Modern olduğumuz halde bundan memnun olmayıp mızmızlandığımız konulardan, modern toplumların sorunlarından biri de içlerinden bir kahraman çıkaramamaktır. Mitler kahraman kaynıyorken, efsanenin bittiği yerde, “Efsane o! Gerçek değil!” derken küçümsüyor gibi olduğumuz mucizevi ahvali öylesine özlüyoruz ki. İtiraf edelim; “gerçeğin” çizgisi hemen hepimiz için sığ kalıyor. Öyle olmasa hayal kurar mıydık. Ki kahraman konusunda hepimizi titreten bir kahramanımız olmadığında topluca üşüyor ve artık kişisel kahramanlarımızı aramayı ve bulamadıkça da ağlayıp durmayı hayat sayıyoruz. Daha olmadı nefsimiz ne güne duruyor. Onu ilah sayıyoruz.

 

Kitlesel ölçekte bu ihtiyacımızı resmi, gayri resmi ünlüler geçidini seyrederek karşılıyoruz.  Cansız alkışlarla...Bir de popülerlik, sahte ünlülük ömrümüzü saramıyor. O kadar fani olanla işi olmuyor ruhumuzun. Oyalanmak belki, işte onun zaafımızdan ve boşluğumuzdan nemalanacağı kadar...O da ekmek yesin yazık, zenginlesin diyeceğimiz kadar.

 

Pek çoğu günümüzün, gündelik hayatımızın hücrelerine sinip soluklarımızdan bizi etkisine çekmiyor. Arasına kalbimizi alıp, el ayalarımız acıyasıya alkışlamıyoruz onları. Üstünkörü neşe neyse de, kederde yanımızda olmayacaklarını çok iyi biliyoruz.

 

Ayrıca millet olarak yakın geçmişimiz kahraman kaynıyorken, onlarla olan b/ağımızı kopardığımız(koparıldığı) için, bir “hiç gibi” ortada kaldığımız ve yaban kültürlerden kahraman devşirmeye gittiğimiz, hatta utanmadan –taşra lafıyla eşşek kadar olmuşken- bu ihtiyacımızı karşılamak için animasyonlara, çizgi filmlere baktığımız da malum. Bunu birbirimizden “pelerinlere saklanarak” gizlemeyelim şimdi.

 

Geçti. Artık kahramanlarımız var. Hem kibirsiz tepede, hem yalın yamaçta. Tepede feda edişi gören, devlet işine gece gündüz uyumadan hem de resmi kefenle koyulanları görünce, yamacın kalbi kıpırdadı. Bir feda ediş, bin feda edişe bereketlendi. Adını anmak gerekmez ki onların. Herkesin bildiği, susup kirpiğini ıslattığı doğruluğun ve dürüstlüğün şahitlerinin, şehitlerinin yaptıkları ada, sana sığacak gibi değil. Şan; adın, sanın o insana, o hayat tecrübesine yetmeyişini izaha çalışmaktır ya... Henüz yaşıyor olup ölümsüzlüğü bekleyenini de, şehid olup sağ kalanını da Allah rahmetine sarsın.

Lakin... 

Bizim yapamadıklarımızı yapabilen, ideallerimizi ve beklentilerimizi artık daha fazla üzmeyen insana, kahramanlık kaftanını giydiririz. Artık bizim kahramanımızdır. Bir nevi onun emrindeyizdir. Fakat o da bizim emrimizde...Madem ki beklentilerimizi cezbetmiş ve hayallerimizi hakikate devretmiştir; kimliklerimizi toplayıp eline teslim ederiz, o istemese de... Onun bizi tanımlamasını anlayışla karşılamak bir yana, ona emrederiz. Bu heyecanlı yükseliş; önce kolektif bir kimlik bütünleşmesine, sonra ya her işi kahramana bırakma ve dolayısıyla tembelliğe, ya da nihayet ideale doğru yarım kalmış ve yalnızlaşmış koşuları artık bir kahraman eşliğinde daha bir gayretle devam ettirmeye, yani canlı çalışkanlığa bölünür. Nitekim lideri kefenli görmeyen bir toplum inandığı değerleri uğruna öyle durduk yerde arka arkaya canını verip durmaz. Fedailiği görmüş ve ben de yapabilirim'e, yapmalıyım, ne duruyorum'a geçmiştir. Ancak kendisinden vazgeçen bir kahraman, vazgeçmeyi öğretebilir.   

Yüceltme formunda ilginç olan şey; kahraman sivriltilirken, akabinde bireysel sorumluluklara muafiyet getirilmesidir. Nasılsa artık bir kurtaran vardır. Tersine: ”Üstte olanın canı çıksın! durumu... Kazanımlar şahsi menfaatlere hasredilir. Oh! Devletin malı derya olmaya durdu duracaktır. Toplumsal konular yan gelip yatılarak geçiştirilir ve bir şekilde duyurabileceği herhangi bir kanaldan alkış ve övgülerin kesintisiz akışı sağlanır. “Kahramana laf söyleyenin!...”, diye başlar cümleler. Uzaktan korumacılığa soyunulur. Sevgisi(!)  o denli şiddetlidir ki; durduk yerde şiddet göstermesi meşrulaşır. Müthiş savunucudur. Böyle durumlar başkanın köle gibi çalışıp, başkanlık yaptığı, kralcının ise sadece gevezeliğin kralını yaptığı durumlardır. İş bu noktadan sonra kahraman nüfusa geçirilir, şahsi kimlikle özdeşleştirilir. Kendisine eleştiri kahramana eleştiri sayılır. Devlet de onundur, denizi de. Vesaire vesaire. 

Kahramanını bu kadar abartan var mıdır? Bilmiyorum. Abartıldığı takdirde nerelere varılabileceği üzerine ileri kalem oynattık. “Görmemişin bir kahramanı olmuş” uyarlamasındaki olumsuz öngörülerimin yanı sıra,  -rayına oturtulması arzusuyla- kahramanlaştırmayı bir parça mazur görmek gerektiğine de inanıyorum. 

Kahramanlar bir toplumun miladıdır. Unutmayalım; kahramanı olan bir toplumun kişi başına düşen milli sorumluluk eskisi gibi olmayacaktır. Ganimet derdinde olmayan bilir. Kahraman öncesinde yaşanan hayat; sahipsizlik, yapayalnız bir yolculuk gibi seyrederken, şimdi artık, güçlerin birleştirileceği ve herkesin insanlığını seferber edeceği bir zamandır. Herkes kendiyle yenişebilen pehlivanlar olarak kahramanlık ailesine katılabilmelidir.  Yaşı başı tutan herkes kahramanlığa yazılabilmelidir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.