Dolar (USD)
15.9734
Euro (EUR)
16.8127
Gram Altın
931.194
BIST 100
0
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

​Kültür buhranından kurtulmalıyız

​Kültür buhranından kurtulmalıyız

Kelime fukaralığından hep aynı sözcüklerle konuştuğumuzu ifade eden Prof. Dr. Abdullah Uçman, "Geçmişte yapılan eğitimsel hatalardan dolayı müşterek kitaplarımız yok, ortak bakış açımız eksik. Eskiden her öğretmen kendi inisiyatifine göre kitap okutuyordu ve bu boşluk doldurulmuş değil. Dolayısıyla kültür buhranı hâlâ devam ediyor" dedi.

22 Ocak 2022 08:00:00

Kelime fukaralığından hep aynı sözcüklerle konuştuğumuzu ifade eden Prof. Dr. Abdullah Uçman, "Geçmişte yapılan eğitimsel hatalardan dolayı müşterek kitaplarımız yok, ortak bakış açımız eksik. Eskiden her öğretmen kendi inisiyatifine göre kitap okutuyordu ve bu boşluk doldurulmuş değil. Dolayısıyla kültür buhranı hâlâ devam ediyor" dedi.

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

 

Harf inkılabıyla birlikte Osmanlı Türkçesini okuyamaz hale gelen nesiller birbirini takip etti. Klasik Türk Edebiyatı bir yana, Latin alfabesiyle yazılmış Cumhuriyet dönemi eserlerini, altmış yetmiş yıl önce basılan kitapları dahi okumakta, anlamakta zorlanıyoruz. Dilimizi işgal eden yabancı kelimeler, kendimizi ifade ederken hapsolduğumuz kısıtlı sözcükler ve gelişen teknolojiyle birlikte okumanın, izlemenin dakikalarla sınırlanması, insanoğlunu sabırsız ve çabuk tüketir hale getirdi. Edebiyatımızın dünü ve bugününü, okumanın önemini, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte yapılan inkılaplarla toplumun yüzünü ve zihnini Batı’ya döndürerek kendi kültüründen uzaklaştırılmasından ortaya çıkan ikilemi, yabancılaşmayı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah Uçman’la konuştuk.

 

 Müşterek kitaplarımız yok_bfd9b54abce5d0df55b6f9d19ea1a0e5.jpeg

Müşterek kitaplarımız yok

Türkiye’de kuşaktan kuşağa ilkokuldan itibaren Batı’nın çocuk ve gençlik öyküleri, romanları okundu. Pinokyo’yu, Pamuk Prenses’i iyi biliyoruz ama Dede Korkut’tan bihaberiz. Bunun altında yatan sebep nedir?

 

Ahmet Hamdi Tanpınar bir kitabında ‘Çocuklarımıza okutacağımız müşterek beş kitabımız yok’ diye şikâyet etmiştir. Ben Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın son asistanıydım. Mehmet Hoca her iktidar değiştiğinde Millî Eğitim Bakanlığı’na dilekçe yazardı, biz de daktilo ederdik: ‘İngiltere’nin, Fransa’nın herhangi bir şehrinde doğup büyüyen bir çocuk, daha ilkokul seviyesindeyken belirli müşterek yazarları okur. Bizde ise bu yok, mutlaka olması lazım’ şeklinde tekliflerde bulunurdu. Bu istek maalesef 70’lere kadar pek ilgi görmedi.

 

 Ortak bakış bir açısı sağlanacaktı_3180320c30153b04d0eb0270785e24e7.jpeg

Ortak bakış bir açısı sağlanacaktı

Hiç kimse bu konuda bir atılım başlatmadı mı?

Mehmet Kaplan Bey’in ısrarıyla bir dönem MEB’in proje olarak başlattığı 1000 Temel Eser hayata geçti. Türk milletinin, Türk kültürünün yetiştirdiği büyük şahsiyetlerin eserleri yayınlanarak belli seviyelerde tüm kütüphanelere girecekti. Türkiye’nin çeşitli meselelerine ortak bakış bir açısı sağlamak amacıyla bu düşünce ortaya kondu. Her ay bir kitap çıkmaya başladı ve baskılar son derece kaliteliydi. Bir numaralı kitap Dede Korkut, ikincisi Orhun Abideleri’ydi. Devamında Beş Şehir, Aziz İstanbul, Yunus Emre, Mevlana’dan seçmeler ve Şeyh Galib Divanı gibi kıymetli eserler de yayınlandı. İyi niyetli bir teşebbüstü.

 

abdullah uçman_442120fa7309f30ab34e8c3d0f17b2c6.jpg 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah Uçman


Kültür işlerimiz süreklilik kazanamadı

O yıllarda bir öğrenci olarak bu kitaplara nasıl ulaşıyordunuz? Temel eser projesi devamlılık arz etti mi?

Cağaloğlu’nda Valilik’in hemen karşısında MEB’in satış bürosu vardı. Ben o dönem öğrenciydim. Arkadaşlarımla her ay başı yeni bir kitabın çıkıp çıkmadığını kontrol etmeye giderdik. Fiyatı da oldukça uygundu. Maalesef bu kültür işleri Batı’da olduğu gibi Türkiye’de süreklilik kazanamadı. Daha sonra o dönemin gazetelerinden birine teklif götürüldü ve gazetenin sahibi teklifi kabul etti ama en fazla seksen kitap çıkabildi, baskı kalitesi de düşüktü.

 

 90’larda yanlış seçimler kitaplaştı_1402eb6964ca23bf4f8e654ff8ced4d5.jpeg

90’larda yanlış seçimler kitaplaştı

Türkiye’de tek parti dönemi Batı hayranlığının da yabancı yazarların Türk Edebiyatı’nın usta kalemlerinin önüne geçirilmesinde katkısı var sanırım. Peki 70’lerde pek de sürdürülemeyen temel eser projesi daha sonraki süreçlerde hayata geçti mi?

 

90’lı yıllarda da MEB 100 Temel Eser faaliyeti başlattı. O dönemde de mevcut yazarların kitaplarını belirleyip sadece Türk yazarlar değil, Batı’dan tercümeler de basıldı. İyi seçimler yapılmamıştı. Örneğin Faulkner’in Ses ve Öfke adlı romanı bir ortaokul ya da lise öğrencisinin okuyacağı bir kitap değildir. Çok yanlış seçimler yapılmıştı. Her öğretmen kendi inisiyatifine göre kitap okutuyordu ve bu boşluk henüz doldurulmuş değil. Türkiye’de bu anlamda bir orta yol bulunmadı ve hep bu konuda da uçlarda davranıldı. Dolayısıyla bu kültür buhranı hâlâ devam ediyor.

 

 

Şimdiki nesil okuma zevkini bilmiyor

Bir akademisyen olarak, bahsettiğiniz kültür buhranının tesirini öğrencilerinizde de gözlemliyor musunuz?

Öğrenciyken hocalarımızın önerdiği kitapları hemen alıp okurduk. Şimdi biz öğrencilerimize kitap önerdiğimizde ‘hocam sadece şu bölümü okusam yeter mi, fotokopi çektirsem olur mu’ diye soruyorlar, okumak istemiyorlar. Kitap not alınarak, zevkine varılarak okunur ama şimdiki nesiller bu duygudan uzak.

 

 sultan abd_ab8fad7c1d721188d1d6132bab703060.jpeg

Sultan Abdülhamid kitaba çok değer verirdi

Osmanlı döneminde kitaba verilen önemle bugünü karşılaştırsak nasıl bir tablo ortaya çıkar?

İstanbul Üniversitesi’nin merkez binasının arkasında, eski Darulfünün Kütüphanesi vardı. Şu an orası Nadir Eserler Kütüphanesidir. Bir gün bir kitabın arasından bir dilekçe çıktı. Bogos Keresteciyan adlı bir İstanbul Ermenisi yaklaşık 1896 yıllarında Manzara-i Hilkat-i Cihan adlı bir kitap yayınlamış ve bu kitabı dönemin padişahı Sultan Abdülhamid’e takdim etmek için bir dilekçe kaleme alarak durumu izah etmiş. Dilekçede yazılan kitabın padişahın eline ulaşıp ulaşmadığını merak ettim. Nadir Eserler Kütüphanesinde Sultan Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’ndan gelen kitapları da yer alıyor. Saraya gelen kitaplar saray mücellithanesinde özel olarak ciltlenir ve padişahın tuğrası basılır. Bu kitap saraya gitmiş ve muhtemelen Abdülhamid’in eline de ulaşmış. İmparatorluk zor dönemlerden geçerken ve Sultan Abdülhamid’in başında binbir türlü bela varken yine de kitabı alıyor ve kütüphaneye konuyor. Önemli bir nokta.

 

 

Dilde fukaralığa hapsedilmiş durumdayız

Geçmişimizle bugünümüz arasında yaşanan kopuklukta Osmanlıca bilmemenin de etkisi var mı?

 

Eski harfleri öğrenmek ayrı Osmanlıca’yı öğrenmek ayrı bir şeydir. Eski yazıyı çalışarak on günde öğrenirsiniz. Asıl önemli olan metinleri anlayabilmektir. Osmanlıca bilmek, konuşma ve yazı dilinde kullanılmayan kelime ve tamlamaları öğrenmektir. Sıkça bahsedilen mezar taşı okumak ise ayrı bir ihtisas ister. Fukaralıktan hep aynı kelimelerle konuşuyoruz. Meramımızı otuz kırk kelimeyle anlatıyoruz.

 

 Artık gazete, köşe yazarı okunmuyor_0661d5674a70d46b47e0f2e6520b1e3f.jpeg

Artık gazete, köşe yazarı okunmuyor

Bu kısır dil yapısının dil devrimi dışında bir başka sebebi daha olabilir mi?

 

Bunda görselin; teknolojinin de etkisi var. Artık gazete kitap okunmuyor. Eskiden önemli köşe yazarları vardı, okurduk. Şimdi yeni nesiller köşe yazarı okumuyor. Bu yüzden kültür dünyaları son derece dar. Dolayısıyla belirli kelimelerle anlaşmaya çalışıyorlar, anlaşılmaya çalışıyoruz.

Advertisement Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement