Tüm dünyada Ramazan Bayramı hazırlıkları sürerken, Filistin’deki Müslümanlar bir bayrama daha silahlar ve bombaların gölgesinde giriyor. Uluslararası kamuoyunun Gazze’deki katliama müdahale etmekteki yetersizliği, İsrail ordusunun katliam politikalarına devam etmesine zemin hazırlıyor. Ankara Filistin Dayanışma Platformu (ANFİDAP) sözcüsü Mustafa Eminoğlu ile Gazze’deki mevcut durumu, uluslararası hukukun yetersizliğini ve İsrail ordusunda katliama katılan Türk vatandaşları sorununu konuştuk.
ULUSLARARASI HUKUK FİLİSTİN’DE SINIFTA KALDI
Filistinlilerin sistematik bir şekilde öldürüldüğü, yerinden edildiği ve dünyadaki dış politikanın da derin bir belirsizlik içinde olduğu bu dönemdeyiz. Filistin’de yaşanan zulümlerin hukuk karşısındaki durumu ile ilgili sizden değerlendirme alabilir miyiz?
1967’deki işgalin İsrail topraklarını üç katına çıkartmasıyla birlikte, Filistin meselesi tam bir uluslararası hukuk sorunu haline geldi. İsrail’in Filistin’deki eylemleri uluslararası hukukun tam bir odak noktasıdır. Soykırım ve diğer başlıca uluslararası hukuk konularının örneklerini Filistin bölgesinde görmemiz mümkün. Hatta şunu söylemek mümkün; “Bir uluslararası hukuk laboratuvarıdır Filistin”. Çünkü, bu yaşananların her bir zulmün karşılığı teorik olarak var. Ancak uluslararası hukuktaki bu teorilerin pratik anlamda çıktıları mevcut değildir. Mesela, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin bir tutuklama kararı var, ancak uygulanmıyor. Yani hukukun bu konuda sınıfta kaldığını ilan ederek, güçlünün kendi tahakkümünün geçerliliğini gördüğümüz bir düzlemdeyiz. Bu çok açıktır.
GAZZE KATLİAMINA KATILAN ÇİFTE VATANDAŞLARIN YARGILANMASI GEREKİYOR
Türkiye, İsrail karşısında daima Filistinli kardeşlerimizin yanında oldu ve bu desteğimizi her zaman gösteriyoruz. Sınır kapıları her açıldığında Gazze'ye ilk ulaşan yine Türkiye oldu. Uluslararası platformda girişimlerimiz oldu. Peki, mevcut olarak Türkiye daha fazla ne yapabilir?
Türkiye, tüm kesimleriyle Filistin davasının sahiplenildiği bir ülke. Bundan Filistinliler de bahsetmektedir. Evet, Türkiye olarak Filistin’e destek veriyoruz, özellikle diplomatik alanda ve insani yardım alanında desteklerimiz olağanüstü seviyede. Diğer ülkelerle kıyaslanamaz seviyede. Ancak, belli bazı noktalarda hala ilerletmemiz gereken aşamalar var. Özellikle yargılamalar konusunda. Mesela Türkiye, İsrail çifte vatandaşlarının yargılanması meselesinde herhangi bir ilerleme sağlanabilmiş değil. Türkiye’nin tarihi ve milli sorumluluğu gereği, Gazze’ye her alanda öncelik tanıması ve burada daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
“MİNAREYİ ÇALAN KILIFINI HAZIRLAR”
İsrail’in katliam ve işgal politikalarını yürüten İsrail Silahlı Kuvvetleri (IDF), kısa bir süre önce Türkçe hesap açarak Siyonizm ve İsrail propagandası yapmaya başladılar. Buna karşı önlemler almak mümkün müdür?
Filistin’de soykırımı gerçekleştiren asıl güç, IDF olarak öne çıkmaktadır. İsrail varsa, onun üzerinde de IDF vardır. Gazze’de soykırımı gerçekleştiren ve uluslararası hukuk açısından sorumlu tutulması gereken temel oluşum budur. İsrail, aslında tüm dünyaya karşı bir soykırım işliyor ve bunu tüm dünya halkları görmekte. İsrail bu soykırımı sürdürürken, güzel bir atasözüne atıfta bulunmak gerekirse: "Minareyi çalan kılıfını hazırlar." İsrail hükümetinin bütçe kalemlerinin en güçlü kısmı propaganda, medya ve basındır. IDF’nin Türkçe hesabı da bunun bir parçasıdır. Çünkü Türkiye’deki bu birliktelik ve halkın İsrail’e karşı artan bilinci, onları tedirgin etmiş ve buna karşılık olarak IDF Türkçe hesap açmak zorunda kalmışlardır. Bu hesap, aslında halkı kışkırtan ve dezenformasyon yayan bir platformdur. IDF’nin bu adımına karşı ise, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin çalışmaları olduğunu biliyoruz.
İSRAİL'E TÜRKÇE HESAP AÇTIRAN, TÜRKİYE’DEKİ SİYONİST VARLIKTIR
İsrail ve Türkiye çifte vatandaşlığı olgusu düşünüldüğü kadar derin midir?
Bu soru, IDF Türkçe hesabı sorusuyla doğrudan ilişkilidir ve büyük bir öneme sahiptir. Çünkü IDF Türkçe hesabını açtıran, Türkiye’deki Siyonist varlıktır. Türkiye-İsrail çifte vatandaşlığı olgusu, düşünüldüğünden çok daha derindir. Bu olgu, Yahudilerin Avrupa’dan sürülmesine kadar uzanır. Aslında burada şunu da açmak gerekir: İsrail sorunu ya da Yahudi sorunu dediğimiz mesele, bir Avrupa sorunudur. Yani Avrupa’da Yahudilerin istenmemesi, sürülmesi, sürgün edilmesi ve ötekileştirilmesi sorunudur. Avrupa’dan kaçıp Osmanlı coğrafyasına yerleşmiş olan Yahudiler arasından Siyonizmi seçen, yani İsrail’e göç eden azımsanmayacak bir kitle oluşmuştur. Günümüzde İsrail’in Tel Aviv’inde Türk mahallelerinin ve Türk derneklerinin olduğu, herkesin malumudur. Yani İsrail çifte vatandaşlığı olgusu, bazı ülkelerde olduğu gibi yalnızca turistik bir uygulama değildir.
Gazze’deki soykırıma katılan, Türkiye’deki Yahudi cemaatine mensup bazı Türk vatandaşlarının IDF’de askerlik yaptığı biliniyor. Bu durum, yasalarına aykırı değil mi? Sizce nasıl yorumlanmalı?
Burada odaklanmamız gereken asıl konu, bu askerlik hizmetinin soykırım ve insanlığa karşı suçlar işlemeye sebep olup olmadığıdır. Özellikle son dönemde, hatta öncesinin de tartışılması gerekiyor olsa da, son dönemde İsrail ordusunda görev yapan Türk vatandaşlarının, soykırıma ve insanlığa karşı suçlara katıldıkları kabul edilmektedir. Zira IDF, bir bütün olarak aldığı rolle bu suçlara iştirak etmiş kabul edilmektedir. Bu kişilerin Türkiye’ye döndüklerinde yargılanması, ifadelerinin alınması ve soruşturmaların yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü hukuk bunu emreder.
Uluslararası alanda Gazze’de soykırım suçu işleyen kişilerin yargılanmasıyla ilgili herhangi bir girişim var mı? Bazı gelişmeler söz konusu mu?
Gazze’de soykırıma katılan bir kişi, başka bir ülkede yakalanıp yargılanabilir. Şu an bu konuda bazı adımlar atılmaya başlanmış durumda. Özellikle Belçika, Güney Afrika, Tayland, Brezilya gibi dokuz ülkede soruşturmalar açıldığı medyada yer aldı. Bu kişiler, belki turistik amaçla gitmiş olabilirler, ancak İsrail’de soykırıma katılmış olan bir kişi ya da oranın çifte vatandaşı olabilirler. Yani uluslararası alanda atılan adımlar var. Ancak Türkiye’de de benzer bir yaklaşımın hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Yapılmalıdır, çünkü hukuk bunu emreder. Eğer mevzuatında bir hüküm varsa, uygulanması gerekir. Türkiye açısından henüz, yani somut anlamda atılmış bir adımdan bahsetmek mümkün değil. Evet, soruşturma gizliliği esastır, belki yürütülüyordur ama kamuoyunda bilgilendirilmesi de çok önemlidir. Zira kimse bebek katili hastaneleri bombalayan kişilerle bir arada yaşamak istemez.
ANFİDAP Gazze’nin yanında siyonizmin karşısında
Ankara Filistin Dayanışma Platformu kısa adıyla ANFİDAP, İsrail zulmüne karşı bir araya gelen STK’lardan oluşmaktadır. Günümüzde 32 STK’dan müteşekkil bir platform olan ANFİDAP’ın temel amacı Gazze’nin yanında siyonizmin karşısında olacak faaliyetler ve eylemler yapmaktır. Her STK kendi eylemini yapabilir ancak ANFİDAP birlikteliği ile sesin daha gür çıkması amaçlanmaktadır. Şimdiye kadar 400’den fazla eylem ANFİDAP bünyesinde tertip edildi. 350.000 Kişinin katılımıyla kitlesel eylemler tertip edildiği gibi odak ihtisas eylemleri de üretildi. ANFİDAP bünyesinde 4 akademik sempozyum gerçekleştirildi. Muazzam bir birliktelik örneği sergileyecek ciddi gayretler ortaya konulmaktadır. Bu hususta Ankara, diğer illere de örnek olmaktadır. Burada şunu vurgulamakta fayda var; İsrail’i güç kılan parçalanmışlıklardır. Sürekli olarak İsrail bölgedeki parçalanmışlıklardan faydalanır. Filistin içinde dahi bu durum böyledir. ANFİDAP Sivil toplumda parçalanmış bir görüntü vermeden planlı programlı bir şekilde Gazze için eylemler icra etme çabasındadır.