'İlme adanmış bir ömür'

Söyleşi: Sabri Gültekin

DOÇ. DR. DURAK PUSMAZ KİMDİR? Bu soruya “ilme adanmış bir ömür” dense belki başka söze gerek kalmaz. Fakat biz bununla iktifa etmeyip, Durak Pusmaz hocaefendinin hayatının özüne dokunarak tanıyalım kendisini.

1949 yılında Yozgat'ta dünyaya gelir. Yozgat'ın Çekerek ilçesi İsaklı köyünde başlayan hayat yolculuğu bozkır toprakların arasında yeşermeye başlar. Burada başlayan ilim ve tedrisat eğitimi Pusmaz'ı “Yürüyen Kur'an” vasfıyla Tokat İmam Hatip Okulu'na getirir. İnsan-ı kâmil olmaya adanan ömür yolculuğunda istikamet üzere yürürken yolunu İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'ne düşürür. Manevi öğretilerle çocukluk ve gençlik baharını yaşayan Pusmaz, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Tefsir Bilim Dalı'nda “Zeyd b. Sabit ve Kur'an İlimlerindeki Yeri” konulu master ve aynı bilim dalında “Übey İbn Ka'b ve Tefsir'deki Yeri” isimli teziyle doktorasını tamamlar.

Ardından Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev alarak vaizlik ve müftülük görevini sürdürür. İstanbul Haseki Eğitim Merkezi'nde açılan İkinci Dönem Müftü ve Vaizler İhtisas Kursu'nu da başarı ile tamamlayarak Haseki Eğitim Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak görevlendirilir. Öyle başarılı bir dönem geçirir ki, kendisine bu kurumun müdürlüğü tevdi edilir. Dünya gurbetinde Rabbine sadık bir kul olmanın telaşı içerisinde nefeslenirken Madekonya yolu gözükür. Üsküp'te 3 yıl Din Hizmetleri Müşaviri olarak görev yapar.

Pusmaz, Yard. Doç. Dr. olarak atandığı Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 64 yaşında doçentliğe yükseldikten bir müddet sonra yaş haddinden emekli olur. Bu kutlu yolculuğu sırasında heybesine doldurduğu bilgisinin zekatı olarak Muvatta' Tercemesi, Terğîb ve Terhîb Tercemesi, Kur'an-ı Kerim'in Fazileti Hakkında Kırk Hadis, En Güzel Rehber Hz. Peygamber, Güzellikler Dini İslâm, Peygamber Şefkati, Ferdi ve Sosyal Hayatımızda İslâm, Mekkî Sûrelerde Ahkam Ayetleri, Peygamberimizle 1 Gün ve Ailede Mutluluk Prensipleri isimli eserlere imza atar.

Rahmet günlerinin coşar adım mağfirete koştuğu günün ortasında Fatih İslâmî İlimler Araştırma Vakıf (İSAV)'da buluştuğumuz Pusmaz hocaefendi ile İnkılâb Yayınları arasında çıkan “Ramazan İklimi” isimli kitabı üzerinden bir söyleşi gerçekleştirdik. Ramazan'ın verdiği ulvi duygularla birbirini kovalayan mânâ yüklü soru ve cevapların gönül dağarcığınızı zenginleştireceğini umuyoruz. Buyurun efendim…

***

- Ramazan'ın gelmesiyle birlikte dini duygularımız diğer dönemlere göre biraz daha yoğunlaştı. Hocam fırsat kapımıza gelmişken, iyi bir Müslüman olabilmek ve kalabilmek için nasıl mücadele etmeliyiz?

- Ramazan ayı, müminler için dini yaşayış ve heyecanın doruk noktada olduğu, neşe ve hareketle geçen bir aydır. Onun için müminler Ramazan ayının gelmesini sabırsızlıkla beklerler, âdeta iple çekerler. Ramazan ayı ibadet ayıdır, yardımlaşma ayıdır, kaynaşma ayıdır, rahmet ve mağfiret ayıdır.

Yüce Rabb'imiz her zaman, özellikle mübarek ay, gün ve gecelerde, hayır ve bereketini, af ve mağfiretini yağmur gibi üzerimize yağdırmakta, bizleri o sonsuz rahmet ve mağfiretiyle kuşatmaktadır. Onun için bu gibi mübarek ay, gün ve geceler fırsat bilinmeli, gafletle geçirilmemeli, ibadet ve taatla değerlendirilmelidir.

Zira bunlar kulluk görevlerimizin bilincine varıp günah kirlerinden arınmamız için yüce Rabbimizin bizlere bir nimeti ve lütfudur. Şimdi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bir hadis-i şerifi aklıma geldi. Efendimiz'in Mescid-i Nebevi'deki minberi üç basamaklıdır. Bir defasında hutbe irad etmek üzere minbere çıkarken birinci basamağa çıktı “âmin” dedi, ikinci basamağa çıktı tekrar “âmin” dedi, üçüncü basamağa çıktı yine “âmin” dedi. Sahabe-i kiram merak ettiler ve:

“- Ya Resulellah! Bugün sizden daha önce işitmediğimiz şeyi işittik, bunun sebebi nedir?” diye sordular. Efendimiz şöyle cevap verdi:

“- Ben birinci basamağa çıkınca Cebrail (a.s.) geldi ve “Ramazan ayına yetişip de onu ibadet ve taatla değerlendirmeyerek bağışlanmayan ve arınmayan ilahî rahmetten uzak olsun” dedi, ben de ‘âmin' dedim” buyurmuştur.

 

-Ramazan deyince lügat anlamıyla birlikte aklımıza ne gelmeli?

- Ramazan, Arapça bir kelime olup Kamerî aylardan dokuzuncusunun ismidir. Ramazan kelimesinin manası ve bu mübarek aya Ramazan isminin verilmesindeki hikmet şöyle belirtilmiştir:

Ramazan, yaz sonunda güz mevsiminin evvelinde yağan yağmur manasına "ramdâ" kelimesinden alınmıştır. Yağmur yeryüzünü temizlediği gibi ramazan da müminleri günah kirlerinden temizler, kalplerini pak eder.

Başka bir izaha göre de güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızması anlamında olan "ramad" kelimesinden alınmıştır. Kızgın yerde yürümek ayakları yaktığı gibi, oruç da insanın günahlarını yakıp yok eder, daha doğrusu günahlarının affedilmesine sebep olur. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde: "Bu aya Ramazan isminin verilmesi günahları yaktığı içindir" buyurmuştur.

Şu halde mübarek Ramazan ayında tutulan oruç, müminlerin günah kirlerinden arınıp tertemiz olmalarına vesile olur.

Müsaade ederseniz ‘Ramazan denilince aklımıza ne gelmeli?'den daha çok nelerin geldiğini söyleyeyim. 

-Buyurun hocam, memnuniyetle.

- Ramazan denince aklımıza insanı yücelten, aziz ve değerli kılan manevî değerler ve güzel ameller gelir. Daha önemlisi Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim gelir. Zira Kur'an, Ramazan ayında inmeye başlamıştır. Topluca yapılan iftarlar gelir, akabinde topluca kılınan teravih namazları gelir, camilerde ve evlerde okunan mukabeleler gelir, sahurlar gelir. Ramazan denilince aklımıza yüce milletimizin bir bütün olarak yardımlaşmaları ve dayanışmaları gelir, fakirlere dağıtılan Ramazan kumanyaları gelir. 

Orucun tarihçesinden bahsedebilir misiniz? Mesela diğer dinlerde de oruç var mıdır?

- Orucun bize farz kılındığı belirtilen âyet-i kerimede: "sizden öncekilere farz kılındığı gibi” ifadesi yer almaktadır.

Buna göre oruç sadece Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmetine değil, daha önceki peygamberlerin ümmetlerine de farz kılınmıştır.

Mesela Hz. İsa (a.s.) babasız olarak dünyaya geldiği zaman Hz. Meryem validemiz, halkın, kendi aleyhinde kötü zan besleyeceğinden dolayı üzüntü içerisinde idi, ne yapacağını bilemiyordu. Kur'an-ı Kerimde Meryem Sûresi'nden (âyet, 26) öğrendiğimize göre Yüce Rabbimiz onu teselli ederek her hangi bir insanı görüp de bu konuda kendisine soru soracak olursa, rahmet ve merhameti her şeyi kuşatan Allah (c.c.) için konuşmamak üzere oruç adadığını, bu sebeple hiç kimse ile konuşmayacağını söylemesini bildirmiştir.

Bu âyetten İsrail oğullarında oruç ibadetinin olduğu anlaşılmaktadır.

Peygamber efendimiz Hz. Davud (a.s.)'dan bahsederken:

"Yüce Allah'a en sevimli olan oruç Davud (a.s.)'ın orucudur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı" buyurmuştur.

Demek ki, önceki dinlerde, bu arada Yahudilik ve Hristiyanlıkta da oruç ibadeti vardı. Ama Yahudiler ve Hristiyanlar zamanla dinlerinin birçok hükümlerini değiştirdikleri gibi, oruç ibadetini de değiştirmişlerdir. Yahudiler gününü azaltmışlar, Hristiyanlar da şeklini değiştirip önce bazı gıdaları almamak suretiyle perhiz şekline sokmuşlar, sonra da gününü çoğaltmışlardır. 

- Ramazan orucunun diğer oruçlardan farkı ve farz kılınmasındaki hikmetler nelerdir?

- Oruçlar genel olarak farz, vacip ve nafile olmak üzere üç kısma ayrılır.

Ramazan orucu farzdır. Hatta oruç denince ilk akla gelen Ramazan orucudur. Ramazan orucunun edası/zamanında tutulması farz olduğu gibi, herhangi bir sebepten dolayı zamanında tutulamamışsa kazası da farzdır.

Ramazan orucu belirli bir ayda tutulur, herkes istediği gün ve zamanda tutamaz.

Bundan dolayı Ramazan orucu topluca tutulur. Ramazan orucunun bitiminde bayram yapılır. Ramazan orucu belirli ayda topluca tutulduğu gibi, bayram da belirli günde topluca yapılır.

Yüce dinimiz İslamiyet'in, yapılmasını emrettiği her şeyde bilebildiğimiz veya bilemediğimiz nice hikmetler, nice yararlar vardır. Haram kıldığı, yasakladığı şeylerde de sayılamayacak kadar zararlar vardır. İslâm bilginleri emir ve yasak bütün hükümlerin kulların maslahatına yönelik olduğu hususunda ittifak halindedirler. Dinimiz insanlar için zararlı olan hiç bir şeyi emretmemiş, yararlı olan hiç bir şeyi de yasaklamamıştır. Oruç tutmanın da insanlar için maddî, manevî birçok hikmet ve yararları olduğu için farz kılınmıştır. Biz ibadetlerin, bu arada orucun bütün hikmetlerini bilemeyiz ve anlatamayız. Burada orucun, bile bildiğimiz bazı hikmetlerine satırbaşlarıyla temas edelim:

Oruç şehevî arzulara gem vurur.

Nefsi terbiye eder.

İnsanı güçlüklere katlanmaya alıştırır.

İnsana nimetin kadrini bildirir.

İnsanı ruhen, manen yüceltir.

İnsanda yardımlaşma duygusunu geliştirir.

İnsanda tefekkür duygusunu geliştirir.

İrade gücünü kuvvetlendirir.

Ayrıca sağlık yönünden de faydalıdır.

Bütün bunların ötesinde insana Allah'ın rızasını kazandırır. Kulun asıl maksadı Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. "Bana seni gerek seni" diyen Yunus Emre her amelin sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu sebeple Müslüman gerek orucunu ve gerekse diğer ibadetlerini sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapmalıdır. Allah'ın rızası her şeyin üzerindedir.

Yüce Rabbimiz, kendi rızası için çalışan, iyilik yapan ve güzel davranışlar içerisinde bulunan kullarını övmekte ve onlara mükâfat vereceğini vaad etmektedir: “İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendisini feda eder. Allah kullarına çok şefkatlidir.” (Bakara, 207)

“Kim bu iyilikleri Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa, 114) 

- Ramazan orucunun faziletinden biraz bahseder misiniz?

- Oruç İslâm binasının beş temel direğinden biri olup faziletli bir ibadettir. Onun için sevabı da çoktur. Allah Teâlâ'nın rızası için yapılan her ibadete, her hayır ve iyiliğe en az on misli mükâfat verileceği En'am Sûresi'nin 160. âyetinde belirtilmiştir.

Bakara Sûresi'nin 261. âyetinde de Allah yolunda mallarını infak edenlerin mükâfatının yedi yüz misli ve daha fazla olacağı belirtilmiştir. Oruç ibadetine gelince, ona ne kadar mükâfat verileceği belirtilmemiş, Yüce Rabbimiz, onun mükâfatını bizzat kendisinin vereceğini belirterek: "Oruç benim için yapılan bir ibadettir, onun mükâfatını ben veririm" buyurmuştur. 

- Hocam, diğer ibadetler Allah için değil midir, onların mükafatını verecek olan da Allah değil midir?

-Evet, diğer ibadetler de Allah için yapılır ama, namaz, zekât ve hac gibi ibadetler açık yapıldığı için bunlara riya, gösteriş karışabilir. Halbuki oruç Allah ile kul arasında gizli kalan bir ibadet olduğu için buna riya karışması söz konusu değildir.

Bir de orucun dışındaki diğer ibadet türlerini sapık kimseler bâtıl mabudları için de yapmışlardır. Müşrikler namaz kılıyormuş gibi putlarının önünde secdeye kapanmışlar, hacda Kâbe'nin tavaf edildiği gibi, putlarının etrafında dolaşmışlar, putları için kurbanlar kesmişler fakat hiç bir zaman putları için oruç tutmamışlardır. Şu halde oruç sadece Allah için yapılan bir ibadettir. Bunun mükâfatını verecek olan da Allah'tır.

Peygamber Efendimizin ifadesiyle: "Oruç bir kalkandır, insanı cehennem ateşinden korur. Tıpkı sizden birinin muharebe meydanında kalkanıyla düşmandan korunması gibi."

Oruç sayesinde insan kötülüklerden korunma özelliği kazanır.

Oruç insandaki kötü duygu ve alışkanlıklara set çeker.

Oruç kötülüklerin kaynağı olan şehevî duyguları zayıflatır.

İhlâsla Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. Oruçlunun duası makbuldür.

 

YARIN: İNFAK MÜMİNİN ŞİARIDIR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.