Dolar (USD)
15.7569
Euro (EUR)
16.6356
Gram Altın
925.509
BIST 100
2414.27
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

20 Kasım 2019

1950’den bu yana değişmeyenler ...

Harun Orak

Adnan menderesin hikayesini veya en azından darbe sonucunda kurulan mahkeme tarafından idam edilen seçilmiş ve sevilen bir başbakan olduğunu bilir çoğumuz. Ben de, “seçildi, hizmet etti, sonrasında ise ödül olarak idam edildi” diye kısaca bilgi sahibiydim, hayat hikayesini anlatan kitabı kah üzülerek, kah yumruk sıkarak okuyana kadar.

Tek partinin kendisi ile yarıştığı ve açık oy gizli sayım yöntemi ile idarecilerimizin seçildiği günlerden çok partili sisteme geçilmiş, eksikleri ve hataları ile Türkiye’de halkın yönetimi belirlemesi yönünde uzun bir mesafe katedilmişti.

Bununla birlikte, işin iç acıtan tarafı ise o günlerde de siyasi muhalefetin bir kısmı, muhalefeti ülkenin gelişmesine muhalefet olarak anlayanlardan ibaretti. Kim hizmet ediyor ise hırsız veya diktatör söylemleri ile itibarsızlaştırma modası o günlerde başlamıştı ve Adnan Menderes de bundan nasibini alanlardandı.

10 yıllık yönetimi döneminde, tek barajı olan ülkenin baraj sayısını 21’e çıkarmış, bir çok yerleşim yeri elektriğe kavuşmuş, beton ve çelik üretiminde devasa artışlar yaşanmış, bugünün bir çok büyük demir çelik ve rafinerisinin yapımına başlanmıştı. Velhasıl bu dönemde yapılan fabrikalar, barajlar, okullar ve yollar ile Türkiye adeta çağ atlamıştı.

Bugün E-5 olarak bilinen otoyolun Anadolu yakasındaki bölümü olan Ankara asfaltı ve Avrupa yakasındaki bölümü olan Londra asfaltı, vatan caddesi gibi İstanbul için hayati önem taşıyan bir çok büyük bulvar onun döneminde yapılmış ve “düşman işgale gelirse uçakları inebilsin diye yolları böyle geniş yaptı” diyenlerin akıl almaz iftiralarına maruz kalmıştı.

Hatta Adana bölgesinde yapılan Seyhan barajı gibi büyük bir eserin tamamlandığı yıllarda, bazı muhalifler hemen olumsuz propagandaya girişmişler. "Topraktan bir baraj yapıldı, yarın köstebekler, barajın duvarlarına yuva yapmak isterlerse, bu deliklerden yol bulan sular, toprak barajı bir anda yerle bir eder ve Adana da sular altında kalır" gibi akla ziyan dedikoduları 1950'li yılların ikinci yarısında her yağmur yağdığında yüzleri kızarmadan söylemeye devam etmişlerdi. Bu söylentiye inananlar ise uzun süre bu korku ile yaşamak zorunda bırakılmıştı.

Her siyasetçi daha doğrusu her insan gibi onun da kişisel ve siyasi hayatında muhakkak hatalar olmuştu ancak o da ülkesine hizmetin bedelini ne yazık ki önce çılgınca iftiralara uğrayarak sonrasında da canını vererek ödemişti.

Darbeden sonra gelen Milli Birlik Komitesi’nin ilk ve en önemli icraatlarından biri “yatırımları durdurmak” idi. O günlerin ülkeye muhalif gazete başlıklarından birkaçı ise aşağıdaki şekildeydi: “Fuzuli yatırımlardan vazgeçiliyor, Soma Termik Santralinin faaliyeti durduruldu, İstanbul Boğaziçi’ne yapılması planlanan asma köprünün yapımından vazgeçildi!”

Evet darbe öncesinde ihalesi planlanan boğaz köprüsü, fuzuli, yani günümüz diliye “İSRAF” diye durdurulmuş ve yapımına başlanması tam 10 yıl gecikerek ancak 1973’te hizmete açılabilmişti.

13 yıl sonra tamamlanan köprü hangi zihniyetin bu ülke için fuzuli olduğunun en büyük mühürlerinden biri olmuştu anlayana.

Darbe hükümeti tarafından köprünün durdurulması için “temel atmama” töreni yapıldı mı bilmiyorum ama o zihniyetin varislerinin karşımıza binbir farklı surat ile çıktıklarını, mahiyetlerin değişmediğini bugün de görebiliyoruz.

Ne demişler “hafıza-i beşer nisyan ile malul” ve bu nisyan sürdükçe de tarih tekerrür etmekte, ne yazık ki...

 
Advertisement Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement