Kültür, sanat ve edebiyat dünyamızın toplumu aydınlatan yayın kuruluşlarımızdan birisi de Dergâh Yayınları'dır. Dergâh, bir yandan geçmişin değerlerini bugünle buluştururken öte yandan genç neslin önünü açmakta ve yeteneklere kol kanat germektedir. Dergâh dergisi de de seçkin bir mektep. Öyle bir okul ki bu ocaktan mezun olanlar şimdi yeni ‘tefekkür kaleleri' inşa ediyor.

         Önce bir gerçeği tespit ve ilân etmemiz gerekiyor. Bugün Ahmet Hamdi Tanpınar gibi bir edebiyatçımız Türkiye'de en çok okunan yazarlar arasında ise, şöhreti sınırlarımızı aşıp eserleri dünya dillerine çevriliyorsa bunda şüphesiz en büyük pay Dergâh Yayınları'nın ve elbetteki kıymetli sahibi, kurucusu Ezel Erverdi Beyefendi'nindir. 1980'lerde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okurken merhum hocamız Mehmet Kaplan'ın en çok üzerinde durduğu şair ve yazar Tanpınar'dı. 19'ncu Asır Türk Edebiyat Tarihi başucu kitabımızdı. O zamanlar Beş Şehir yazarı dar bir çevrede tanınıyor, okunuyordu. Özellikle akademik dünyada. Tabii Kaplan başta olmak üzere diğer yeni Türk edebiyatı hocalarımızın gayretiyle Ahmet Hamdi Tanpınar'ın değeri giderek anlaşıldı ve okunmaya başlandı. Dergâh ismiyle müsemma, bir kültür ocağı. Nurettin Topçu'nun, Tanpınar'ın, Mehmet Kaplan'ın, Orhan Okay'ın, Hüsrev Hatemi'nin, Mustafa Kutlu'nun, İsmail Kara'nın, Şaban Teoman Duralı'nın ve daha bir çok kıymetli münevverin toplu eserleri bu yayınevinde titizlikle hazırlanıyor, kitapevlerine, oradan da kıymet bilen okuyucuların eline ulaşıyor.

         Evde kütüphanemi tasnif ederken izini kaybettiğim bazı kitapları buldum. Onlarla karşılaşınca büyük bir mahcubiyet duydum. Zira neşredilip irfanımıza armağan edilen bu eserler gözümün önünden kayıp gitmiş ve ben bu mücevher eserler hakkında bir kaç satır da olsa yazı yazamamışım. Şükürler olsun ki, bunun telafisi mümkün. Ama arada zaman kaybı sözkonusu. Neyse ülke olarak yaşadığımız 15 Temmuz ihanetinden sonra zaten millet olarak yeni yeni toparlanıyor, kendimize geliyoruz. Şükürler olsun ki bu destanı yazanlar, elde ettikleri dev zaferle düşmanlarda şaşkınlık, dostlarda hayranlık uyandırdılar.

         Sözünü ettiğim, bendeki ‘kayıp kitap'lardan birinin ismi Hep Aynı Boşluk. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın denemelerinden, mektuplarından ve kendisiyle yapılmış röportajlardan oluşuyor. Kitabı hazırlayan Erol Gökşen. Kitaba bir sunuş yazan ve Tanpınar kitaplarının editörü olan değerli hocam Prof. Dr. İnci Enginün, eserle ilgili olarak şöyle demektedir: “Elimizdeki bu kitap Tanpınar'ın hâlâ kitaplarına girmemiş, keşfedilmeyi bekleyen yazılarının da bulunduğu son derlemedir. Erol Gökşen'in tek başına topladığı ve Edebiyat Üzerine Makaleler ile Yaşadığım Gibi'de yer almayan yazılardan oluşan bu derleme, 1930 ve 60'lı yılların aydınının faaliyetlerine ışık tutacak niteliktedir. Bu ciltte yer alan metinlerle Tanpınar'ın makaleleri  tamamlanmış olmakta mıdır? Doğrusu buna hiç ihtimal vermiyorum.”

         Erol Gökşen ise önsözde, kitabın ortaya çıkış macerasını ayrıntılı biçimde anlatıyor. Denemelerin alanı çok geniş. Tanpınar, şiirden heykele, romandan  musikiye, resimden estetiğe, destandan gazeteciliğe, zihniyetlerden medeniyetlere kadar insana dair her konu üzerinde düşünüyor, hayal kuruyor ve sonra da bunları ‘sadırdan satıra' aktarıyor. Bir çok şair ve yazar hakkında kaleme aldığı yazılar vesilesiyle çok farklı ufuklara, bambaşka iklimlere doğru yelken açıyoruz. Mektuplarında hususi hayatından ve ideallerinden bahseder Tanpınar. Anketlere verdiği cevapları dobra dobradır. Edibimiz, diğer roman, hikâye, şiir, deneme ve romanlarında olduğu gibi renkli, zengin ve ucu açık muhayyilesinin uzanabildiği yere kadar uzanıyor bu kitabında da. 518 sayfalık eserde onun muhtelif fikirlerininin ayrıntılarını, his dünyasının inceliklerini müşahade edebiliyoruz. “Bir Bakıma Tek Milli Sanat Şiirdir” başlıklı yazısında ilgi çekici tespitleri var. Bu metinden bir kaç satırı paylaşalım: “Yalnız şiirdir ki yazıldığı lisanın malıdır. O lisanda okunmak şartıyla güzelliklerine sahiptir, vardır. Çünkü şiir dilin özüdür, kokusudur, lezzetidir, musiki kabiliyetidir. Yahut bunlardan doğan hususi bir şekildir. Hepsinin birden doğurduğu hususi ve canlı şekil ki, hatta aynı dilde bile başka bir suretle tekrar edildi mi kendisi olmaktan çıkar. Çünkü mısra dediğimiz şey, denizköpüğü gibi göğün maviliği gibi, kendi hazinelerinde seyredildikçe mevcut ve güzel olan şeylerdir.”

         Tanpınar'dan Çevrilier'i de yine Erol Gökşen hazırlamış. Dergâh'tan çıkan diğer kitapları, şimdilik sadece isimleri ve müelliflerinin adlarıyla analım: Mini Mini Mektepli – Hanım Kızlara (Nabizade Nazım), Rikalda Yahut Amerika'da Vahşet Âlemi (Ahmet Mithat Efendi), Aşk-ı Memnu (Halit Ziya Uşaklıgil), Kırık Hayatlar (Halit Ziya Uşaklıgil), Devlet Felsefesi (Ayhan Bıçak), Osmanlı Gayrinizami Harp Doktrini (Yüzbaşı Ömer Fevzi Bey), Tümeller (D. M. Armstrong, Türkçesi: Egemen Seyfettin Kuşcu), Heıdegger'in Geç Dönem Felsefesi (Julian Young, Türkçesi: Elif Korkut).


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.