faizsiz, karşılıksız, geri ödemesiz borç alınabilen tek bankadır yeryüzünde.Aile karşılıksız, umarsız, çıkarsız sevgidir.

Sınırlı bir dünyada yaşıyoruz: Ülkelerin sınırları, şehirlerin sınırları, sokakların sınırları var. Hatta ömrümüz, günlerimiz bile sayılı ve sınırlı. Sınıflı da bir dünyadayız aslında: Zengin-fakir, kadın-erkek, genç-yaşlı, okumuş-okumamış, işçi-patron, kapıcı-genel müdür, yöneten-yönetilen.

Sınırın ve sınıfın ortadan kalktığı, acıların ve sevinçlerin tek vücut olduğu, şefkat ve sevginin her daim tavan yaptığı tek ülke, ailedir.

Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı D.Mehmet Doğan hocamız da; Aile yaşasın kadınlar ölmesin’’ derken şu hususlara dikkat çekti. Mehmet Akif’in bir şiiriyle başladığı konuşmasında bir zamanlar kaybettiklerimize rağmen, en büyük kazancımızın aile olduğuna dikkat çekiyordu.

Biz ki her mevcûdu yıktık, gâyesiz bir fikr ile;

Yıkmadık bir şey bıraktık... Sâde bir şey: Âile.

Hangi bir bünyânı mahvettik de ıslâh eyledik?

İşte vîran memleket! Her yer delik, her yer deşik!

Bunların ta’mîri kâbil... Olsa ciddiyyet, sebât;

Lâkin, Allah etmesin, bir düşse şâyet âilât ,

En kavî kollarla hattâ kalkamaz imkânı yok.

Kim ki kalkar der, onun hayvan kadar iz’ânı yok!

“Âilî bir inkılâb olsun!” diyen me’yûs olur,

Başka hiçbir şey kazanmaz, sâde bir ...... olur.

Çünkü “çıplak” inkılâbâtın rezâlettir sonu...

Mehmet Akif ERSOY

Türkiye’de 1970’lerden sonra ne değişti?

Öğretim seviyemiz yükseliyor. Okur yazarlık oranı son yıllarda yüzde yüze dayandı. İlk ve orta öğretim mecburi, her yıl üniversiteye bir buçuk milyon kayıt yapılıyor. Üniversite mezunlarımızın sayısı 10 milyonu aştı. Yani her sekiz kişiden biri yüksek tahsilli.

Mesele ne öyleyse? Neden kadınlar ölüyor/öldürülüyor?

Modernizm sinsi bir ideoloji olarak insanımızı kuşatıyor. Modernizmin lügatinde sevgi, saygı; büyük, küçük; rahmet, merhamet kelimelerine yer yok. Edep, hayâ, hicap, iffet, ismet…kelimelerinin miadları dolmuş, son kullanma tarihleri çoktan geçmiş. Aile mensubiyetinde ananın, babanın, çocukların, eğer varsa büyük ebeveynlerin kendine has konumları, birbirlerine karşı hukukları modernizmin mantığı ile bağdaşmıyor. Modernlikten kaçılamıyor, fakat onunla nasıl yaşanabileceği konusunda işe yarar bir tecrübeye de sahip değiliz!

Yazar MEHMET ŞEKER ise şöyle devam etti

Yurt dışı gezilerde Türk dizilerinin yaygın hâlde seyredildiğine şahit olmuştuk. Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Amerika’ya her tarafta bizim diziler revaçta. Etkinliği de gittikçe artıyor.

Yabancıların severek takip ettiği diziler sayesinde Türkçe öğrenmek isteyenlere de rastlıyoruz. Birkaç ülkede sebebini merak edip sorduğumuzda, ilginç bir tablo ortaya çıkmıştı. Dediler ki: “Sizin dizilerde aile bir araya geliyor… Aynı masada yemek yeniyor, kahvaltı yapılıyor, sohbet ediliyor ya… İşte bu bizim çok hoşumuza giden bir şey.”

“Aynı zamanda aile bağlarının kuvvetli olması bize cazip geliyor. Gıpta ediyoruz.”

Bağları güçlü tutmanın en basit yöntemi de bir sofra başında bir araya gelebilmek. Sonrası bayramlar, düğünler, törenler…

Köklü gelenekler, güzelce yaşatıldığı zaman, yarınlara daha güvenle yürüyebiliriz.

Yazar,kişisel gelişim uzmanı Adem Karafilik’de şöyle devam etti

EĞİTİM VE KÜLTÜR AİLEDE BAŞLAR. Çocuk; istenmeyen, olumsuz bir davranış sergilediğinde, ‘’bunu sana kim öğretti, nereden öğrendin, okulda bunları mı öğretiyorlar’’ denir. Ama bir gerçek var ki çocuklarımız sevgi, saygı, hoşgörü, nezaket kuralları,kısaca; temel ahlâkî normları ailesinden öğrenir.

Atalarımız çocuk yetiştirmenin önemini her fırsatta vurgulamışlar, eğitimin çok küçük yaşlarda, hatta anne karnından da önce başlaması, helal lokma ile çocuk büyütmenin gerektiğini sürekli olarak belirtmişlerdir. Çünkü küçük yaşlarda verilecek olan ahlak ve eğitimin daha kalıcı olduğu, hatta kişiliğin oluşumunda daha etkili olduğu “ağaç yaşken eğilir” sözüyle de perçinlenmiştir…

Panel, hocalarımızın gönülce sözleri ve temennileriyle sona erdi. Yazı ve söz kubbede bir hoş sada ise,aile için söylenen tüm güzel sözler, temenniler dua olsun. Aile korunsun. Aileyi korumak en büyük fethimiz olsun, vesselam.