20 Nisan 2017 Perşembe 10:42
Bütün insanlar için en güzel örnek: Hz. Muhammed

HAZIRLAYAN:

SABRİ GÜLTEKİN

halilsivasi@yahoo.com 

Peygamber Efendimizin dünyaya teşrifleri münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından her sene farklı temalarla gerçekleştirilen Kutlu Doğum Haftası, bu yıl 14 -20 Nisan tarihleri arasında “Hz. Peygamber ve Güven Toplumu” temasıyla kutlanıyor. Efendimizin 1446. kutlu doğum yıldönümü münasebetiyle dünyanın birçok bölgesinde konferans ve Kur'an-ı Kerim ziyafetleri gönülleri mest ediyor.

 

PEYGAMBER Efendimiz(sav) Milâdi 571 yılı Nisan'ın 20'sine rastlayan Rebiu'l-Evvel ayının 12'nci Pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke'de dünyaya geldi. Babası Abdullah, annesi Âmine'dir. Babası Abdullah onun doğumundan iki ay kadar önce vefat etmiş bu mutlu güne erişememişti. Dedesi Abdülmuttalip torununa Muhammed adını vermişti. Ataları arasında böyle bir ad yoktu. Bunu duyanlar Abdülmuttalip'e bu adı niçin koyduğunu sordular. Abdülmuttalip şu cevabı verdi, “Umarım ki, onu gökte Hak, yerde halk övecektir”. Tarihçiler, Peygamberimizin doğduğu gece dünyada olağanüstü bazı olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran'da hükümdar Kisra'nın sarayından 14 sütun yıkılmış, Sava gölü kurumuş, bin yıldan beri yanan Mecûsilerin ateşi sönmüştü. Bu olaylar, ilerde İran saltanatının yıkılacağına, Bizans İmparatorluğunun çökeceğine ve putperestliğin ortadan kalkacağına işaret idi ve öyle de oldu. (Şiblî, İslâm Tarihi, Asrı Saadet, c. 1, s. 188.) Peygamberimizin hem çocukluğu ve hem de gençliği hiç kimsede görülmeyen bir güzellik içerisinde geçti. Herkes O'na “Güvenilir Muhammed” diyordu.

Bir gün ashab-ı kiram Peygamberimizden hayatının ilk günlerini anlatmasını istemişler, O da şu sözleri söylemişti: “Ben, atam Hz. İbrahim'in duası, kardeşim Hz. İsa'nın müjdesi, annem Âmine'nin rüyâsıyım, annem bana hamile olduğu sırada bir rüya görmüştü. İçinden bir nûr çıkmış ve bu nûr Suriye'deki sarayları aydınlatmıştı.” (Şibli, İslâm Tarihi, Asrı Saadet, c. 2, s. 1643, Şevval, 1330) Evet, işte bu gecenin sabahında Hz. İbrahim'in duasına ve Hz. İsa'nın müjdesine mazhar olan bu son Peygamber, bir güneş gibi doğdu. Bu gecenin sabahı gerçekten feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Hz. Adem'le başlayan tevhid inancı yeniden canlanmış, cehalet ve sapık inançlarla kararan ruhlar, bu doğuşla aydınlığa kavuşmuştu. Gerçekten insanlar Peygamberimizden önce her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve zulüm, gönülleri karartmış, Allah'a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına hiçbir şey kalmamıştı. Sosyal hayat bozulmuş, ahlâk bağları tamamen çözülmüştü. Hak, kuvvete boyun eğmiş, merhamet ve şefkat kalplerden silinmişti.

Nihayet 40 yaşına geldi. İçerisinde bulunduğu toplumdan çok rahatsızdı. Ne yapmalı idi ki bu toplumu içerisine düştüğü bunalımdan kurtarmalıydı. Hep bunu düşünüyordu. Allah'a ibadet etmek için de zaman zaman Mekke yakınında bulunan Hira Dağı'ndaki mağaraya çekiliyor, günlerce burada kalıyordu. Milâdi 610 yılının Ramazan ayında Hira'da bulunduğu sırada kendisine Cebrail aleyhisselâm adındaki melek geldi. Peygamberimize Peygamber olduğu Cebrail adındaki melek tarafından tebliğ edilmiş ve ilk ayetler de vahyedilmiş oldu.

Peygamberimiz yalnız insanlara değil, alemlere rahmet olarak gönderildi. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: “Ey Muhammed, biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya, 107) Evet, Peygamberimiz sadece insanlar için değil, alemler için bir rahmettir. Peygamberimiz bütün insanlara hatta canlılara şefkat ve merhamet gösterir, bu konuda insanlar arasında ayırım yapmazdı. Müslüman olsun-olmasın; kadın-erkek, büyük-küçük, zengin-fakir, köle-efendi herkese merhamet ederdi. Peygamberimiz anılırken akla ilk gelen, onun, Kur'an-ı Kerim'le övülmüş olan yüksek ahlâkıdır. Onu Allah Teâlâ terbiye ettiği için bir insanda bulunması düşünülebilen güzel huy ve davranışların daha mükemmeli onda toplanmıştı. Ahlâkının güzelliğine ve her yönü ile güvenilir olduğuna düşmanları bile hayrandı.

Peygamberimiz, davranışları ve üstün kişiliği ile en güzel örnektir. Kur'an-ı Kerim'de bu husus şöyle bahsetmektedir: “And olsun ki, Allah'ın Resûlü, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnektir.”(Ahzap, 21) Peygamberimize göre ahlâk her şeydi. O, ahlâka o kadar önem verirdi ki, dinin ne olduğunu soranlara, dinin güzel ahlâktan ibaret olduğunu söylerdi. Hatta ahlâkı güzel olmayanın; konuştuğu zaman yalan söyleyenin, söz verdiği zaman sözünde durmayanın, emanete hıyanet edenin (diğer dinî vecibelerini yerine getirmiş olsa bile) olgun mümin olamayacağını söylerdi. O'nun hayatını inceleyenler, O'nun ne yüksek bir ahlâka sahip olduğunu göreceklerdir. 0, kim olursa olsun, herkese iyi muamele eder, kimseyi incitmez, ayıplamaz ve kırmazdı.

Peygamberimizin yüksek ahlâkını böyle bir çırpıda anlatmak mümkün değildir. Peygamberimizin doğumunu anarken ne yapacağız? Bazı yerlerde olduğu gibi kaside ve ilâhiler söyleyip kandil simitleri dağıtmakla mı yetineceğiz? Elbette bunlar da güzel âdetlerdir. Ancak onun doğumunu anmak bu değildir. Onu anmaktan asıl gaye, onun cihanşûmül olan nübüvvet ve risaletini, yüksek ahlâkını anmak ve sünnetine uyma azmini tazelemektir. Allah Teala'nın sevgisine ve mağfiretine mazhar olmanın tek yolu, O'nun sevgili Peygamberinin sünnetine uymaktır.

*** 

O GECE

Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,

Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!

Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;

Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!

Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî'î:

Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;

Bir kere de, ma'mure-i dünyâ, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin

Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum,

Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!

Âlemlere, rahmetti, evet, Şer'-i mübîni,

Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;

Medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi.

Medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet...

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

(MEHMED ÂKİF ERSOY)

 

LÜGATÇE: Fevza: Kargaşalık.  Afak: Kainat ve içindeki hadiselere aid. Nefsin haricindeki aleme dair.  Nefha: Güzel koku. Zeval: Yok olma, yok edilme. Mübin: İyiyi ve kötüyü ayıran. Şehbal: Kuş kanadının en uzun tüyü. Medyun: Borçlu. Beşeriyyet: İnsanlık. İkrar: Saklamayıp doğruca söyleme, açıkça söyleme. 

*** 

Çağlayan olsak; Sana, hep Sana aksak…

Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun” sadaları eşliğinde ve Sensizliğin girdabında perişanız Yâ Resûlullah.

Şeytanın askerleri Senin araladığın rahmet perdesini yırtıp atmak istiyorlar; nûrundan, kokundan, öğrettiklerinden bizleri mahrum etmek için.

Ebu Leheb, Ebu Cehil, Haris bin Tulatıla, Huveyris bin Nukazi, Ümmi Sa'd ve Erneb'ler türedi yine; Seni bizden almak için.

Oysa bilmezler mi ki, biz Seni kalbimiz bildik Yâ Resûlullah. Seni hiç görmedik amma, Hazreti Sıddık-ı Ebu Bekir gibi hiç şüphesiz Resûllüğüne iman ettik. Ve hicret aleminde yılanlar sokarken bizi, gözlerimizden akan yaşlarla “Anam-babam Sana feda olsun Yâ Resûlullah” dedik.

Hayalini kurduk rüyâlarda ve asırlarca uzaklıkta. Bir tebessümüne hasret kaldık, yüreğimizin seraplarında; yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça yaklaşan ve yakan. Âh yolunu bulup muhabbet menbaından gönlüne bir akabilsek; hep aşkınla oturup, aşkınla kalkabilsek Yâ Habibullah.

İçimize bir kor düştü de, yine Seni pervasızca incitenleri hatırladık. Hatırladıkça da “babasının annesi” dediğin Fâtımatü'z-Zehrâ gibi hüngür hüngür ağlamaktan kendimizi alamadık Yâ Resûlullah.

Amcan Ebu Talib ölünce himayesiz kaldın diye pervasızca saldırıyorlardı müşrikler. Nasipsizler bilmiyorlar mıydı; Seni himaye edeni, Seni alemlere rahmet kılanı. Başına pislik saçıyorlardı, başları başına feda olasıca başlar. Nasıl da zevk alıyorlardı, yaptıkları çirkinliklerden.

Ve Sen, “Amcam ne çabuk hissettirdin yokluğunu” diyerek “hüzün” gözyaşlarını dökmeye başlayınca, Mekke sokaklarından Sana doğru koşarak gelen “velilerin anası” Fâtımatü'z-Zehrâ'yı görüyordun. Yüzünü, gözünü siliyordu biricik kızın, gözyaşları arasında. O'na, “Ağlama kızım...” deyişini tekrar tekrar hatırlıyor, “Canımız, anamız-babamız Sana feda olsun” diyoruz Yâ Resûlullah.

Kalbimiz bir tutsak güvercin gibi titriyor kafesinde. Her kanat çırpışımızda; bulutlar yağmura, katreler ummana, tutkular mecnunluğa, zindanlar aydınlığa dönüşüyor Sende. Kölelik ruhundan arındırıp, nûrunun şûlesinde özgürlüğe pervazlandır bizleri Yâ Habibullah.

Torunun Hz. Hüseyin dünyaya geldiğinde, kızının yanına gidip; “Hüseyinimi bana getir” demiştin. Ve o kucağına verildiğinde, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuduktan sonra ağlamaya başlamıştın. Neden ağladığın sorulduğunda ise, “Cebrail(as) yanıma gelerek Hz. Hüseyin(ra)'in ümmetim tarafından öldürüleceğini haber verdi...” buyurmuştun. Seni ağlatan, Hz. Hüseyin'i şehit eden Yezidler şimdi İslâm beldelerinde oluk oluk ümmetinin kanını akıtıyor Yâ Resûlullah.

Hicap perdesi parçalandı, mazlumlar üryan düştü. Güller sarardı birer birer, bülbüle hüsran düştü. Kırıldı adaletin kalemi, hakime zindan düştü. Sensizlik ikliminde bozulan dengeye ziyan düştü Yâ Resûlullah.

Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke Peygamberi görseydik de ne malımız, ne evladımız olsaydı diyecekler” diye işaret ettiğin ümmetin, Seni görüyormuşcasına Hz. Hatice, Hz. Sıddık-ı Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Bilal gibi Sana iman etti Yâ Resûlullah.

Biat ettik, itaat ettik, kapına diz çöktük; “Canımız, anamız-babamız Sana feda olsun Yâ Resûlullah.”

Çağlayan olsak, Sana, hep Sana aksak. Çöl sıcağında ayağına tûrab olsak. Bir yetim çocuk gibi başımızı okşadığında, muhabbet ateşinde doya doya yansak. Ve bütün üzüntüleri unutup hüngür hüngür ağlasak. Tâ ki, “ümmetime bütün perdeleri kaldırdım” muştunla biz de, “Canımız, anamız-babamız Sana feda olsun” diye bir kez daha haykırsak Yâ Resûlullah...


Son Güncelleme: 20.04.2017 10:42
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.