Ahlak İlmi ve Dinimizdeki Yeri-1
‘Hulk’
kelimesinin çoğulu olan ‘ahlak’, insan ruhundaki ‘huy’ dediğimiz
hâller ve melekelerdir. Edeb, tevazu ve cömertlik gibi hayırlı neticeler veren
huylara, güzel huylar manasında “ahlak-ı hasene,” denir. Terbiyesizlik,
kibir ve cimrilik gibi şer sonuçlar veren huylara da kötü huylar manasında “ahlak-ı
zemîme,” denir. İşte iyi-kötü bütün bu huylardan ve neticelerinden
bahseden; insanı bunların iyilerini yapmaya ve kötülerinden de sakınmaya sevk
eden ilme “ahlak ilmi” denir.
“Ahlak ilmi”,
yaradılış gayesine uygun olarak insanı; mükemmel hâle getirmeye yani “insan-ı
kâmil” olmaya sevk eder ve çok kıymetlidir. Zira böyle yüce bir hedefe,
ancak ahlak ilminin ilkelerine uyularak varılabilir. Sorumluluk bilincine sahip
insanlar; ahlak ilminin emrettiği vazifeleri hakkıyla yerine getirdiklerinde;
-kendilerine de başkalarına da faydalı olmanın yanı sıra- son derece mutlu ve
mesut olurlar. Bundan dolayı ahlak ilmin faydası herkes içindir.
Ahlak ilmi, ‘nazarî’ yani teorik ve ‘amelî’
yani pratik olmak üzere iki çeşittir.Nazarî ahlakta; insan hareketlerinin
amacı üzerinde durularak hayır ve şerrin ne olduğu, faziletin keyfiyeti,
iyiliğin niçin yapıldığı, mutluluk, görev sorumluluğu ve vicdan gibi konular
üzerinde uzun uzadıya durulur. Böylece insan, iyi ile kötünün, hayır ile şerrin
farkını daha iyi kavradığı için; iyiyi nasıl yapıp, kötüden de nasıl
sakınacağının yollarını öğrenir. Buna aynı zamanda “ahlak felsefesi” de
denir.
Nazarî ahlak; insanın akıl, irade ve vicdan
gibi ahlakî kabiliyetlerini; öfke, şehvet ve benzeri duygularını ve bunlardan
doğan erdem ve çirkinlikleri tetkik ve tahlil eder. Bu kabiliyet ve duygulardan
yararlı olanlarını geliştirmenin, zararlı olanları da ıslah etmenin yollarını
gösterir.
İnsan, nazarî ahlak sayesinde; bir şeye körü
körüne inanmak yerine, onun neden iyi veya kötü olduğunu araştırarak
kuşkularını gidermiş ve ahlakın ilminin iyi dediği şeyin gerçekten iyi, kötü
dediği şeyin de gerçekten kötü olduğunu aklıyla anlayıp bütün gönlüyle kabul
etmiş olur.
Amelî yani pratik ahlak ise; insana hayatın
bütün alanlarında uyması gereken kuralları ve yapması gereken görevleri bir bir
gösterir. Önemli olan da budur.
Ahlakın temeli ve dayanağı ise, dindir ve dine
dayanmayan bir ahlak sistemi, asla istenen etkiyi gösteremez. Bu hakikati;
rahmetli Mehmet Akif, çok güzel bir şekilde dile getirmiştir: Ne ilimdir
veren ahlaka yükseklik ne vicdandır/Fazilet hissi insanda Allah korkusundandır.
Böyle bir ahlak kurumuna sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Çünkü Allah
korkusundan başka, kimsenin görmediği yerlerde, kötülük yapılmasını engelleyen
başka bir güç yoktur.
Ahlak, ‘eşref-i mahlûkat’
olan insana, hayat yolculuğu boyunca rehberlik eder. Çünkü insanın sahip olduğu
güzel ahlak ve manevî değerler, onun tutum ve davranışlarını, çevresi ile olan
münasebetlerini ve bir anlamda dünya görüşünü belirler.
Bir toplumun kalitesi, onu oluşturan fertlerin
hangi nisbette güzel ahlaka sahip olmalarıyla ölçülür. Bunun için yüce dinimiz
İslâm; toplumun gelişmesinde çok mühim bir yere sahip olan ahlak ilmine, çok
büyük değer vermiştir. İslam’ın ahlaka verdiği önemi, hiçbir düşünce sistemi
vermemiştir. Bundan dolayı, Kuran-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde ahlak konusu
çok geniş yer alır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Ben, güzel ahlakı
tamamlamak için gönderildim!” (İmam Ahmed) Aynı şekilde İslâm âlimleri de, yazdıkları
eserlerle bu konuda insanları aydınlatmaya çalışmışlardır.
Ahlak ilmi, her türlü yapının kendisi üzerinde
inşa edildiği bir değerler manzumesi ve mutlu olmamızı sağlayan bir ilkeler
zinciridir. Bu ilkelerden birinin dahi kaybolması, kişinin de toplumun da
huzurunu bozmaya yeter.
Milletlerin bekaları açısından da güzel
ahlakın önemi çok büyüktür. Ahlakın, toplumları yaşatan büyük bir kuvvet olduğu
hususu, tarihî olaylar ve belgelerle sâbittir. Mesela Roma ve Bizans
imparatorluklarının çöküşü, bu toplumlarda görülen ahlakî çöküntünün tabiî bir
sonucudur. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasında dahi bu faktörün etkisi çok büyüktür.
(Devamı haftaya…)