Kuveyttürk Sol
Kuveyttürk Sağ

Okul öncesi dini eğitim gereklidir

Okul öncesi dini eğitim gereklidir

Okul öncesi dini eğitimin son derece önemli olduğunu söyleyen bilim insanları, "Çocuklar bir su gibidir. Girdiği kabın şeklini alır. Dini eğitim konusunda da böyledirler" fikrinde birleşiyor. Avrupa ülkelerinde, ABD'de kiliselerde çocuklara dini eğitim 3-4 yaşında başlıyor.

07 Ocak 2022 10:19:05

Okul öncesi dini eğitimin son derece önemli olduğunu söyleyen bilim insanları, "Çocuklar bir su gibidir. Girdiği kabın şeklini alır. Dini eğitim konusunda da böyledirler" fikrinde birleşiyor. Avrupa ülkelerinde, ABD'de kiliselerde çocuklara dini eğitim 3-4 yaşında başlıyor.

SÜLEYMAN KARAKULLUK

Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özkan Sapsağlam, çocuklarda Allah tasavvurunun 3 yaşından sonra başladığını ve okul öncesi dini eğitimin gerekli olduğunu söyledi.

Erken çocukluk dönemi

Dindarlığın temelinin erken çocukluk döneminde atılması gerektiğini belirten Doç. Dr. Sapsağlam, “Çocuklarda üç yaşına kadar bilinçli bir dini tutum ve davranış görülmez. Üç yaşından itibaren anne ve babalarından daha güçlü ve üstün bir varlığın bulunduğunu idrak etmeye başlarlar” dedi.

Örnek alınan kimler?

Çocuklarda Allah tasavvurunun 3 yaşından itibaren kazanıldığını belirten Özkan Sapsağlam, “Anne ve babalar, çocukların ilk ahlak ve inanç öğretmenleri, ilk değer yargılarını inşa eden rehberleridir. Büyük İslâm alimi Gazali’ye göre çocuklar “taklit ve telkin” ile öğrenirler ve “çocuklar içine girdiği kabın şeklini alan bir su” gibidir. Çocukların gözünde, anne babaların bizzat çocuklar için “inanan ve ibadet eden iyi bir insan örneği” olması önemlidir.

Diğer ülkelerde nasıl?

Amerika, İngiltere, Japonya, Kanada, Fransa, Almanya ve Avrupa ülkelerinin tamamında anaokullarında dini eğitim yapılmaktadır. Bu ülkelerde doğrudan kiliselere ve diğer dini topluluklara bağlı anaokulları var.

Ayrıca ulusal ve uluslararası hukuktu, anne babalara çocuklarının alacağı eğitimi seçme hakkı tanınmıştır.

Dini inanç bir ihtiyaçtır

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sefa Saygılı, dini inancın hayati bir ihtiyaç olduğunu söyledi. Saygılı, “Allah inancı, çocuğun fıtratında mevcuttur. Çocuklarda ilk dini uyanış 3-4 yaşlarında başlar. Çocuk bu yaşlarda artık bir yaratıcı olduğunu düşünmeye başlar. Bu yüzden, Allah inancının temelleri de bu yaşta atılır. Çocuk her şeyi sorduğu gibi, dinle, Allah’la ilgili sorular da sorar. Manevi dünyasını beslemek için ilk önemli dönem bu dönemdir.  Bu dönemde çocuğun sorduğu sorulara kızmadan ve onun merakını giderecek tarzda muhakkak cevap vermemiz gerekiyor. Kızgınlıkla yaklaşmadan, çocuğun kafasını karıştırmadan, kısa cevaplar vererek çocuğun merakını gidermek lazımdır. Çocuk bu dönemde anne ve babasına bakarak dini inancını geliştirir, ne gördüyse onu alır” dedi.

Dini bilgiler uygun verilmeli

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdal Seven, okul öncesinde din eğitiminin tartışılacak bir konu olmadığını söyledi. Seven,  “Bir okul öncesi çocuğu, çevresinde her gün sayısız dini terim ile karşılaşır. Ebeveynler dini terimleri çocuklarına uygun anlatamadıkları zaman sorun çıkar” dedi.

BİLİM İNSANLARI NELER SÖYLEDİ?

Konuyla ilgili bilim insanların görüşlerine başvurduk. Genel kanaat, okul öncesi eğitimin gerekli olduğu yönünde.

SEFA SAYGILI (Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı, Prof. Dr.)  

sefahoca_3593b7b4a937358e00f824eff34aa13a.jpg

-Dini inanç insan için hayatî bir ihtiyaç mıdır?

Hayatî darken, hayatta kalmak için zorunluluk anlamında soruyorsanız; yani yemek, içmek, nefes almak gibi, elbette değil. İnsan, dini olmadan da yaşar, hayatiyetini sürdürür.

Ancak içinde bulunduğumuz karmaşık ve neredeyse sonsuza uzanan kâinatın nasıl ve neden oluştuğunu, bizim burada neden bulunduğumuzu, ölümün ne olduğunu ve ölümden sonra ne olacağını herkes merak eder. Yani bir anlam arayışı vardır ve bu sadece dinler ile cevap bulur.

-Çocuklarda dini inanç farkındalığı nasıl gerçekleşmektedir?

Bir defa Allah inancı, ahlaki gelişim süreci çocuğun fıtratında mevcuttur. Çocuk; çevresinden, okul hayatından, özellikle medyadan çoğu zaman etkili mesajlar alabilmektedir. Her çocuk inançlı olarak doğar. Hristiyanlıkta her çocuk günahkâr olarak doğar inancı vardır. Müslümanlıkta her çocuk günahsız, temiz olarak doğar, fıtratında Allah inancı vardır. Ama çocuklarımız, maalesef, hem çevreden, hem okuldan, okuldaki birtakım kişilerden ve özellikle medyadan (internetten olsun, televizyondan olsun vb.) tehlikeli mesajlar alarak bu inançlı duruşunu tehlikeye sürükleyebilmektedir.

Çocuklarda dini inanç farkındalığına gelince:

Çocuklarda ilk dini uyanış 3-4 yaşlarında başlar. Çocuk bu yaşlarda artık bir yaratıcı olduğunu düşünmeye başlar. Ama çocukta soyut kavramlar gelişmediği için, her şeyi somut olarak gördüğü için, Allahu Teâlâ’yı da insani vasıflara sahip biriymiş gibi düşünür. Çevresindeki insanlar gibi hareket ettiğini, bedeni olduğunu düşünebilir.

3-4 yaşlarının bir diğer özelliği de şudur: Bu yaşlarda bir merak dönemi vardır, çocuk her şeyi merak eder, her şeyi sorar. Bu yüzden, Allah inancının temelleri de bu yaşta atılır. Çocuk her şeyi sorduğu gibi, dinle, Allah’la ilgili sorular da sorar. Manevi dünyasını beslemek için ilk önemli dönem bu dönemdir.

Bu dönemde çocuğun sorduğu sorulara kızmadan ve onun merakını giderecek tarzda muhakkak cevap vermemiz gerekiyor. Kızgınlıkla yaklaşmadan, çocuğun kafasını karıştırmadan, kısa cevaplar vererek çocuğun merakını gidermek lazımdır.

-Dini inanç eğitimi ne zaman başlamalıdır?

Sözünü ettiğimiz 3-4 yaşlarında dini inanç eğitimine başlamak gerekir.

Bu dönemde çocuk taklit ve benzeme çabasındadır. Çocuk, anne ve babasını taklit eder, onlara benzemeye çalışır. Biz psikiyatride buna identifikasyon deriz, yani kimlik kazanma dönemi. Çocuk, anne ile babasına bakarak, onların hareketlerini, davranışlarını taklit ederek kendi kişiliğini kazanmaya başlar.

Kız çocukları özellikle anneyi taklit eder, erkek çocuk özellikle babayı taklit eder. Ama bu demek değildir ki, kız çocuk için babanın, erkek çocuk için annenin önemi yok; onların davranışlarını adeta sentezler. Ve anne ile babanın birbirlerine davranışlarına bakarak cinsiyetini öğrenir, erkek ve kız olmayı öğrenir. Yani ikisinin de vazgeçilmez önemi vardır. Bir kuş nasıl ki iki kanadıyla uçabilirse, çocuk da tek ebeveynle büyüdüğü zaman uçamaz, yani muhakkak iki kanadı olması gerekir ve çocuk, anne ile babasına bakarak, onları taklit ederek büyür.

Çocuk, bu dönemde, anne ve babayı en bilgili, en üstün, en saygın, en güçlü kişiler olarak görür. Diğer kişilere kıyasla, kendi anne babası en önemli, en bilgili kişilerdir; onların verdiği bilgiler, hareketleri, davranışları çok önemlidir. Biz farkına varmasak bile çocuklarımız bizi taklit ederler, gözetlerler. Biz kendi halimizde olsak bile bize bakar, hareketlerimize bakar. Biz ilgilenmiyor zannederiz, ama onlar bizlerin farkındadır.

Okul dönemi farklıdır

Daha sonraki yıllarda anne ve baba en önemli kişiler olmaktan çıkar. İlkokul çağı başladığı zaman, çocuğun öğretmenleri, çevresindeki bazı önemli kişiler, televizyon ve internette gördüğü birtakım şöhretler çocuk için anne ve babayı gölgelemeye başlar. Ve bu dönemde, çocuk, anne ve babasının en önemli, en güçlü kişiler olmadığını anlar. Bir hayal kırıklığı, bir boşluk içine girer. Özellikle bu devrede Allah inancının çok büyük önemi vardır. Çocuk görür ki, annem ve babam en güçlü, en bilgili kişiler değil, onların da gücü, bilgisi bir yere kadar sınırlıdır. Ama bu dünyayı, kâinatı yaratan, anne ve babamı da beni de yaratan bir yaratıcı var, Allahu Teâlâ var, onun bilgisi sonsuzdur, gücü sonsuzdur diye inanırsa, (BU, ONA ÖĞRETİLİRSE) bu geçiş ona bir rahatlık sağlar, bir ruhsal denge sağlar. Yani Allah inancı özellikle bu devrede çok daha fazla önemlidir. Özellikle bu devrede anne ve babasının zaaflarını, eksikliklerini görürken, Allah inancıyla bu sıkıntıyı giderir.

Allah inancı yoksa, bu devrede özellikle yakın çevrede bir ölüm olursa, hele hele -Allah korusun- annesi ya da babasından biri ölürse, büyükannesi ya da büyükbabası ölürse, çocuk daha da bunalıma girer. Ama Allah inancı varsa der ki: “Bu dünyadan sonra ahiret vardır ve öldükten sonra inşallah Allah’ın cennetinde buluşacağız.”

Ahirete olan inanç

Çocuğun ahirete olan inancı çocuğu korur. Yani yakın çevrede ölümlerde de Allah inancının büyük bir önemi vardır. Ve Allah inancı çocuğun boşluğa düşmesini önler ve bunalımını atlatmasını sağlar.

Bir gün 5-6 yaşlarında bir çocuk getirmişlerdi. Bir deprem oluyor; anne ve baba, depremin etkisiyle çocuğu unutarak dışarı fırlıyorlar. Çocuğun o zaman aklında bazı şüpheler gelişmiş. Daha sonradan anlatıyor bunu; diyor ki, “Ben, anne ve babamı en mükemmel varlık olarak görürdüm; ama yerin ve binanın sallanması karşısında onların ne kadar aciz varlıklar olduğunu gördüm.”

İşte böylesi durumlarda Allah inancı çocuğu gerçekten hayata bağlar ve ruh sağlığının bozulmasını engeller.

3-4 yaşında başlanmalı

Kısacası, 3-4 yaşından itibaren, her şeyi yaratan, her şeyi düzene koyup idare eden, sonsuz kudret sahibi, ezeli ve ebedi bir Allah inancını çocuklarımıza vermeliyiz. Çocuklar özellikle bu yaşlarda büyüklerin telkin ettiği her şeye inanırlar. Çünkü yaradılışları bunu gerektirir. Bu yüzden, 3-4 yaşındaki çocukların sorularına, anlayabilecekleri, sade, kısa cevaplar vermemiz, onların meraklarını gidermemiz lazım. Allah’ın büyüklüğünü, her şeyin yaratıcısı olduğunu, bütün iyilik ve güzelliklerin sahibi olduğunu bildirmemiz lazım. Ve çocuğun seviyesine inerek, onun anlayabileceği tarzda karşılık vermeliyiz. Ama kesinlikle gereksiz ve yanlış benzetmelerden kaçınmalıyız. Çocuğa verdiğimiz cevaplar muhakkak doğru ve sade olmalı. Yani uyduruk cevaplarla çocuğun merakını geçiştirmemiz çok yanlış olur, kesinlikle doğruluktan sapmamalıyız. Çünkü Allah inancı insanoğlunun yaradılışında vardır. Kendisinden güçlü ve ulu bir varlığa her yaratılmışın ihtiyacı vardır; bu, onun insan olmasının, kul olmasının gereğidir.

-Dini inanç ve ruh sağlığı arasında bir ilişki var mıdır?

Din ve psikolojinin yakın bir ilgisi var. Bütün dünyada yapılan çalışmalarda gösterilmiş ki, dindarlık düzeyi yüksek olan kişiler psikolojik olarak daha iyi durumdalar; yani dindar olmayan, ateist kişilere göre daha mutlu, daha huzurlu ve daha sağlıklıdırlar. Dindar kişilerin dünyaya bakışları, olaylara bakışları daha iyimser olur. Daha az stres karşısında kalıyorlar ve de depresyona, anksiyete dediğimiz kaygı bozukluklarına, yani endişe haline daha az maruz kalıyorlar. Dinin verdiği birtakım mekanizmalar sayesinde stresle karşılaştıklarında daha iyi başa çıkıyorlar. Yine dindar insanlarda psikiyatrik rahatsızlıklara ve intihar olaylarına ateist kimselere göre daha az rastlanıyor. Çünkü dinin koruyucu bir etkisi var. Özellikle İslamiyet’in psikolojik rahatsızlıklara karşı önemli bir etkisi var. Meselâ kişi çok ağır haksızlıklara maruz kalabilir, birtakım felaketlerle karşı karşıya kalabilir. Ateistse, onu koruyacak fazla bir mekanizma yok. Ama kişi İslam inancına sahipse, Müslümansa, inanır ki, her şey bu dünyada bitmemektedir, ahiret vardır ve ahirette insanlar zerre kadar iyiliğin de zerre kadar kötülüğün de karşılığını bulacaklardır; haksızlık da iyilik de kötülük de hepsi ahirette karşılığını bulacaktır. Kişiyi bu Allah inancı rahatlatır. Ağır stres altında bile Allah inancı onu korur. İslam inancı, Allah’tan ümidi kesmemeyi öğretir. İnsan, en ağır, sıkıntılı durumlarda bile, Allah’a inanıyorsa, iyileşeceğine dair daima bir ümit ve duygusal iyileşmesini sağlayacak bir motivasyona her zaman sahip olur. Bu da inançlı insanlar için önemli bir kazanımdır. Bu yüzden, Allah inancı, biz biliyoruz ki, psikiyatrik bozukluk ve cinnetlere karşı faydalı, sosyal fobi ve depresyona karşı koruyucu; ölüm korkusu ve kaygısını azaltıcıdır. Kısacası, dindarlar daha mutlu, daha iyimser ve daha sağlıklılar. Çalışmalar bunu gösteriyor.

Ahiret inancı olmalı

Bu yüzden, sadece ahiret için değil, bu dünya için de biz evladımızın inançlı, dindar bir kişi olmasını isteriz. Çünkü dine inandığı takdirde, dış dünyanın tehlikelerine ve kötülüklerine karşı ona adeta bir koruyucu zırh takmış oluyoruz. Biz nasıl çocuğumuzun dünyada iyi bir yerlere gelmesini istiyorsak, nasıl saygın bir kişi olmasını, doğru, dürüst bir kişiliğe sahip olmasını istiyorsak, onun dindar bir kişiliğe sahip olmasını, Allah inancıyla dolu bir kişiliğe sahip olmasını da istiyoruz, istemeliyiz. Çünkü Allah inancı olan bir kişi demek, doğruluktan, dürüstlükten ayrılmayan, çevresinde itimat edilen, saygı duyulan bir kişiliğe sahip kişi demektir. Dindar bir kişi demek, çevresinin ona güvendiği, insanları aldatmaktan, yalan söylemekten kaçınan; çevresine, insanlara, milletine faydalı, hayırlar peşinde koşan bir kimse demektir. Dünyanın ancak geçici olduğuna, bir imtihan için dünyada bulunduğumuza, ölümün bizi yakalayacağına ve ölümden sonra da hayatın olduğuna inanan bir kişi demektir. Ki bu inanç da o kişiyi daha mutlu, daha huzurlu yapar. Bu yüzden de evlatlarımızı inançlı kişiler olarak yetiştirmek gerekiyor.

Yakın zamana kadar psikoloji ve psikiyatri maneviyata karşıydı ve dinin küçümsenmesi, yok sayması hatta toplum için zararlı görmesi bile söz konusuydu. Öyle ki Sigmund Freud, dinî mistisizmi “çocukça bir acizlik” ve “zihnin bebekliğe takılması” olarak nitelendiriyordu.

Yıllar önce bir psikiyatri kongresinde “din ve ruh sağlığı” konusunda panel düzenlendiğini görünce heyecanlanmış ve merak içinde dinlemek istemiştim. Öyle ya hastalarımızın tedavisinde maneviyattan yararlanabilirdik. Beklentim böyleydi.

Ancak sonuç tam bir hayal kırıklığı idi benim için. İslâmiyet’in nasıl insanları hastalığa sürüklediği, dinin modern dünyada yeri olmaması gerektiği şeklinde konuşmalar yapıldı.

Ancak yenilerde Freud zihniyetinin aksine inanca ilgi ve yakınlığın başladığını görüyoruz. Özellikle psikolojide “pozitif psikoloji” denilen dal tamamen insanı insan yapan erdemleri inceliyor. Tabi bu incelemeleri bilimsel metotlarla yapıyor. Artık sadece hastalıkları ve problemleri giderme değil insanın iyimserlik, fedakârlık, mutluluk, diğergâmlık, sorumluluk, güven, inanç, huzur, sabır, maneviyat, güzel ahlâk, yardımseverlik, merhamet, olgunluk gibi olumlu yönlerini güçlendirme de psikolojinin hedefleri arasında.

Pozitif psikolojinin objektif olarak incelediği konulardan biri de dine bağlı olmak, yani dindarlık. Araştırmalara göre; düzenli olarak ibadetlerini yerine getiren insanların daha mutlu olduğu ortaya çıkıyor.

Bunun çeşitli sebepleri var. Ancak dört faktör öne çıkmaktadır:

İlk olarak din, insanların hayatta anlam, gelecek için iyimserlik ve ümit bulmalarını sağlayan tutarlı bir inanç sistemi sunmaktadır. Kaçınılmaz olan ölüm yalnızca inanmak ile anlam bulmaktadır. “Niçin dünyaya geldik? Yaşamın gayesi nedir? Ölümden sonra ne olacak?” gibi hayati soruların cevabi dindedir. Dinî inanç sistemleri insanların her şeyin düzen ve intizam içindeki kâinattaki yerlerini anlamalarını; olumsuzluklara karşı koymaya, streslerle başa çıkmaya ve hayatı süresince meydana gelen kaçınılmaz kayıplara anlam vermelerini ve bu zorlukların çözüme kavuşacağı öbür dünya için iyimser olmalarını sağlar.

İkinci olarak, dinî merasimlere rutin olarak katılım ve dindar bir topluluğun parçası olmak, insanlara sosyal destek sağlamasının yanı sıra yakınlık ve aidiyet ihtiyaçlarını karşılar. Kendilerine ve topluma güvenlerini artırır.

Üçüncüsü, dine katılım çoğu zaman evlilikte sadakat, aile birliği, fedakârlık, yeme ve içmede ılımlılık, tevazu, affedicilik, Allah’ın verdiği nimetlere şükran duyma ve sevecenlikle karakterize edilen erdemli (faziletli) davranışlarla ve çok çalışmakla nitelendirilen bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı yaşam biçimleriyle ilişkilendirilmektedir.

Dördüncüsü, ibadet etmek, dua ve zikir etmek, ibadethanelere gitmek ve cemaatle Allah’a yönelmek ve benzeri dinî ve manevi uygulamalar sevinç, huşu, sevecenlik ve coşku gibi olumlu duygular doğurur, mutluluk verir. Sıkıntılı anlarda Yaradan’a sığınma, O’ndan yardım isteme rahatlatıcıdır. Bayramlar, dinî özel günler (kandiller gibi) yine toplumda birlik ve kardeşlik ruhunu, barış ve dayanışmayı artırır.

Tabi bu araştırmalar Müslümanlar üzerinde yapılsa idi daha şaşırtıcı neticeler alınırdı. Ancak şu sonuç çıkmaktadır: İnanan insan daha mutlu, daha sağlıklıdır ve daha uzun yaşamaktadır.

-Dini inanç ve olumsuz davranışlar arasında bir ilişki var mıdır?

Elbette belirgin olarak vardır. Şöyle ki;

Dindarlar dünyada niçin bulunduklarına ve kâinata anlam verdiklerinden mutsuzluktan, gayesizlikten korunurlar.

Dindar insanlar alkol, madde, kumar gibi insana zarar veren alışkanlıklardan uzak dururlar.

Yine dindarlarda eşini aldatma, zina, fuhuş gibi gayrimeşru ilişkiler pek olmadığından birçok hastalıktan korunurlar. Daha sağlam evlilikler yaparlar. Aile geçimsizliği ve boşanmalar daha az olur.

Dindarların hayatları daha düzenlidir ve yalandan uzaktır. Bu da onlara birçok avantajlar ve faydalar getirir.

Kısacası inançlı olmak ve ibadet etmenin endişe ve sıkıntıyla baş etmeye, alkol ve uyuşturucu bağımlılığından korunmaya yarayan güçlü birer dayanak olduğu giderek daha iyi anlaşılıyor. 

Allah inancı olan kişilerin stres ve yalnızlıkları hafiflemekte, psikiyatrik yakınmaları azalmaktadır. İnançlı olan kendini yalnız hissetmez, dünyada bulunmasının bir hikmeti olduğunu bilir ve yaptığı zerre kadar iyiliğin de kötülüğün de karşılıksız kalmayacağına inanır. 

Dua etmekle kişi Yaradan’la direkt iletişime girmektedir. Böylelikle problemlerini ve isteklerini bildirmekte, bu da kişiyi rahatlatmakta ve terapi etkisi yapmaktadır. Bir hastamız “Dua etmeyi terapistle konuşmaya benzetiyorum, özellikle yüreğimin ve ruhumun derinliklerindeki şeyleri, en dibe itip inkâr ettiğim konuları ifşa ettiğim zamanlar bunu daha yoğun olarak hissediyorum.” demişti.

Yeni evli bir çiftin vefat eden tek çocukları için kederlerini de Allah inancı hafifletiyordu.  “Onu bize veren Rabbim, alan da Rabbim. Sığınacak başka kimimiz var?  Ne diyebiliriz ki?” diye durumlarını izah ediyorlardı. 

“O yavrumuz direkt cennete gidecektir. İnşallah iyi bir kul olur, biz de onun yanına gider ve yavrumuzla cennette buluşuruz” diye ekliyorlardı.

İnançlı olan ve ibadet edenler; uyuşturucu ve alkol kullanmaktan uzak oluyor, psikiyatrik hastalıklara daha az yakalanıyorlar. İbadetle birlikte sosyalleşme de artıyor, Alzheimer riski düşüyor. ABD’de yapılan bir başka araştırma ise ibadet edenlerin kendilerini etmeyenlere oranla daha iyi hissettiklerini gösterdi.

Yine dindarlar evlilik dışı gayrimeşru ilişkilere pek rağbet etmiyorlar, alkol ve benzeri meddeler de kullanmadıkları için daha mutlu, huzurlu ve uzun süren evliliklere sahip oluyorlardı.

İnanma ve ibadet elbette ahirette karşılığını bulacaktır. Ancak yaşadığımız dünyada da bize sağlık ve mutluluk verecektir. 

SERDAL SEVEN: (Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Bölümü Öğretim Üyesi, Prof. Dr.)

serdalseven_acd33e3c6c22a2d23390c8db30a89f5c.jpg

-Çocukların bilinçlenme ve ahlaki gelişimleri düşünüldüğünde okul öncesi dönemde dini eğitim verilebilir mi? Dini inanç eğitimi ne zaman başlamalıdır?

Gelişim bir bütün halinde ileriler. Zihin, beden ve duygular birbirleriyle ilişkili olarak gelişim gösterir. Zihnin işleyişi ve yapılanması bilim insanlarının konusu olmuştur. Zihnin işleyişini ve zihindeki temsilleri gelişim açısından değerlendirdiğimizde somuttan soyuta bir yön olduğu görülür.

Soyut kavramın anlaşılması bir takım somut ön yaşantılara ve deneyimlere dayanabilir. Ahlak da zihnin sosyal nitelikler ve duygularla birlikte çalışmasının bir ürünüdür. Bilim insanları bebeklikten itibaren yaptıkları deneye dayalı çalışmalardan ahlaki bir takım yönelimler tespit etmişlerdir. Bu yönelimlerin doğru ahlaki sonuçlar doğurması için başıboş bırakılamayacak bir süreç gerekir. Bu süreç planlı bir eğitim ile gerçekleşir. Kavramlar yaşlara ve seviyelere göre farklı düzeylerde sunulur. Dini kavramlardan bazıları da tabidir ki okul öncesinde kavrama düzeyi gözetilerek verilebilir. Nihayetinde çocuklar çevrelerinde duydukları bazı dini terimleri merak edip anlamak istemektedirler. Bu durumu yok saymak yerine bunun çocuklara nasıl anlatılması gerektiği üzerinde durulması gerekir.  

Okul öncesinde din eğitiminin olup olmayacağı tartışılacak bir konu değildir. Asıl tartışılması gereken yaşlara göre hazırlanacak programların mahiyetidir. Programda dini kavramlar ve terimler giriş düzeyinde somut yaşantılarla çocuğun gelişimine uygun olarak hazırlanmamışsa bu durum eleştirilebilir.

-Çocukların dini öğrenme süreçlerinde okulun görevleri nelerdir?

Din olgusu, içeriğinde ibadet, inanç, ahlak gibi nitelikleri ve bunlara dayalı kavramları içerir. Din eğitimi denildiğinde yukarıda bahsedilen niteliklerin tümünün bir anda verilmesi gerekliliği anlaşılmamalıdır. Din olgusu, bütün Dünyada yaşam formlarını etkileyen en önemli unsurdur. Bazı şehirler ev yapıları bile bu formlar esas alınarak hazırlanmıştır. Din aynı zamanda sosyoloji, psikoloji gibi pek çok disiplinin ana konusudur. Diğer taraftan temel eğitim, bireylerin yaşama hazır olmaları için vardır. Topluma uyum, toplumdaki yerleşiklerin aktarılması ile gerçekleşir. Bir okul öncesi çocuğu; çevresinde her gün sayısız dini terim ile karşılaştır. İçinde olduğu hayatta din kavramı da vardır. Ebeveynler bu kavramları çocuklarının gelişimlerine uygun anlatamadıkları zaman çocuklar için önemli sorunlar meydana gelebilir. Nitekim ebeveynler ve aile bireylerinin dini literatüre hakim olduklarını varsaysak bile çocuklarına bunu gelişimlerine uygun olarak anlatma ihtimalleri oldukça düşüktür. Okul, programlı bir eğitim gerçekleştirir. Hangi kavramın hangi düzeyde ne zaman verileceği ilmi temellere ve program ilkelerine göre hazırlanır. Okul sürecinde planlı bir biçimde sunulur. Programın hazırlanması kadar uygulanması da önemlidir. Bu nedenle program ile ilgili öğretici eğitimleri verilmelidir. Ayrıca veli ile işbirliği de okulun program dahilinde görevlerinden biri olacaktır.       

ÖZKAN SAPASAĞLAM: (Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr.)

ozkansapsaglam_ba300115e2336ce00d5c48c6fb3355d8.jpg

-Çocuklarda Allah tasavvuru ne zaman başlar ve nasıl gelişir?

İnanç gelişimi ile ilgili farklı kuramlar ve araştırmalar bulunmaktadır. İnanç Gelişimi Teorisiyle öne çıkan Fowler, dindarlığın temelinin erken çocukluk döneminde atıldığını belirtmektedir ve çocukların ihtiyaçlarının tutarlı ve sürekli olarak karşılanmasının ebeveynlerine olan inançlarını artırdığını ve bununda çocuklardaki dini inancın temelini oluşturduğunu öne sürmektedir. Yani çocuğun ebeveynleri ile sağlıklı bir bağlanma gerçekleştirmesi ve hayatî ihtiyaçlarının karşılanması, onun inanç gelişimi için de bir temel oluşturmaktadır.

Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.”

Ebû Hanife, İbn Hazm, Fahreddin er-Razî ve İbn Arabî gibi İslam alimleri fıtratı Allah bilincine sahip olarak doğmak şeklinde yorumlamışlardır.

Çocuklarda üç yaşına kadar bilinçli bir dini tutum ve davranış görülmez. Üç yaşından itibaren anne ve babalarından daha güçlü ve üstün bir varlığın bulunduğunu idrak etmeye başlarlar. (Ayten ve Ayten’den aktaran Çayır, 2012). Harms, dört yaş çocuklarının Allah tasavvurunda zorlanmayacağını ve bu yaşın dini dünyaya ilişkin ilgi bağlamında adeta “altın yaş” olduğunu belirtmektedir. Thun ise çocuklarda dokuz yaşına kadar şüphe duygusunun gelişmediğini ve bu durumun, çocuğun inanç sisteminin ve Allah’a inanmasının temelini oluşturduğunu belirtmektedir (Harms ve Thun’dan aktaran Vergote, 1966).

İlgili literatür ve araştırmalar ışığında çocuklarda Allah tasavvurunun üç yaşından itibaren kazanıldığını söyleyebiliriz. Bireysel gelişim özellikleri ve çevre gibi faktörlerin etkisini dikkate alarak Allah tasavvurunun bazı çocuklarda daha erken yaşlarda bazılarında ise daha geç yaşlarda kazanılabileceğini söyleyebiliriz.

Fowler, 2-7 yaş arasındaki dönemi “Sezgisel-Yansıtıcı İman/İnanç Basamağı” olarak adlandırmaktadır. Çocuklar Allah’ı güçlü, insanüstü yetenekleri olan, ölümsüz bir varlık olarak algılar ve antropomorfik (insan biçiminde) bir anlayışla tasavvur ederler.

-Çocukların dini öğrenme süreçlerinde ailenin görevleri nelerdir?

Anne ve babalar, çocukların ilk ahlak ve inanç öğretmenleri, ilk değer yargılarını inşa eden rehberleridir. Aile çocuğun ilk okuludur. Vergote (1966), dini bilgi kaynaklarını aile, birey ve okul şeklinde sıralamaktadır. Çocukların içerisinde var oldukları aile ortamı ve çevre unsurları, inanç gelişimi üzerinde doğrudan ve belirgin bir etkiye sahiptir.

Çocukların yaşamlarının ilk yıllarında anne babaların ve çocuğun etrafındaki diğer yetişkinlerin davranışları ve tepkileri çok önemlidir. Gazali’ye göre çocuklar “taklit ve telkin” ile öğrenirler ve “çocuklar içine girdiği kabın şeklini alan bir su” gibidir. Çocukların inanç gelişiminde ödül ve pekiştirici öğretiler oldukça önemlidir.

Anne ve babanın gayreti

Çocukların manevi gelişimlerinde anne babalar aracılık ve öncülük rolüne sahiptirler. Çocukların içinde bulundukları çevredeki dini uygulamalar (ibadet, dua, dini tören vb.) inanç oluşumunda etkilidir. Tüm bunlardan daha etkili olan bir husus ise anne babaların bizzat çocuklar için “inanan ve ibadet eden iyi bir insan örneği” olmasıdır. Çünkü çocuklar onların ne yaptıklarını fark edecek, sorgulayacak ve mutlaka öğrenmek isteyeceklerdir.

İlk çocukluk yıllarındaki Allah tasavvuru ve değer/ahlak anlayışı sonraki dönemlerdeki dini inancın ve değer/ahlak sisteminin temelini oluşturur. Anne ve babaların kendi istek ve kurallarını yaptırmak veya onları korkutmak için din ve Tanrı figürlerini araç olarak kullanmaları, çocukların Tanrı tasavvurlarını olumsuz etkiler.

Dolayısıyla çocuklarımıza Allah’ı anlatırken olumlu bir dil kullanmamız ve Allah’a atfedilmemesi gereken yanlış kavram ve sözcüklerden kaçınmamız gerekir. Zira Allah insanlara zulmetmez ve her daim kulunun iyiliğini ister. Çocuklarımızın zihinlerinde her şeye kızan, her davranışı cezalandıran, insanları cehenneme atmak için adeta bahane arayan bir Allah imajı oluşturmayalım. Çocuklarda dine yönelik algı ve tutumlar küçük yaşlarda oluşmaya başlar. Olumlu bir dini gelişim için özellikle ilk yaşlarda; affeden, merhamet eden, koruyan, yardım eden ve seven bir Allah anlayışına daha fazla yer verilmesi gerekir.

Başka ülkelerde durum

-Diğer ülkelerde okul öncesi dini eğitim var mıdır? Varsa nasıldır?

Amerika, İngiltere, Japonya, Kanada, Fransa, Almanya ve Avrupa ülkelerinin tamamında anaokullarında dini eğitim yapılmaktadır. Bu ülkelerde doğrudan kiliselere ve diğer dini topluluklara bağlı anaokulları var. Üstelik sadece kendi dini inanç sistemlerine göre değil diğer dinlere göre farklılaştırılmış eğitim yapılabilmektedir. Anaokullarının içerisinde ibadet ve ayin alanları, dini semboller, heykeller ve dine ait görsel materyaller bulunmaktadır. Haftanın belirli günlerinde veya dini günlerde kiliselerde görevli din adamları anaokullarına davet edilerek veya çocuklar kiliselere götürülerek dini içerikli çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

Montessori eğitim sistemi

-Peki eğitim sistemlerinde dini eğitim var mıdır?

Dünya genelinde en fazla bilinen ve benimsenen erken çocukluk eğitimi yaklaşımı, Maria Montessori tarafından kurulan ve pedagojik temelleri atılan Montessori Yaklaşımıdır. Maria Montessori, anaokullarında “çocukların kilisesi” dediği ve “atrium” olarak da isimlendirilen dini ibadet alanları oluşturmuştur. Çocukların öğrenme süreçlerinde “yapılandırılmış bir çevrenin” çok etkili olacağını belirten Montessori, çocukların manevi gelişimleri için eğitim ortamlarında dini sembollerin, nesnelerin ve görsel materyallerin bulunduğu alanlar oluşturmuştur. Dua kitabı, haç işareti, kutsal kâse, papaz kıyafeti gibi dine ait nesnelere okul öncesi eğitim ortamlarında yer vermiştir. Maria Montessori, küçük çocukların Kilise yaşamını fark etmeleri için “Atriyum kavramını” ve işlevini anaokullarına yerleştirmiştir.

Waldorf Yaklaşımı

Bir diğer önemli erken çocukluk eğitimi yaklaşımı olan Waldorf Yaklaşımı, 1919 yılında Avusturyalı düşünür Rudolf Steiner tarafından kurulmuştur. Waldorf sigara fabrikasında çalışan işçilerin çocuklarının eğitimi amacıyla kurulan yaklaşımda, çocuklarda dini farkındalık ve bilinç oluşturacak İncil’den ayetler okuma, dini içerikli şiirler okuma ve ilahiler söyleme, yemeklerden önce şükür duası yapma gibi çeşitli ritüeller yer almaktadır. Ayrıca yaklaşımın temel felsefesini oluşturan “antroposofi” kavramı insanın manevi yönünü ifade etmekte ve yaklaşımda buna çok önem verilmektedir.

Hukukta dini eğitim

-Ulusal ve uluslararası hukukta ve hukuk metinlerinde dini eğitim nasıl yer almaktadır?

Ulusal ve uluslararası hukukta ve sözleşmelerde bireyin din ve vicdan hürriyeti koruma altına alınmakta ve bunun desteklenmesi öngörülmektedir. Yine bireyin dini eğitim hakkının tanınması ve desteklenmesi hususunda devletler sorumlu tutulmaktadır. Anne babalara ise çocuklarının alacağı eğitimi seçme hakkı tanınmıştır. Burada belirttiğim hususlarla ilgili ulusal ve uluslararası hukuk maddeleri şunlardır;

Anayasanın 24. Maddesine göre, “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.”

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 18. maddesinde; “Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle izhar etmek hürriyetini içerir” ifadesi yer almaktadır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 26. maddesinde; “Her şahsın öğrenim hakkı vardır. Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkına öncelikle sahiptirler” denmektedir.

Türkiye’nin de taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesinin 14. Maddesi şu şekildedir; “Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.”

Aynı sözleşmenin 27. Maddesinde ise, “Taraf Devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul ederler” ifadesi yer almaktadır.

Yorumlar

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement