Enseyi karartmayın.

Her şey çok daha güzel olacak inşallah.

Bu ülkenin gerçek sahipleri…

Toprak kokan insanlarımız…

Eğitimi “FETÖ”cülere, kültür ve sanatı da “Marksistlere” havale edince işler bu hale geldi.

Başımıza gelenlerden ders alabilmişsek, çok güzel günlere ulaşacağız İnşallah.

Önümüzdeki süreç çok zorlu ama…

Karamsarlık bize yakışmaz!

Yeter ki…

Biz…

Biz olalım!..

Benzemeyelim!..

Evet…

Geçmişten ders alabilmek:

FETÖ belâsının başımıza gelişi,  hepimiz içinşefkat yumruğu olsun…

Son arzusu sorulan Temel demiş ki;

“Ha bu da bana ders olsun!..”

Neyse ki, idam sehpasındaki “Temel”in durumunda değiliz.

Kurtulabilir işler, hak edersek.

Bugünlerde, her yerde her köşede bunlar konuşuluyor.

“Metal yorgunluğu”ndan çok daha fazlasının, “moral erozyonu”nun üstesinden nasıl geleceğimizi tartışıyoruz.

Bunları tartışmamız çok güzel.

Dertli isek Yüce Allah'ın yardımını bekleyebiliriz!

Öncelikle…

“Kadere (hâşâ) hükmeder!” pozlarını terk etmek gerekiyor.

ÖNÜMÜZDEKİ ZORLU SÜREÇTE

Evet,

Önümüzdeki zorlu süreçte, nicelerinin belli mevkilere gelebilmek için her yolu “meşru” görmesinden korkuyoruz.

Bunun işaretleri çok.

Nice “beklenti sahibi”, mevcut ve muhtemel rakiplerini yıpratmak için “iftira” yüklü ihbarlar ulaştırıyor bize.

Siyaset”e lafımız yok ama “politika” kirli iş.

Belli mevkilere ulaşmanın kendisi için “çok iyi olacağına” şartlanan kişi,  FETÖ gibi “Amaca giden her yol mubahtır!” havasına giriyor.

Mütefekkirin(*)dediği gibi:

-Ruhları zehirleyen nefsânî sıfatlardan arınmak şarttır.

Bunlar içinde ilk olarak ifâde edilmesi gereken; ‘makam ve şöhret ihtirâsı'dır.

Mânevî bakımdan ilerleyebilmek, nefsânî arzuların terk edilmesiyle gerçekleşebilir.

İnsanı en son ve en zor olarak terk eden nefsânî arzu ise, “makam, mevki sevdâsı”dır.

Zîrâ bu çirkin hâl; kibir, tamah ve hırs gibi pek çok kötü sıfata kaynaklık eden en köklü nefsânîtemâyüldür.

Servet, şöhret ve makâma düşkün olan, bunları elde edebilmek için her çâreye başvurmayı göze alan bir insanın, mânevî ve ahlâkî ölçüleri de tanımayacağı muhakkaktır.

Makam hırsıyla gözü dönen bir kimse, yırtıcı bir hayvandan daha zararlı hâle gelebilir.

“MALA VE MEVKİE DÜŞKÜN ADAMIN VERDİĞİ ZARAR!”

Nitekim,Rasûlullâh-sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, insandaki bu vasfın ne kadar helâk edici olduğunu şöyle beyan buyurur:

“Mala ve mevkie düşkün bir adamın dînine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.” 

“Yönetici”olmak, büyük bir mes'ûliyetimûciptir. Lâzım gelen istîdat, kâbiliyet, liyâkat ve kuvvet kendisinde bulunmayan ve üstleneceği vazîfeyi hakkıyla îfâya güç yetiremeyecek olanların, görev talep etmeleri son derece mahzurludur.

Ashâb'danEbû Zer -radıyallâhuanh-, birgün Peygamber Efendimiz'e:

“_YâRasûlallâh! Beni vâlitâyin eder misin?” demiş,

AllâhRasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise şöyle karşılık vermiştir:

“_Ey Ebû Zer! Sen zayıf bir adamsın. İstediğin vazîfe ise büyük bir emânettir. Bu emâneti ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar müstesnâ, aslında bu vazîfekıyâmet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır.” 

Rasûl-i Ekrem'in  -sallâllâhu aleyhi ve sellem-

“Şu gök kubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebû Zer'den daha doğru sözlü kimse yoktur.”  buyurmasına rağmen ve onun ahlâkını, karakterini, zühde meylini, dünyâya hiç değer vermeyişini iyi bildiği hâlde, onu idâreciliğetâyin etmemiştir.

Zîrâ“ahlâkî fazîlet” ile “idârecilikdirâyeti” farklı şeylerdir. Nice fazîletlikimseler vardır ki, idârecilikkâbiliyetleri yoktur.

Hakkını verip veremeyeceğini düşünmeden, hayâle kapılarak ve nefsini kayırarak mevki hırsıyla koşturmanın, ağır bir vebâlimûcib olduğu muhakkaktır.

Bununla birlikte halkın işlerinin de bir şekilde görülmesi zarûrîdir. Bu yüzden, bir işi hakkıyla îfâ edebilecek dirâyete sâhip olanların da, mes'ûliyetten kaçarak bir kenara çekilmeye ve işleri yüzüstü bırakmaya hakları yoktur.

Böyle bir vazîfe kendisine teklif edilen kimse, liyâkatinden eminse ve etrafta kendisinden daha ehil biri de yoksa, teklifi kabulden ictinâb edemez. Şâyetictinâb ederse, vebâlinden kurtulamaz. Zîrâ halkın emânetini üstlenmek, yerine göre bir zarûret hâline gelebilir. Mü'mine yakışan da budur. Yâni mü'min için; örnek yaşayışıyla, güzel ahlâkıyla, ilm-i siyâsetiyle, basîret, firâset, dirâyet ve kâbiliyetiyle, ‘riyâsetintâlibi değil, matlûbu olabilmek' esastır.

Bir makâm için hırs yapmadığı hâlde o makâma getirilen ve samîmiyetle gayret gösteren kimselere Allâh Teâlâ yardım eder.

“VAZİFE ALMAK İÇİN ÇIRPINMA!”

Bir hadîs-i şerîfte şöyle ifâde buyrulmaktadır:

“Siz vazife alma husûsunda pek hırslı davranacaksınız. Hâlbuki (elde etmek için) çırpındığınız o vazîfe, kıyâmet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.”

 

 (*) -Osman Nuri Topbaş Hocaefendi

 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.