Kalın kalın kitaplar okumak, cilt cilt ansiklopediler ezberlemek, yakışıklı olmak, çekici esvaplar giyinmek, unvan,  mal mülk sahibi olmak, lüks bir hayatın sefasını sürmek… Falanın filanın süslü sözcüklerinde yer almak sahici değil, dünya lisanıyla her şeyin geçici mâliki olmak maharet değil, bazı şeyler adam olmaya yeterli değil… Kâinat kitabını okuyamadıktan sonra,  deniz fenerini doğru seçemedikten sonra, iyi niyet taşımadıktan, gerçekleri ve gerekçeleri doğru tanıyamadıktan sonra bi anlam ifade etmez bu hâl…

 

Adam olmak, şerefli olmak, izzetti nefsini muhafaza etmek, şahsiyetini hiçbir maddi menfaate değişmemek, değerlerin sihirli dünyasında yaşamak, ülküsünü-umdesini-itibarını kâinata değişmemek, mesela vatan için, millet için, memleket için, ümmet için nefes almak, dünyayı karşısına alma pahasına bile doğru'dan ayrılmamak, bir kere eğer incinirse adalet yazıklar olsun adamlığın tüm ilkelerine demek, diyebilmek, bu minvalde ölçü sahibi olmak gerek, gerekmez mi…

 

Üstüne aldığın elbisenin, bindiğin aracın, sahip olduğu makamın seni adam yapmaya yeterli olmadığını bilmelisin. Bilmelisin ki haksız yere kazandığın üç beş milyonun değil seni şerefli yapmaya yetebileceğini, aslında asıl seni ulular dergâhında şerefsizlik sıfatıyla tanıtacağını bilmelisin…

 

Vatan sathında, ümmet safahatında her şey o kadar hassas bir terazide ölçüyorken, bir beşer olarak şerefsizlik kokan teşebbüslerde bulunmak o kadar dağınık ve ahmakça ki… Vatan hüznü sarmışken her hâlimizi, zalim düşman akıtıyorken minicik çocuklarımızın kanını, fosfor bombalarıyla bedenleri sayısız parçalara bölünüyorken kızlarımızın kızanlarımızın, nasıl da çıkıp kendine ‘adam' diyorsun, diyebiliyorsun, diyebiliyoruz! Nasıl, ne asıl! Kimi kandırıyoruz!

 

Koca koca adamlar şahsi menfaat için düşerken birbirlerine, samimiyet bulamamak ne acı, lütfen ah ama lütfen, ah kâinat kadar lütfen, ben sadece bir kişi bile olsa samimi adam görmek istiyorum… Ümmetin derin yüküyle kamburlaşmış bir gönül görmek istiyorum… Gözlerine zulmedecek, kendine uykuyu haram kılacak bir yürek görmek istiyorum… Bir tuniğe ve bir gömleğin rengine-desenine gösterilen hassasiyeti ümmet-memleket için gösterebilecek bir idealist arıyorum… Bir içli insan arıyorum… Vatan için gözbebeklerine hüznü öğreten, gözyaşıyla sırdaş olan bir aziz insan arıyorum… Kahraman değil içli içli samimi olan, bu aşkın teşebbüsüyle hüzünlere meyleden içi yangınlı bir adam, bir dost arıyor ömrüm…

 

Ne tuhaf, memur müdür olmak, müdür amir olmak, kaymakam vali, vali müsteşar, müsteşar vekil, milletvekili bakan, bakan başbakan olma derdinde, hele lütfen Allah için bana birini gösteriniz ki, çoluk çocuğunun rızkını temin etme derdinde olan bir babanın acısıyla içini donatanın tefekkürünü yaşıyor olsun,  makamının ikbalini değil, çocuğuna harçlık veremeyen bir annenin acısını içinde türlü türlü yaşayan bir insan gösterin… (Elbette yukarıda saydığım sıfatların mensuplarını tenzih ediyorum; ama maalesef hâl budur…)

 

Aslı astarı olmayan hayatlar yaşıyoruz, kuru, sıcak ve saçma. Bize vatan okuyan, bize memleket derdiyle kavrulan adam gibi adamlar lazım. İcabında içi buz tutacak, icabında sımsıcak gönül erleri lazım bize. Bize gece yarıları şirin uykusundan uyanıp proje çizen, dua dua kavrulan, derin derin-içli içli gözyaşı dökenler lazım… Hani nerde…

Ah, ahh vatanım, ah kıblem, vah milletim, ah memleketim…

 

( Durum aslında o kadar da vahim değil, şu sıralar ümmetin derdiyle dertlenen sadece bir şahıs vardır aslında, adam, adam işte adam… ‘‘Ya olacağız, ya öleceğiz''…)

( Ya sonra…? )

 

 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.