26 Mart 2017 Pazar 09:47
Sicilin bozuk ey Avrupa!

ÖZLEM DOĞAN'ın kaleminden

Türkiye son 15 yıldır her alanda yükselen ivmesiyle dikkatleri yine üzerine çekti. 2002'de AK Parti'nin seçimlerden zaferle çıkması, kendi iç çekişmeleri dolayısıyla içine kapanık, vesayet sistemi altında ekonomisi ve sosyolojisi günbegün çöken Türkiye için dönüm noktası oldu. Avrupa sömürge kurmak için işgal ettiği ülkelerin halklarını vahşice öldürüp, zenginlik kaynaklarını sömürürken, Osmanlı fethettiği topraklara barış ve refah götürüyordu. Temizlik ve nizamın sembolü Osmanlı dünyada bir medeniyet yıldızı gibi parlarken, yıkanmak nedir bilmeyen aynı Avrupa vebadan kırılıyordu. Ecdadımız akıl hastalarını musîkiyle tedavi ederken Avrupa aynı hastaları içine şeytan kaçtığını düşünerek yakıyor, tuvalet kültüründen bihaber olan batı her şeyde olduğu gibi bu kültürü de Osmanlı'dan öğreniyordu. Aradan geçen yüzyıllar şeklen Avrupa'yı medeni bir çizgideymiş gibi gösterse de ırkçı ve barbarlık konusunda zihnen hiç değiştirmedi. İslamofobik saldırıların beşiği olan batı, geçmişte Bosna'da şimdi de Suriye'de yaşanan vahşete göz yumduğu gibi mültecilere kapılarını kapatmaya devam ediyor.  Avrupa'nın Türkiye'nin durdurulamayan yükselişinden ne denli rahatsız olduğunu da alenen hayır kampanyası düzenlemelerinden, Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhine açıklamalarından ve bakanlarımıza yönelik çirkin engellemelerinden görüyoruz. Türkiye'ye çağ atlatan Erdoğan'ı diktatörlükle suçlayan Avrupa'nın sicili o denli bozuk ki yazmaya sayfalar yetmez. 

Hollanda'nın kirli mazisi

Meşhur lale bahçelerini Osmanlı'nın lale soğanlarına borçlu olan ve son dönemde Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı takındığı haince tavır ve hayır propagandasıyla gündemde olan Hollanda'nın geçmişi de yaptıkları katliamlarla dolu. Sömürge kolonileriyle insanları köleleştirip eziyet eden, Kuzey Amerika'daki ilk kolonisini 1615'te Fort Nassau'da kuran Hollanda kürk ticaretiyle uğraştı. Yerleşimcilerin küçük yaşta çocuklarını annelerinin kucaklarından alınarak parçaladı. Kimini ateşte yaktı, kimini de nehre attı. Aynı Hollanda 1740 yılında, Jakarta'da bulunan Batavia sahil kentinde birkaç gün içinde 10 binden fazla yerli Çinliyi katletti. Dünya tarihinin insanlık adına utanç vesikalarından biri olan Srebrenitsa Katliamı'nda Sırp katil Ratko Mladiç'in emriyle Boşnak esirler vahşice öldürüldü. Daha sonra kimlik tespiti yapılmaması için cesetler yakıldı ve parçalanarak toplu mezarlara gömüldü. Bu yüzden birçok Boşnağın cesedi hala bulunamıyor. Avrupa'nın orta yerinde, Bosna'da işlenen büyük soykırıma BM, AB ve tüm dünya sessiz kaldı. İşte o gün Srebrenitsa'da 600 Hollanda askeri gözünü kırpmadan Sırp vahşilere, kendilerine sığınmış olan çaresiz ve savunmasız Boşnakları teslim ederek katliama destek verdiler. 

Kazanmak için insanların cesetlerine basan Almanya

Bir zamanlar üç kıtanın hâkimi Osmanlı İmparatorluğunu kaybetmemize neden olan 1.Dünya Savaşı'ndaki müttefikimiz Almanya, 20.yüzyılın ilk soykırımına imza atan ülkedir. 1891'de sömürge kurmak için gittiği Güneybatı Afrika'daki Namibya'daki yerel halka hiç acımadı.  130 bin civarındaki bölge halkı nüfusundan Hererolar yüzde 80, Namalar ise yüzde 50 azalarak Almanlar tarafından soykırıma uğratıldı. Geriye sağ kalan 15 bin kişi ise kamplara gönderildi.  Ağır işkenceler, kötü koşullar altında çalıştırıldı. Yerli kadınlar Alman askerler tarafından tecavüze uğradı. Doğurdukları bebekler kaderine terk edildi, hatta bazı bebeklerin Almanlar tarafından denek olarak kullanıldığı iddiaları da tarih kaynaklarında yer alıyor. Aynı Almanya Büyük Alman İmparatorluğu'nu kurmak hayaliyle büyük bir soykırım daha gerçekleştirdi. Gaz odalarına gönderilenler, fırınlarda yakılanlar, toplama kamplarında yok edilenler ve topluca kurşuna dizinlerle birlikte milyonlarca insan Almanya'nın üstün Alman ırk hedefine kurban oldu. 

Canice kesilen küçücük eller

İnsanlık tarihinin en vahşi soykırımlarından birini de Belçika Kralı II. Leopold gerçekleştirdi. 1885'te sömürmek için girdiği Kongo'da yerli halkı işkencelere tabi tutarak çalıştırmış, yeterli kauçuk toplamadığı gerekçesiyle küçük çocuklar olmak üzere kadın erkek köleleştirdiği herkesin el ve ayaklarını kestirmiştir. Beş milyon insanın ölümüne ve on milyon kişinin de sakat kalmasına neden olan Kral Leopold, canice hırsları için Kongoluları katletmiştir. 

Cezayirli Müslümanlara kan kusturan Fransa

1830 yılı Cezayir için kanlı günlerin başlangıcı oldu. Tecavüze uğrayan zavallı kadınlar, kesilen kafalarla poz veren cani Fransız askerleri,  132 yıl boyunca sürdürdükleri işgal sırasında Cezayir halkına kan kusturdu. 1954-1962 yılları arasında 1,5 milyon Cezayirliyi katletti. Fransız egemenliğine karşı milli mücadelenin önderliğini yapan “İslam benim dinim, Arapça benim dilim ve Cezayir benim vatanım” sloganıyla Şeyh Abdullah Ben Badis'e Fransa'nın tepkisi ağır oldu. Yargısız infazlar, işkenceler ve idamlarla bir halk adeta yok edildi. Tamamen hayal ürünü olan sözde Ermeni soykırımını kabul eden Fransa, kendi tarihinde belgeli, fotoğraflı, kanıtlı olarak işlediği soykırımları görmezden geliyor.             

Faşist İtalya'nın Libya işgali

Osmanlı'nın çöküşünün hızlandığı dönemde İtalya 1911'de Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ederek Trablusgarp'ın bir kısmını işgal etti. Fakat Osmanlı askerinin karşı cevabıyla başarısızlığa sürüklendiler ve İtalyan askerleri bunun acısını genç yaşlı, kadın çocuk demeden yerli halktan 4000 kişiyi kurşuna dizerek çıkardılar. Balkan Savaşı'yla iyice zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu İtalyanlarla Uşi Anlaşması'nı imzalayarak Trablusgarp'tan çekildi. 1917 tarihi İtalyanlar'ın Libya'nın neredeyse tamamını ele geçirdiği yıldı. Tarihe adı altın harflerle yazılan Ömer Muhtar'ın öncülüğündeki direniş faşist Mussolini'yi çileden çıkardı. Kurulan mahkemelerle halk çoğunu idam edildi. Toplama kamplarındaki Libyalılar ise açlıktan öldü. Direnişin sembol ismi Ömer Muhtar, 1931 yılında yakalanarak İtalyan zorbalar tarafından idam edildi. 

Nifak tohumu İngiltere'nin işlediği suçlar

İngiltere'nin günahları saymakla bitmez. Kendi çıkarları için dünyayı fitneye boğan, kan akıtan İngiltere 1788–1938 tarihleri arasında sömürgeleştirmek amacıyla gittiği Avustralya'nın madenlerini sömürdüğü ve topraklarını işgal ettiği yetmiyormuş gibi yerli halk Aborjinleri katletti. Halkın arasına yaydığı salgın hastalık ve yemeklerine kattığı zehir neticesinde 750 bin Avustralya yerlisinden geriye sadece 31 bin kişi hayatta kalabildi. Üstelik sömürge yönetimi insan avına çıkıyor, avda yakalanan yerlilerin kellelerini kesip halkın görebileceği bir yerde sergiliyordu. Geçmişten günümüze nerede bir savaş varsa ve nerede kan akıyorsa, dolaylı ya da doğrudan mutlaka İngiltere'nin bunda parmağı vardır.

Soykırımın anavatanı Amerika

Soykırım denince akla ilk gelen ülke aslında Amerika'dır. Ortadoğu'nun baş belası, Müslüman coğrafyalarda akan kanın sorumlusu olan ABD'nin kuruluşu da kanlıdır, bugünü de. Demokrasi götürme bahanesiyle girdiği tüm ülkelerin halklarını işkencelerle öldüren, kaynaklarını sömüren ABD, ilk biyolojik silahı Kızılderililer üzerinde denedi. Yardım adı altında dağıtılan battaniyelerle yerli halka çiçek mikrobu bulaştırarak çok sayıda insanı katletti. Bununla yetinmeyip Kızılderili kellesi başına 5 dolar öderken Kızılderililerin başlıca yiyecekleri bizonları da katlederek yerli halkı açlığa ve ölüme mahkûm etti. Bartolome de Las Casas'a ait ‘Kızılderili Katliamı' adlı kitap vahşi ABD'nin Kızılderilere yaptıklarını şöyle anlatıyor: “Sırf eğlence olsun diye, kadın erkek demeden yerli halkın ellerini, burunlarını ve kulaklarını kesip kopardıklarını ve bunun bölgenin değişik yerlerinde defalarca tekrarlandığını kendi gözlerimle gördüm. Memeden kesilmemiş bebekleri annelerinin göğsünden Memeden kesilmemiş bebekleri annelerinin göğsünden alarak onları en uzağa fırlatma konusunda birbirleriyle yarıştılar...” Bugünü olduğu gibi geçmişi de utanç vesikası olan ABD, kuruluşunu ve ekonomik düzeyini yaptığı katliam ve öldürdüğü milyonlarca Kızılderili soykırımına borçlu.

Avrupa'nın ortasında soykırım

Çok değil, tarihler 1992'yi gösterdiğinde Avrupa'nın orta yerinde büyük bir soykırım yaşandı. Rusya'nın tetikçisi Sırplar, yan yana yaşadıkları Boşnak halkını, sırf Müslüman oldukları için eşi benzeri görülmemiş bir canilikle katletti. 1 Mart 1992'de başlayıp 14 Aralık 1995'te son bulan savaş sürecinde Boşnaklar korkunç işkencelere uğradı. Kundaktaki kız çocuklarından yaşlı ninelere kadar bütün kadınlar sistematik olarak tecavüze uğradı. Yediden yetmişe tüm erkeklerin gözleri oyuldu, kafaları kesildi, zorla benzin içirilip Molotof gibi patlatıldı, diri diri yakıldı. İnsanlıktan nasibini almamış Sırplar'a gizliden ve açıktan destek veren Batı işlenen bu zulme sesini çıkarmadı. Üstelik kendisine sığınanları Sırplara teslim eden BM askerleri Avrupa'nın Müslüman Boşnakların katlinden memnun olduklarını gözler önüne serdi. Yaşanan savaş, Bosna halkının varlığı için mücadele eden Bilge Kral Alija'nın önderliğinde direnen Boşnak halkının lehine dönmeye başlayınca, Avrupa zorla Dayton Antlaşması'nı dayattı ve imzalanmaması halinde tehdit etti.


Son Güncelleme: 26.03.2017 09:47
Anahtar Kelimeler:
ABDAvrupa
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.