Milat Web

29 Kasım 2021

​Aidat aidiyet ilişkisi (2)

Aidatın çok daha önemli bir yanı, aidat veren kimseyi ait olduğu yere bağlamasıdır. Üyelerin aidatları güçlenip hasbi ve yürekten oldukça, onların davaya olan aidiyetleri de güçlenecektir. Aidiyet bağının güçlülüğü oranında, dava da güçlenecektir. Çünkü böyle bir dava, dayandığı neferlerin samimiyet, ihlas, fedakarlık ve teslimiyetinden emin olup güven içindedir. Dava böylesine samimi, vefakar ve samimi müntesipleriyle her badireye göğüs gerebilir.

Ama “Bila teşbih” riddet olayında olduğu gibi, biz namazı orucu kabul ederiz ama, zekat öşür vermeyiz diyen kalabalıklarla nereye kadar gidebilirsiniz. Calutlara karşı başarılı olmak, Talutların sancağı altında sınanıp maddi, manevi, fiziki ve mali olarak kendilerini ispat etmiş olan yiğit erlerle kazanılabilir. Bolca edebiyat yapıp slogan atan, ama iş fedakarlığa gelince de kayış atanlarla zor işleri başarmak mümkün değildir.

Aidatın bazı fayda ve hikmetleri:

1.      Her şeyden önce Allah'ın (cc) emrine inkiyad ve mali bir ibadettir. Allah'ın (cc) emri olan her şey ibadet olduğuna göre, aidat ve hayır yolunda her türlü infak da Allah'ın (cc) emrine uymak ve dolayısıyla ibadettir.

2.      Kulluğun tekmili ve teyididir. Bilindiği üzere Allah (cc) neredeyse her namazı emrettiğinde, beraberinde zekat veya infakı da emreder. Yani akidevi ibadet olan iman, ameli ibadetlerle kemal bulur. Ameli ibadetlerin de bedeni olanı namazla, mali olanı da zekat veya infakla ifadesini bulur.

3.      Resulullah (sav) ve ashabının yoluna ittiba etmektir. Zira her konuda olduğu gibi mali ibadet ve dava uğrunda fedakarlık konusunda da onlar bizim en doğal örneklerimiz ve rehberlerimizdir.

4.      Kişinin davasına aidiyetinin en açık delilidir. Her bir şeye aidiyetin kendisine göre şartları vardır. Bunları gerçekleşmeden aidiyet de tam olmaz. Bir davaya mensubiyet ve aidiyet de davanın intisab için koyduğu şartları yerine getirmekle mümkündür. Müntesiplerinin hasbi infak ve fedakarlıklarıyla var olan bir davanın, intisab için maddi bir fedakarlık istemesi de gayet doğaldır.

5.      Kişideki aidiyet duygusunu tahkim ve takviye eden en etkili vesiledir. Bir insan hizmet ettiği bir dava uğrunda fedakarlık yaptıkça, onunla davası arasındaki manevi bağ güçlenecektir. Bu duygunun güçlenmesi, onun zaman içinde “fena fid-d dava” olmasına vesile olacaktır.

6.      Kişinin davasında bağlılık, samimiyet, teslimiyetinin net ve pratik bir delilidir. Şüphesiz her dava fedakarlık gerektirir. Komünizm, faşizm vs. beşeri ideolojiler bile fedakarlık gerektiriyorken, ilahi bir dava fedakarlık gerektirmez mi? Kendilerine sadece bu fani dünyada kimi faydalar sağlayan beşeri ideolojilerin taraftarları bile, nice fedakarlıklar yapıyorlar. Bize dünya izzeti ve ahiret saadeti kazandıracak olan bir İslami dava, elbette fedakarlığın en büyüğüne layıktır. İslami davanın edebiyatını çok güzel yapan, ama iş fedakarlığa gelince yan çizen bir kimsenin samimiyet ve teslimiyetinde sorun var demektir.

7.      Aidat, aynı zamanda davetçinin fedakarlık testinin net bir göstergesidir. Ne demişler; “Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Hatırlayalım; 28 Şubat gibi küçük bir imtihanda, en çok dökülenler, en iddialı ve gür seslerle slogan atanlar oldu. Seksenli yıllardan 97 yılına kadar, en çok duyduğumuz sloganların bazıları şöyleydi. “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” “İslam, sana, canım feda” “Savaş Sabır Zafer” “(Yere göğe, her şeye) Hak yol İslam yazacağız” “Batıla batıl, hakka hak, diyeceğiz suç olsa da” vs.

8.      Davetçiyle davası arasındaki güven bağının da açık bir göstergesidir. Bir dava, ancak fedakarlık, samimiyet, teslimiyet ve vefasından emin olduğu neferlere güvenip dayanabilir. Kuru kalabalıklarla, büyük işler başarılamaz. Dava yükü ağırdır. Dolayısıyla böylesi fedakar davetçiler, ancak gerçek manada davanın yükünü taşımaya tahammül edebilirler.

9.      Aidat, aynı zamanda vefanın da gereğidir. Bir davanın mensupları üzerinde doğal hakları vardır. Şehid İmam Hasan el Benna (rh.a) davanın on rüknünden sonuncusu olan “Güven” rüknünün açılımında mealen şöyle der: “Davanın davetçi üzerinde; kalbi bağlılık yönüyle babalık hakkı, ilmi istifade yönüyle hocalık hakkı, ruhi terbiye yönüyle mürşitlik hakkı ve genel idarecilik yönüyle de önderlik hakkı vardır.”

10. Tabi ki aidatın bir faydası da davaya güç katmaktır. Hatta diyebiliriz ki, bir davanın gücü, müntesiplerinin maddi manevi fedakarlıkları oranıncadır. Zira her davanın ihyası, ikamesi ve bekası için, finansmana ihtiyacı vardır. Davanın müntesipleri değil sıradan Müslümanlardan alınan yardımlar, elbette önemlidir. Ancak bir davanın asıl gücü, kendi müntesiplerinin hasbi ve samimi fedakarlıklarıdır. Bilindiği üzere “taşıma suyla, değirmen dönmez.”

11. Kişiyi cimrilik hastalığından korumanın pratik devasıdır. Çünkü cimrilik açık ve net manevi bir hastalıktır. Bu hastalığın da fiziki bir ilacı yoktur. Cömertlik ve infakın edebiyatını yapmak da bu hastalığın ilacı olamaz. Çünkü lafla peynir gemisi yürümez. Bu hastalıktan korunmanın da, hasta olunca kurtulmanın da en etkin, hatta yegane ilacı, pratik fedakarlıktır. Zekat, sadaka, infak vb. mali ibadetler… İşte aidat da bu ibadetlerden; periyodik ve sürekli olandır. Bu maddelere daha birçok ekler yapılabilir. Bize ayrılan satırları daha fazla aşmayalım. Subheneke... Bihamdike... Esteğfiruke... 

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement