“Onları saptırdı” ifadesi Allah’ın emirlerine ve Nebilerin şeriatına asi olmaları sebebiyle “onları doğru yoldan uzaklaştırdı” şeklindedir. Bu sapık fırkaların kökleri devam etmekte ve onların kolları arzın her yerine yeni ve değişik isimlerle uzanmaktadır.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hadis-i Şerifte buyuruyor ki; “Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Bu ümmet de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri hariç diğerlerinin hepsi ateştedir.”
Ashabı Nebi, “Onlar kimlerdir ya Rasulullah” diye sordular. Rasulullah da (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “Onlar benim ve ashabımın yolunda olanlardır” dedi. (Ebu Davud 4596)
Sapık fırkalarla ilgili bilgi veren İmam Cemaluddin ibnu-l-Cevzi (Rahmetullahi Aleyh) şunları söylemiştir:
Bazı alimlere göre sapık fırkaların aslı altıdır: Haruriye, Kaderiyye, Cehmiyye, Mürcie, Rafiziyye ve Cebriye. Bu fırkalardan her fırka on iki gruba ayrılmıştır ve yetmiş iki grup olmuştur.
MÜRCİE NEDİR, İTİKADI NASILDIR
Mürcie nedir: İrca kelimesinden türemedir. İrca kelimesi tehir manasınadır. Amelin imandan sonra geldiği ve ona dahil olmadığı kastedilmektedir. Onlar, haramları mubah sayan, emirleri yerine getirmeyen, onlarla amel etmeyen ve kalplerindeki imanla yetinen bir taifedir.
Mürcienin itikadı nedir: İmanla beraber hiçbir günah zarar vermez derler. Mürcie’nin bu inancı, günümüzde: İman sadece kalptedir, Allah çok bağışlayıcıdır, affedicidir. Ne kadar günah işlesen de ateşe girmezsin diyen kimselerin haline benzer.
Mürcie’ye bağlılar der ki; “Kelime-i şahadeti söyleyen kimse, bütün günahları işlese de asla cehenneme girmez. Bu sözle muvahhitlerden gayrının ateşten çıkamayacağı hususundaki sahih hadislere muhalefet ettiler.
İbni Akil (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir: “Mürcieliği ihdas eden kimse, zındıklara ne çok benzemektedir. Alemin ıslahı, asilere tehdidin sabit olduğunun bilinmesi ve onların cezaya çarptırılmasına inanılmasına bağlıdır. Onlar günahkârlardan korku ve Allah’ın kendilerini murakabe ettiği endişesini düşürdüler; şeriatın kanunlarını yıktılar. Herhangi bir şeyi, onu güzel yahut çirkin görme hususunda aklı hakem yaptılar.
İmanın tanımında doğru görüş onun üç şartı olduğu tanımdır: 1) Dille söylemek. 2) Kalple itikat etmek. 3) Uzuvlarla amel etmek.
Bu şartlardan herhangi bir şart yok olduğunda kul mü’min sayılmaz. Yani: Bu şartlardan herhangi biri kaybolduğunda kişi kâmil mü’min olamaz ve kişi ameli küfre düşer.
RAFİZİYYE NEDİR, İTİKADI NE ŞEKİLDEDİR
On iki gruba ayrılan şia fırkasının azgınlarından bir fırkadır. Şia, Ali bin Ebi Talip (Radiyallahu Anh)’ın hilafeti döneminde, Müslümanlığını izhar eden küfür ve nifakın başı, Yahudi Abdullah bin Sebe liderliğinde Müslümanları aldatmak için ortaya çıkmış bir taifedir.
Şia, o dönemde Ali ile Muaviye arasında çıkan fitneyi yok etmek için Hüseyin bin Ali’nin oğlu Zeyd’i terk ettikleri için Rafizi diye isimlendirildiler. Rafiziler iki taraf arasındaki oluşan fitneyi kızıştırmaya devam etti. Nihayet bu fitnenin tesiri altında Müslümanlar birbirleriyle savaştılar ve Ali, Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu Anhum) öldürüldü. Ehl-i Beyt imamlarının ölümünün yegâne sebebi onlardır.
Rafiziye itikadı: Bu sapık fırka der ki; Nebilik Ali (Radiyallahu Anh)’ın hakkıydı, ancak Cebrail hata etti ve vahyi Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirdi.
Rafizilerden bazı gruplar şunlardır: Emiriye, Şia, Navusiye, İmamiye, Yezidiye, Lainiye, Nasihiye
Rafizi kolu Emiriye mensupları, “Ali (Radiyallahu Anh)’ın Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e nebilikte ortak olduğunu” söyler.
Rafizi’nin bir diğer kolu Şia ise, “Ali (Radiyallahu Anh)’ın Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dostu ve kendinden sonra imametini vasiyet ettiği kimsedir, sahabeler ve onlardan sonra gelen ümmet, Ali (Radiyallahu Anh)’ın dışında birine biat etmekle küfre girmişlerdir” der.
Rafizinin bir başka kolu Navusiye ise, “Ali (Radiyallahu Anh)’ın bu ümmetin en faziletli şahsı olduğunu, ondan daha faziletli kimseler de olabileceğini söyleyenlerin küfre girdiğini” ileri sürer.
Rafizi kolu İmamiye ise; “Hüseyin’in oğulları haricinde hiç kimsenin imam olamayacağını, imamın Cebrail (Aleyhisselam) tarafından eğitildiği ve imam vefat ettiğinde Cebrail (Aleyhisselam)’ın onun yerine Hüseyin (Radiyallahu Anhuma)’nın soyundan başka bir imam getirdiğini” söyler.
Rafizi kolu Yezidiye ise, “Hüseyin (Radiyallahu Anhuma)’nın soyundan bir imam bulunduğunda onun dışında başka kimselerin arkasında namaz kılmanın caiz olmadığını” söyler.
Rafizi kolu Lainiye ise, Hz. Osman, Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Muaviye ve Hz. Aişe (Radiyallahu Anha)’ya lanet etmektedirler. Bu fırka, sahabelere devamlı lanet okuduğu için bu ismi almıştır.
Rafizi kolu Nasihiye ise, reenkarnasyon inancına sahiptirler. Yani: “Bir insan öldüğünde onun ruhu bir başkasına girer ve onda yaşar” demektedirler. Onların, bunların dışında Yahudi, Hristiyan, Mecusi ve Putperestlerin sapık görüşlerinden iktibas edilmiş birçok garip ve sapık görüşleri bulunmaktadır.
CEBRİYE MEZHEBİ NEDİR
Cebriye mezhebi kaderiye mezhebinin tam zıddıdır. Cebriye mensupları; “Allah her şeyi yaratan, itaat ve isyandan her ameli var eden olması cihetinden kulları için takdir ettiği, onların da icbar olunduğu, kendileri için irade ve güç olmayan şeyler üzere insanları hesaba çekmesi Allah için adalet değildir” şeklinde sapık bir itikad üzeredir.
İbni Kayyım (Rahmetullahi Aleyh) şöyle diyor: “Genel olarak kıble ehli arasında İslam dininden çıkma derecesinde ihtilafın, sapıklığın ve ayrılığın meydana geldiği meseleler altı meseledir: 1) Allah’ın isimleri, sıfatları ve fiilleridir. 2) Dinin isimleri ve hükümleridir. İslam, iman, ihsan, küfür ve şirkin tarifi buna misaldir. 3) Kulların fiillerinin yaratılması, o muhayyer midir, yoksa müseyyer midir? 4) Günahları işleyenlere dünya ve ahirette vaat edilen cezanın infazı ile cennet ve cehennemin hakikati hakkındadır. 5) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Ehl-i Beyti ve değerli ashabının konumu hakkında. 6) İfrat ve tefrit arasında iyiliği emredip kötülüğü yasaklamak hakkındadır.”
HARURİYE MEZHEBİ NEDİR
Haruriye mezhebi yahut hariciler diye isimlenen gruptur. Onlar, Abdullah bin Kuva liderliğinde Ali bin Ebi Talib (Radiyallahu Anh)’e karşı çıkan, Harura denen yerde toplanan kimselerdir. Onların o zamanki sayısı on iki bin kişi idi.
Haruriye itikadı: Onların inancına göre, büyük günah işleyen kimseler cehennemde ebedi kalıcıdır. Erkek olsun, kadın olsun cihadı terk eden kâfir olur. Onlar, kendi düsturlarına iman etmeyenleri de tekfir etmektedirler.
Bu Harici fırkasından mutezile denen fırka türemiştir. Mutezilenin inancı haricilerin inancının aynıdır. Ancak bunlar, büyük günah işleyenin cehennemde ebedi kalacağını iddia etmiyorlar; onu iman dairesinden çıkarıyorlar, bununla beraber küfür dairesine de sokmuyorlar.
KADERİYYE MEZHEBİ NEDİR
Cebriye mezhebinin zıddı olan kaderiyye mezhebidir. Onlar, Allah’ın kulların amellerini takdir ettiğini inkâr ediyor ve amelleri takdir eden, onları işleyen ve o ameller üzere hesaba çekilecek de kulun kendisidir. Bu sebeple kulu yaptığı fiilleri üzere hesaba çekmesi, Allah’ın kendi adaletindendir demektedirler.
Cebriye mensupları, “Allah kullara kendine itaatı emretmiş, asi olmalarını da yasaklamıştır. Allah, itaat ve masiyet fiili meydana gelmeden, kendine itaat edenle asi olanı bilmez” derler. Allah onların bu sözlerinden yüce ve münezzehtir.
CEHMİYYE MEZHEBİ NEDİR
Onlara Muattıle ve Nufat da denmektedir. Cehmiyye fırkası, Emevi devletinin sonlarında yayılmıştır. Cehmeyyi, Cehm bin Safvan’a nispet edilmektedirler. Mezhepleri, Allah’ın isim ve sıfatlarını inkar etmek üzeredir. Cehmeyyi aynı zamanda Mürcie ve Cebriyyenin azgınlarından sayılmaktadırlar.
Cehmiye itikadı: Allah-u Teâlâ’nın sıfatlarını inkar etmektir. Sıfatlar hakkında: Rahmet sıfatı olmaksızın rahmet edici, işitme sıfatı olmaksızın işitici, görme sıfatı olmaksızın görücü, bilgi olmaksızın bilici, gücü olmaksızın güçlü demektedirler.
Allah’ın sıfatlarını bu şekilde nefiy ederken: Yaratanı yaratılmışa benzetmek istemediklerini ifade edip delil getiriyorlar. Müteakiben sıfatlarının tamamını inkâr ediyorlar yahut onları fiili manasını tahrif ediyorlar.