21 Aralık 2016 Çarşamba 14:14
Terörün Hedefi Nedir?

10 Aralık 2016 cumartesi akşamı, İstanbul Beşiktaş da meydana gelen terör saldırısı neticesinde, yüreklerimiz bir kez daha yandı. Yanmak ne kelime, ciğerlerimiz kavruldu. Otuzu polis, sekizi sivil vatandaşımız olmak üzere 38 vatandaşımızın şehit olduğu bu menfur saldırıya toplum olarak öfkelendik. Benzeri Kayseri'de yaşadık. Yüreğimiz yanıyor ve yandıkça da öfkemiz kabarıyor. Ancak haince yapılan bu tip terör olaylarında öfkemizle hareket eder duygusal davranırsak, istemesek de terörizmin hedeflediği istikamette ki değirmene su taşımış oluruz.

Acımız tabi ki çok büyük. Yine çocuklar yetim, şehit eşleri dul kaldı. Devletimiz her zaman olduğu gibi şehit ailelerimize kol kanat gerecek ve sahip çıkacaktır. Şehitlerimiz için cenabı haktan rahmet, yakınlarına ve tüm ulusumuza başsağlığı diliyoruz. Mekânları cennet olsun inşallah.  Yaralı vatandaşlarımıza da yüce rabbimizden acil şifalar diliyoruz.

Gelin bu gün Terörün; ırkı, dili, dini olmaz kısır döngüsüne girmeden, terörizmin kimliğini deşifre etmeye çalışalım. Çünkü terör örgütlerinin ortaya koyduğu illegal faaliyetler zaman içinde format bakımından değişiklik gösterse de, kimlik bunalımına düşmemişlerdir. Terörün adı, ‘vatana ihanet', soyadı ise ‘kalleşliktir.' Aslında terör örgütlerinin doğma sebepleri ve ana babası önemlidir. Günümüzde kahpece terör faaliyetinde bulunan örgütlerin ana ve babası, aslında kendini belli etmiştir. Terörün ana ve babası emperyalist devletlerdir. Terör örgütleri; emperyalist güçlerin İslam coğrafyasını sömürme arzusuyla hareketleri neticesinde ortaya çıkmışlardır. Emperyalist devletlerin, illegal örgütlerle olan birlikteliği terörizmi doğurmuştur. Bu açıdan terörizm hiçbir zaman kimlik bunalımına girmemiştir. Bundan sonra da girmeyecektir.

Terörün Hedefi Birik ve Beraberliğimiz…

Hem Beşiktaş'ta hem de Kayseri'deki terör saldırılarının failleri, PKK'dır. Ancak bu kahpece yapılan saldırıyı kim ve ya kimlerin gerçekleştirdiği çok da önemli değildir. Zira PKK, DEAŞ PYD ve diğer terör örgütlerinin hepsi, emperyalist güçlerin piyonu ve maşasıdır. O bakımdan tetiği çeken katil isimlerinin ve mensubu bulundukları terör örgütlerinin çok da önemi yoktur. Burada önemli olan husus ülkemizin birlik ve beraberliğine kasteden hainlerin iplerinin kimlerin elinde olduğudur. Beşiktaş terör saldırısının perde arkasına bakmaya çalıştığımızda, son bir ay içinde yaşanan sosyal ve siyasal olayları hatırlamamız yeterli olacaktır.

Gezi olaylarıyla başlayan süreç, bölgemizde siyasi ve ekonomik açıdan kendini göstermeye başlayan ülkemizin önüne set çekmek adına yapılan manipülatif birçok olaylar zinciriyle devam etmiştir. Son bir ay içinde TL karşısında doların aşırı yükselişi, özellikle ülkemiz üzerinde oynanan oyunun bir parçasıdır. Diğer taraftan devlet kurumları başta olmak üzere birçok firma ve şirketin TL üzerinden ticaretini devam ettireceğini açıklaması, dünyada tek karşılıksız para olan doların karizmasını epeyce çizmiştir. Oysa dolar gibi sanal bir para üzerinden insanların alın terini sömüren lobilerin, bu kararlar işine gelmemiştir.

Son yıllarda, Avrupa ülkelerinin yaşadıkları ekonomik krizlere inat, eski ipek yolunu tekrardan canlandıracak olan Yavuz sultan selim köprüsü, Avrupa'nın en büyük hava limanının inşasının İstanbul'da devam etmesi, düzenini sömürü üzerine kurmuş olan Avrupa'nın hiç işine gelmemiştir. Yıllarca Afrika kıtasını ve Ortadoğu da bulunan enerji kaynaklarını sömüren bu ülkeler, Türkiye'de ki büyük yatırımlardan rahatsız olmuşlardır.

Ülkemizde İç Savaş Çıkarılmak İsteniyor

Diğer taraftan olayın meydana geldiği akşam, anayasamızda köklü değişiklikler öngören teklifin TBMM sunulması, sosyal ve ekonomik yönden tükenmiş durumda olan emperyalist güçler için hayal kırıklığına neden olmuştur. Zira artık bölgesinde güçlenen ve söz sahibi olan bir Türkiye vardır. Beşiktaş da meydana gelen bombalı terör saldırısı neticesinde, Türkiye'de iç savaş varmış havası yaratılmak istenmiş, bütün dünyaya bu mecra üzerinden subliminal mesajlar iletilmiştir. Bu mesajların amacı ise, Türkiye de güven ortamı olmadığını insanlara pompalayarak, ekonomik ve sosyal açıdan ülkemizi yıpratmaktır.    

Şurası bir gerçek ki, şu anda dünya yeniden şekillenmektedir. Irak'a yapılan körfez çıkarmaları, Suriye'de beş yıldan beri devam eden iç savaş, bizim otuz yıldan beri uğraştığımız PKK terörü olmak üzere, bölgemizde meydana gelen her olay birbiriyle bağlantılı ve ilintilidir. Ortadoğu'da meydana gelen olaylarla, ülkemizde cereyan eden terör faaliyetlerini birbirinden ayrı düşünürsek, yanlış teşhiste bulunmuş oluruz. Hastalığın yanlış teşhisi ise bizi yanlış tedaviye götürür.

Yirminci asrın başlarında, İngiltere ve Fransa tarafından imzalanan Sykes-Picot (1916) anlaşmasıyla, Osmanlı devletini bölüp parçalayarak orta doğu coğrafyasında küçük devletler oluşturan emperyalist güçler, 2016 yılını yaşadığımız bu günlerde aynı senaryoyu tekrar oyuna koymuşlardır. Amaçları orta doğu coğrafyasında yaşayan ve çoğunluğu Müslüman olan bu ülkeleri tekrar bölerek, küçük ve zayıf minik devletler oluşturmaktır. Yaptıkları planlar neticesinde Irak ve Suriye'de başarıya ulaşan senaryo, Türkiye de de sahneye konmak istenmektedir. İste bu amaçla bir zamanlar kendi elleriyle kurdukları terör örgütlerini destekleyen emperyalist güçler, Türkiye de bu senaryolarını hayata geçirmeye uğraşmaktadırlar. Ülkemizde yaşanan terör olaylarının aslında özeti de budur.

          Ülkemizin, diğer parçaladıkları ülkeler gibi kolay lokma olmadığını emperyalist güçlerde çok iyi bilmektedir. Zira sosyolojik açıdan bakıldığında ülkemiz, köklü bir devlet geleneğine sahiptir. Bu açıdan bakıldığında ise, senaryoyu kuran ve oyunu sahneleyen emperyalistlerin, ülkemiz üzerinde ki oyunu daha sinsi bir şekilde yürütmeleri gerekmektedir. İşte o sinsi oyunun adı, ülkemizde meydana gelen terör faaliyetleridir.

Terör, Üst Aklın Maşasıdır

Terör faaliyetini gerçekleştiren gurup ve ya terör örgütlerinin adı ne olursa olsun fark etmemektedir. Netice itibariyle her terör örgütü emperyalist güçlerin piyonu ve ya maşasıdır. Hal böyle olunca da, güçlü bir devlet geleneği olan ve İslam Âleminin başı olabilecek konumda duran Türkiye, emperyalist güçler açısından büyük bir tehlikedir. Zira son yıllarda yapılan atak politikalar sayesinde güç kazanan ülkemiz; sistemini tamamen sömürü düzenine dayandıran, sosyal yapısıyla ve ekonomisiyle kan kaybeden Avrupa ülkeleri için büyük tehlike arz etmektedir. Avrupa ülkelerinin terör örgütlerine silah dâhil her türlü maddi destekte bulunmasının başka bir açıklaması ise maalesef yoktur.

          Ülkemizde hunhar saldırılar gerçekleştiren başta PKK olmak üzere terör örgütlerinin, ABD ile olan ilişkileri de göz ardı edilmemelidir. Zira daha düne kadar PKK'nın Suriye kolu olan PYD'ye yaptığı silah yardımlarını saklamaya çalışan ABD, son aylarda bu yardımlarını gizleme gereği bile duymamaktadır. Siyonist lobilerin güdümünde olan ABD yönetimi, izlediği politikaları gizlemeye çalışsa da, son yıllarda açığa düşmekte ve deşifre olmaktadır. Aslını isterseniz ABD'nin bütün dünyada izlemiş olduğu politika ‘tavşana kaç, tazıya tut' politikasıdır.

Ülkemizde meydana gelen terör olaylarının ana hatlarıyla özeti budur. Daha düne kadar bize dost görünen ama gerçekte düşmanca hareketler sergileyen ülkeler, deşifre olmuşlardır. Dünya haritasını yeniden çizmek ve kendine yeni sömürge alanları açmak isteyen emperyalizmin uşakları, Türkiye'yi terör vasıtasıyla ring dışına atmaya çalışmaktadırlar.( www.sabandogan.org )          


Son Güncelleme: 21.12.2016 14:14
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.