06 Mart 2017 Pazartesi 14:00
İNSAN, SAĞLIK VE KAPİTALİZM

         Op. Dr. Yunus ÇOLAKOĞLU

         yunus0325@hotmail.com

         İnsan bedeni kainatın en kustal meyvesidir.Beden ile mücessem olan maddi varlığımız , ‘kalu bela'dan beri varolan(Araf/172)  ruhumuza, vakti ve saati gelince emanet edildi. Yine vakti ve saati gelince teciline , tehirine ve tebdiline mahal olmayan bir zamanda(Nahl/61) ve ilahi kelamda net olarak beyan edildiği gibi, hiç kimsenin önceden kati olarak bilemeyeceği bir mekanda(Lokman/34) ruhumuzun kabzedilmesi ile asli kaynağı olan toprağa dönecektir.İdraksiz ve şuursuz cismaniyetimize şuur ,izan ve idrak veren ruhumuzun, mutlak bilgisi Allaha aittir. Ruhun bilgisi  insanoğluna cüzi anlamda verilen bir mahiyette ve  yine tam olarak anlaşılması beşer aklı ve idraki ile tasavvur edilemeyecek mutlak bir Marifetullah bilgisidir(İsra/85).Bu gün  Modern  KartezyenTtıp anlayışı insanı kompleks ve birbirine griftar olmuş binlerce biyokimyasal reaksiyondan müteşekkil ve ruhundan arınmış bir makine olarak tanımlıyor. Yaklaşık üç asırdır bu anlayış ile icra edilen bu tıp düşüncesinde insan, cismani varlığının ötesinde ruhu ile birlikte değerlendirilememiştir.

                                         ‘SAĞLIKLI YAŞAM ENDÜSTRİSİ'

      Bedeni hastalıklarımıza medikal bir takım reçeteler sunarak yeryüzünde insan neslini tehdit eden salgın hastalıklar ve birtakım kanser türlerini başarı ile tedavi eden Modern Tıp, insanlığı esir alan ve  16.- 17. Yüzyılda Avrupa nüfusunu tehdit eden veba pandemileri gibi yaygınlaşan ruhsal bunalımları ve psikolojık rahatsızlıkları engelleyememektedir. Dünya sağlık örgütünün verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık yüzde beşi major(ağır) depresyon nedeniyle medikal tedavi görmektedir. İnsanın işlevselliğini kısıtlayan ve sosyal adaptasyonunu bozan diğer psikiyatrik hastalıklar da düşünüldüğünde bu oran yüzde onlara yani yaklaşık olarak yediyüz milyonluk bir insan kitlesine denk gelmektedir. Son yirmi yılda kullanımı en çok artan ilaç sınıfı antibiyotiklerden sonra antideperessan ilaç grubudur.Modern psikiyatri bu konuda teoriler üzerinden hareketle insana deva arayışına girişmiş ancak ruhun labirentlerinde günübirlik geliştirdiği teorilerle, insana değil şifa vermek , bazen kendisi bile sorunun kaynağı olmuştur. Yıllarca kullanılan ilaçların bazıları,  yan etkilerinden ve yüksek  suicid riski(intihar) nedeniyle terk edilmiştir. Global psikiyatrinin kültür ve inanç farklılıklarını hiçe sayan ve muğlak teoriler üzerinden geliştirdiği hastalık teşhis kriterleri ve medikal tedaviler Avrupa da ve Amerikada heryıl sayıları artan Akıl Hastaneleri ve  Psikiyatri kliniklerinin iş yükünü azaltamamıştır.Alkol ve uyuştucu bağımlılığı ve obesite cerrahisi için Birleşik Devletlerde yaklaşık elli milyar dolar harcanırken, Somali'de açlık ve ilaçsızlıktan her on dakikada bir çocuk hayatını kaybetmektedir. Psikiyatri kliniklerinde adeta birer kobay gibi üzerinde  ilaç tedavileri denenen ,aileden ve toplumdan izole edilmiş hastalar aslında Modern Tıp ve Psikiyatrinin bu alandaki çıkmazını ve çaresizliğini göstermektedir.Yine enteresan bir şekilde Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre intihar vakaları, gayri safi milli hasılanın ve kişi başı gelirin yüksek olduğu Kuzey Yarım Küre ve Avrupa ülkelerinde ,savaşların ,iç çatışmaların, göç, iç savaş ,yoksulluk ve mağduriyetlerin görüldüğü Ortadoğu ve İslam ülkelerine nazaran beş altı kat daha fazladır.

      Bu gün cari Tıp, genel olarak varlığını ve faaliyet alanını yeryüzünün varlıklı kesimleri ve özelde de Avrupa-Amerika ‘nın  iktisaden müreffeh insan sınıfı üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bir insani ve tıbbi  yardım gönüllüsünün bu anlamdaki serzenişi manidardır.

---- ‘Afrika'nın açlık ve yoksulluk ile pençeleşen bölgelerine ulaştırılmak üzere tonlarca ilaç topladık.Ancak hepsinin üzerinde -tok karınla kullanılmalıdır- diye yazıyordu.'

                                MODERN İNSANIN ÖLÜM KORKUSU

          Modern dünyada  tıp ve kapitalizm ilişkisi artık çok net olarak ve her gün artan sıklıkta dile getirilmektedir. Bazı ilaç firmalarının yıllık ciroları Afrika veya Doğu Avrupa'daki  orta veya küçük ölçekli bir ülkenin gayri safi milli hasılalarına denktir. Sadece Antibiyotik, kolesterol , hipertansiyon ve depresyon ilaçlarından elde edilen cirolar için dahi bu mukayese yapılabilir.Hayatının merkezine hastalık yerleştirilen ve bundan kaçmak için palazlanan en büyük korku , modern insanın duymak istemediği ölüm gerçeğidir. Ölüm korkusu, Kuranı- Kerim'in ifadesi(Bakara/19) ile ‘hazeral mevt',bu gün modern batı insanının, kendisinden  uzaklaşmak için uğruna iktisadi varlığını kaçınmadan harcadığı bir alana dönüşmüştür. İslamın varlık ve hayat anlayışında kendisi ile tanışık ve barışık olunan ölüm gerçeği, batı kültüründe ve medeniyetinde ötelenmesi  ve hiçbir şekilde gündemde olmaması gereken bir tükeniş ve ezeli bir hiçlik girdabıdır.Bu reel durumu iyi okuyan Kapitalizm – modern tıp ikilisi hayatın doğal akışında karşılaşılan bir takım duygu durum değişiklikleri ve fizyolojik-psikolojik merhaleleri ‘tıbbıleştirilerek'tıbbi müdaheleyi zorunlu hale getirmiştir.Batı dünyasında bu anlamda en sert eleştirileri yapan  Harward Üniversitesi  Profesörlerinden İvan İllic bazı uygulamaların Tıbbi sömürgeciliğe vardığı tesbitini yapmıştır. Artık çocuk  ebeveyn ilişkilerinde görülen kırılmalara psikiyatristler ilaç tedavileri ile müdahale etmektedir. Nihayetinde üzüntü ve kederlerin üzerine Antidepressan ilaçlaır ile gidilmiş, çocukluk yaş grubunda görülen hiperaktivite neredeyse tümüyle sendrom olarak tanımlanmıştır.Gebelik ,genetik  ve yaşlanma nedenli   saç dökülmeleri, menopoz, yaşlılık ve osteoporoz bir tabi süreç olmaktan çıkarılıp,  bu dönemde düzenli  ilaç kullanmayan hiçbir  fert neredeyse kalmamıştır.Bu alanlarda geliştirilen ilaçların reklamları bir çok tıp dergisinde boy göstermiştir. Bu gün ülkemizde yapılan bölgesel ve ulusal tıbbi kongrelerin çoğu ilaç firmalarının ve tıbbi medikal ürünler üreten şirketlerin sponsorluğunda  yapılmaktadır.Bu etik dışı durum, alanla ilgisi olan uzmanlarca bilinen bir gerçektir.Bu anlamda medya, tıp- kapitalizm ilişkisini ve toplumun hastalık algısını hep canlı tutmuştur. Yapılan sağlık programlarının büyük çoğunluğu toplumu gerçek anlamda bilgilendirmek ve bilinçlendirmekten ziyade, modern tıp şarlatanlarının boy gösterdiği, kişileri ve kurumları merkeze alan organizasyonlardır.Oluşturulan bu ‘sağlıklı yaşam endüstirisi' nin bütünüyle insanın bedeni ve ruhi şifa arayışına hizmet ettiğini söylemek mümkün değildir. Bu durumu farklı siyasi geleneklerden , anlayışlardan ve coğrafyalardan gelen bilim adamları da eleştirmişlerdir.(Alexis Carel,Pearson,İvan illic, S Huseyin Nasr v.s).Yapılan eleştiriler ve itirazlar doğruluğu pratik uygulamalar ile kesinleşen ve insanlığın ortak tıbbi ve ilmi  birikimi olan sağaltım yöntemlerine değil, teorilerin ve muğlak güncel yöntemlerin birer ilahi hakikat gibi topluma sunulmasınadır.

       Gün itibariyle modern bilim, sekülerizmin ve pozitivist yaklaşımın mutlak hakim olduğu bir alan olmaktan çıkmak zorundadır. Son üç asırda batı bilimi : insan ,varlık  ve evren  tasavvurunu  bilimsel materyalizim ve agnostik pagan  anlayışa hapsetti. Bu anlamda üretilen ahlak öğretileri ve felsefi anlayışlar Antik Yunan Filozofları  Aristo ve Platon'un dipnotlarından öteye gidememiştir.  Protestan bir determinist anlayışla toplumu ,hayatı insanı ve evreni tanımlayan bu anlayış insanlığa büyük acılar yaşatmış, bilim ,  güç, iktidar ve tahakküm vasıtası olarak konumlandırılmıştır.Bütün dinlerin bilim sayesinde yok alacağını savunan batı dünyası, ferdi ve içtimai hayatta fıtri, ahlaki ve dini olanı çıkarıp yerine sonu gelmez heva ve arzularını ikame etmiş, insan ebedi bir tüketici olarak tanımlanmıştır. Bitmeyen para ve durmayan kalp anlayışı ve emeli ile kurgulanan bu dünya, yaşanılan iki büyük savaş ve milyanlarca ölüm sonrası batıya görünmeyen kanlı bir iktidar vaat etmiştir. Ancak yeryüzünün diğer coğrafyaları  bu dünyayı besleyen enerji havzaları ve bitmeyen kaos alanlarına dönüştürülmüştür.

                                                                ETİK YERİNE AHLAK

          Bilimin icrasında Ahlak tükenince, yerine etik konumlandırılmıştır.Her bilim dalında (tıp, genetik ,fizik, mühendislik, siyaset, hukuk .. v.s) kanuni müeyyideler ile desteklenen etik metinler, insanlığı korumaya yetmemektedir. Bu gün güncel popüler bilim ve özelde Modern Tıp, güçlü bir ahlak anlayışına ve bu uygulayıcılarında güçlü bir şahsiyet inşasına ihtiyaç duymaktadır. Nostaljik bir kült olarak nihayi eğitim aşamasında, modern tıp uygulayıcıları olan  genç hekimlere okutulan Hipokrat yemininin hiçbir reel karşılığı,  vicdani caydırıcılığı ve bağlayıcılığı yoktur.Temel yaşam fonksiyonlarını ventilatör desteği ile yoğun bakım ünitesinde devam ettiren hastaların bulunduğu ortamlarda, laubali ve gayri ciddi tavırların yer yer basına servis edildiği durumlar nadir değildir.Bu meyanda: hasta ,hasta insan ,insan bedeni ,mahremiyet ve şifa kavramlarının fıtri- vahyi ve insani bir perspektiften ele alınması  ve bu anlamda bir eğitim icrası gerekmektedir.İnsan bedeni üzerinde meslek tatbiki, nebevi bir bakış ve rahimane bir merhamet duygusu ,mahremiyete mutlak saygı ,muhatabına karşı insani bir hem hal oluş ve güncel tabir ile empati  gerektirir. Nihayi olarak bu alanda çalışmak; Allah'ın Şafi ismine münhasıran mutlak edep , tevazu ve şefkat gerektirir.Buna bütün insanlık muhtaçtır.


Son Güncelleme: 06.03.2017 14:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.