Barış ve huzurun reçetesi dini eğitimde

Dini kurumlara saldırılarak Türkiye'nin normalleşmesi engellenmek isteniyor

İSMAİL ZELVİ/SÖYLEŞİ

Terör, siyasi ve ekonomik baskı ile dize getirilmek istenen Türkiye'de iç ve dış mihraklar dini kurumlar üzerinden toplumu bölmeye çalışıyor.

Yılbaşı gecesi gerçekleştirilen hain Reina saldırısı, diyanet hutbesi, ayrımcılık, Cübbeli Ahmet'in satranç fetvası, İslamofobi, dini eğitim, barış anlamına gelen İslam'ı şiddet ile yanyana getirme çabalarını İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Munsapları Derneği Başkanı Halit Bekiroğlu ile konuştuk. Bekiroğlu yıllarca yasaklanan dini eğitimin, FETÖ ve DEAŞ anlayışına zemin hazırladığını, katı Kemalizm uygulaması ile toplumun tamamının elinden dini eğitim hakkını alan zihniyetin, dini eğitim yasağını sürdürebilmek ve toplumun normalleşmesinin önüne geçmek için çeşitli oyunlar oynadığını söylüyor.

-Efendim, İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER)'i tanıyabilir miyiz?

Türkiye'nin en köklü derneklerinden biri olan ÖNDER; İlim Yayma Cemiyeti'nden sonra kurulan ülkemizin en köklü derneklerinden biridir. 1951 yılında İlk İmam Hatip Lisesi açıldı. 1958 yılında da ilk mezunlarımız ÖNDER'i kurdular. Derneğimiz o günden bugüne zor şartlarda iyi şartlarda sürekli İmam Hatiplere hizmet etmeye çalışan İmam Hatiplerin kalitesini artırmaya, sayısını artırmaya çalışan, fiziki imkanlarla ilgili çalışmalar yapan önemli kuruluşlarımızdan biridir. 1,5 yıldır ÖNDER'in başkanlığını yapıyorum.

-Üye profiliniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bir çatı kuruluşu olarak çalışan ÖNDER şemsiyesi altında Türkiye genelinde 500 üye derneğimiz var. 10 binlerce mezunumuzla faaliyet gösteriyoruz.

-İmam Hatiplerin sayısı son günlerde spekülasyon konusu oldu. Kaç İmam Hatip Lisesi var?

İmam Hatiplerin sayısı 4 bin 180'i buldu. 1300'ü lise kalanı ortaokul. Zaman zaman İmam Hatiplerin sayısı ile ilgili tartışma oluyor. Sanki İmam Hatiplerin sayısı çok fazla artmış gibi değerlendiriliyor. Burada küçük bir istatistik vereyim. 28 Şubat malum İmam Hatiplere büyük bir darbe vurmuş oldu. 28 Şubattan hemen önce İmam Hatiplerin öğrencilere oranı yüzde 10 civarında idi. Şimdi şu anda İmam Hatiplerin diğer öğrencilere oranı yüzde 13'ün bile altındadır. Böyle baktığımızda büyük bir artış yok. Büyük artış 28 Şubat darbesiyle İmam hatiplerin önünü kapattılar, haksızlık oldu. O haksızlık giderildiğinde, imam hatiplerin önünde engel kalktığında sayı hızla arttığı için büyük bir artış olarak görüyorlar. Düşünebiliyormusunuz şu anda Türkiye'de 10 öğrenciden bir tanesi imam hatipli. Sanki 10 öğrenciden 9'u İmam hatipli imiş gibi algı oluşturuluyor.

TÜRKİYE'DEKİ EN İYİ DİN EĞİTİMİ MODELİ İMAM HATİPLER

Türkiye'de din eğitimi hakkında bilgi verir misiniz? Mevcut eğitim sistemi ideal eğitimi veriyor mu?

Ülkemizde din eğitimi tartışmaları Türkiye'nin batıcılık ve batılılaşma macerası ile başlıyor. Dolayısıyla din eğitimiyle ilgili ideal bir yaklaşımı henüz gerçekleştirebilmiş değil. Bunu Türkiye her şeyde normalleştikçe kendi kökleriyle, gelenekleriyle tanışmaktan kaçınmayı bıraktıkça biz din eğitimini daha ideal anlamda konuşabilmiş olacağız. Ama imam hatiplerin Türkiye'deki en iyi model olduğunu savunuyoruz. İmam Hatiplerde tek yönlü eğitim yok, hem dini, hem dünyevi ilimler öğretiliyor. Bir öğrenciye sadece dini ilimler dediğimiz fıkıh, hadis, kuran benzeri dersler verdiğinizde orda bir eksiklik söz konusu oluyor. Hayattan bi haber, dünyadan bi haber, gelişmelerden bi haber kişinin yetişme riski var. Sadece pozitif bilimler diye adlandırılan bilimleri verdiğiniz zaman bir şeyler eksik kalıyor. Bu defa köklerinden medeniyetinden, özünden bi haber bir insan yetişiyor. İmam hatipler ikisini birden verdiği için daha anlamlı yerde duruyor. Türkiye'deki mevcut eğitim sistemi içersinde en iyi model olarak önümüzde duruyor.

-Din eğitimini sadece bu işi meslek olarak yapanlar mı almalı?

Bugün Türkiye'de hangi ideolojiye, hangi mesleğe sahip olursa olsun her gencin, her  gencimizin asgari düzeyde din eğitimini alması gerektiğine inanıyoruz. İyi bir sosyolog olabilmesi için düşüncesi ne  olursa olsun, bu ülkenin kodlarını anlayabilmesi lazım. Medya mensubu da, felsefeci de, siyasetçi de, CHP ve  ataist ilkeleri benimseyen bir parti mensubu da asgari düzeyde din eğitimi alması gerekir, bu ülkenin köklerini, özünü, daha iyi bilmesi açısından. Biz imam hatiplerin bu yönüyle iyi bir din eğitimi modelini ortaya koyduğunu düşünüyoruz.

-FETÖ terör örgütünün 15 Temmuz girişiminden sonra, din eğitimi ve terör örgütleriyle bir bağlantı kurulmaya çalışılıyor.

Terör örgütlerine zemin hazırlanması sistemde yapılan yanlışlıklardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bu yanlış oluşumların FETÖ, DHKPC, PKK, DAİŞ aklınıza gelebilecek bütün uç hareketlerin, terör hareketlerinindine yanlış bakıştan kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü din o kadar fazla baskı altına alındı ki, insanlar dinlerini gizli ve saklı şekilde yaşamaya çalıştılar. Gizlilikler, saklılıklar arızalara sebebiyet verdi. İnsanlar illegale yöneldi ve dış güçlerin de etkisiyle yönlendirilerek terörize edildiler.

Ortadoğu'da mezhepler baskı altına alındı. Tek tip bir din anlayışı hakim kılınmaya çalışıldı ortaya uç örgütler ve terör grupları çıktı. DAEŞ gibi diğer grupları gibi. Sistemin sıkıntılarından dolayı FETÖ gibi yapıların çıktığını düşünüyorum. Dış güçlerin desteklemelerini kendi bağlamında anlamak lazım. Çünkü dış güç, ülkemiz gibi çok stratejik konumu olan, ülkemiz gibi coğrafyası olan ülkeleri karıştırmak, kontrol altına almak ister. Ama en temelde FETÖ'nün çıkmasının sistem olduğunu düşünüyorum. Baskıcı Kemalist sistemin buna zemin oluştururduğunu düşünüyorum.

Son yüzyılda dini eğitimin yasaklanmasının ana sebebi nedir?

Son İslam imparatorluğu çökertildikten sonra, toplumun genlerine kadar girmek istediler. İslam toplumlarını tarihlerinden kültürlerinden kopartmanın en iyi yolu din eğitimini yasaklamaktı. Suriye'de Yüzde 10 ile yüzde 90 yönetilmeye çalışıldı. Ve Esed gibi bir diktatör ortaya çıktı. Mısır'da laikçi cuntanın yıllardır topluma dayattıkları ortada. Türkiye'de de Kemalist laik sistem din eğitimi yoluyla toplumu baskı altında tutmaya çalıştı. Bu ülkede doğru bir din eğitimi verilebilse idi, FETÖ tipi örgütler zeminlerini bu derece genişletemezlerdi. İmam hatipler çok geç kaldı. 1951'e kadar birçok  yerde gizli saklı din eğitimi verildi.  Ve arızalara sebebiyet verdi. Yanlış bazı zihniyetlerin ortaya çıkmasına sebebiyet verdi. Bu tip gruplar, imam hatiplere baştan itibaren mesafeli durdular. Engellemeye çalıştılar. İmam hatipleri itham edecek, küçümseyecek bazı ifadeler kullandılar. Bunları 1970-80'li yılları yaşayanlar çok iyi biliyor. 28 Şubat'ta zaten İmam hatiplerin ortaokul bölümlerinin kapatılması, katsayı uygulaması da, FETÖ ve benzeri yapıların işine geldi. Çünkü din anlayışını, ifrat ve tefritten uzak değerlendirebilen bir çizgiye büyük bir darbe vurulmuş oldu. Bu çizgi İslamı uç değerlendirmelerden uzak bir şekilde değerlendiriyor. Yani mutedil din dediğimiz, vasat ümmet dediğimiz anlayışa göre değerlendiriyor İmam Hatip eğitim sisteminde.

Din eğitiminin şiddeti önleyen bir yönü yok mu?

İmam Hatipler hiçbir şekilde şiddet, terör ve benzeri şeyleri asla tasvip etmiyor. Bunun İslam'a uygun olmadığına baştan kabul ediyor. İslama, geleneğimize, sünnet çizgimize zarar verilince ,İmam Hatiplere zarar verilince FETÖ ve benzeri uç yapıların önü açılmış oldu. Biz bu yönüyle de imam hatiplerin çok stratejik yerde durduğuna inanıyoruz. Hem çok kıymetli anlamlı, aynı zamanda ülkemiz açısından, islam dünyası açısından çok stratejik yerde durduğuna inanıyoruz. Çünkü gençlerimize ölçülü olmayı öğreten bir model var imam hatiplerde, hem pozitif, hem dini ilimler, burada bir ölçü kazanıyor. Uç şeylerden uzak durmakta bir ölçü kazanıyor. İslamın bütün tarihi birikimine saygı duymakla sanki yepyeni bir şey izah ediyormuş gibi değil de bütün birikimin üstüne bir şeyler koyuyormuş gibi bilinç ve duygusunda oluyor. Bir de terör şiddet benzeri şeylerden mutlak anlamda uzak durdukları için bu çizgilerden zarar gelmiyor.

Diyanetin yılbaşı hutbesi tartışmalara sebep oldu. Diyanet bu hutbe ile ayrımcılık mı yapmış oldu?

Din eğitiminde olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yapısında ve çalışmalarında da çok ulumlu gelişmeler yaşanıyor.  Bizim bütün kurumlarımız gibi. Diyanetimizin de hala bazı konularda gelişmeye daha iyi olmaya ihtiyacı var. Bunların konuşulması tartışılması doğrudur. Ama genel anlamda ben diyanetin, görevlileri, hutbeleri, başkanıyla kadrolarıyla çok iyi işler yaptığını düşünüyorum. Bizim bu mutedil çizgi dediğimiz çizgi içindeler.Yılbaşı ile ilgili de aslında bizde ölçüyü kaçırma hastalığı var. Bir şeyi eleştirdiğiniz zaman sanki o hususla ilgili bir olumsuz tavır içine girmeniz gerekiyormuş gibi algılanıyor. Yani diyanetin bugün yılbaşını yılbaşı kutlamasını sorduğunuzda tereddütsüz olarak İslam'ın hükmünü söylemesi gerekir. O da bellidir. İslam'da yılbaşı kutlamaları tasvip edilmez, uygun görülmez, bu çok açık ve nettir. Diyanetin hutbelerinde bunu hatırlatması doğal bir şey olamaz.Hristiyanları diyanet dışlamıyor, Hristiyanların yılbaşı kutlamasına diyanet karşı çıkmıyor. Elbette İslam toplumunda Müslümanların  arasında Hristiyanlar kendi geleneklerinin gereğini, dinlerinin gereğini yapar bize düşen onlara saygı duymaktır. Hatta bize düşen onların emniyetini sağlamaktır. Ama terör dediğimiz şey ayrı ayrı şey. Terör yapmak istediğinizde, başka bir yerde de yapılabiliyor, bunu terör üzerinden değerlendirmek doğru değil. Bunu kendi konsepti üzerinden değerlendirmek lazım. Diyanet bu ülkenin ana damarı olan, en güçlü damarı olan İslam anlayışına göre görüşlerini açıklar, ama bu Hristiyanları, diğer grupları dışlama anlamına gelmez, şiddet uygulamak anlamına asla gelmez. Diyanetin yaklaşımı çok olumlu. Diyanet elbette demelidir ki, kutlamalar islama göre uygun değildir. Bunu bence seneye yine söylemelidir. Bu farklı bir şey diyanetin görevi budur. Ama diğer din mensuplarını, kendi dinlerinin gereğini yapması onların hakkıdır. O haklarını savunmak da bizim yükümlülüğümüzdür. Bu ikisini bir birine karıştırmamak lazım. Yılbaşı ile ilgili bir eleştiriyi getirip de bir şiddetle, terörle kesinlikle ilişkilendirmemek lazım, ya da tersinden diyanet yarın öbür gün tutar da bir yıl sonra yıl başı kutlamalarına ilişkin bir şey söylemezse ya da sorulduğunda cevap vermezse, yada sorulduğunda keyfe bırakırsa, istediğiniz gibi buyrun kutlayın derse. O zaman diyanet görevini yapmamış olabilir.

Reina'ya terör saldırılarının olduğu gün bir hocaefendi, Satranç ile ilgili bir fıkhi hükmü gündeme getirdi. Bu konuda düşünceleriniz?

Ben cemaat, cemiyet, vakıf, dernek,  bu tip gönüllülüğe, fedakarlığa gayrete dayalı çalışmaların çok önemli olduğuna inananlardanım. 15 Temmuz'a rağmen, FETÖ'ye rağmen, bazı grup ve cemaatlerin aşırılıklarına rağmen bizim cemaat, cemiyet, tarikat ve benzeri oluşumları yaşatmamız gerektiğine inananlardanım. Çünkü bu gönüllülükle biz ancak, insanlarımızı bire bir daha canlı ve diri tutarız. İnsanlarımızı, daha bilinçli, şuurlu, birikimli hale getirebiliriz. Ana fikir olarak bunu söyleyeyim. Detaya inince  bazı cemaatlerdeki sorunlar, bazı kanaat önderlerindeki sorunlar, hareket ve cemaatlerin tü kaka edilmesini yanlış bulanlardanım. Özellikle, günümüzde biraz da 15 temmuz ve FETÖ'nün etkisiyle cemaatleri topa tutan bir kitle var. bir taraftan cemaatlerin öz eleştiri yapması lazım. Kendi bazı hatalarından kurtulması lazım. Ama bilinçli bir şekilde cemaatleri yıpratmaya dönük, faaliyetlere karşı da dikkatli olmak gerekir. Burda da ifrat tefritten kaçınmamız lazım. Hem özeleştirimizi yapacağız. Hem de cemaat, dernek, tarikatlara ne gerek var diye yaklaşmak, çok yanlış olur çok konjonktürel bir yaklaşım olur. Bazı kanaat önderlerimizin, hepsini tenzih ediyorum. Bazı kanaat önderlerimiz çok gereksiz göndermelerle  toplum karşısına çıkıyorlar. Bu yönüyle farkında olmadan islama ve Müslümana zarar veriyorlar. Yani bugün İslam dünyasının ana gündemleri belli iken, acil meseleleri belli iken gidip gereksiz bazı enstrümanlarla uğraşmak ya da toplumun birbirine düşürecek, ayrıştıracak ifadeler kullanmak, fıkhın çok çok tali meselelerini, o eski fıkıh kitaplarından çıkarıp, günümüzde sadra şifa olmayacak bir meseleyi çıkartıp onun üzerinden fetva vermeye kalkışmak, toplamda Müslümanlara ve ülkemize zarar veriyor. Özellikle bazı kanaat önderlerimize bir dernek başkanı, büyük bir camiaya hitap eden dernek başkanı olarak çağrıda bulunmak istiyorum söylediğiniz her sözün yaptığınız her işin sonuçta nereye varacağını allah rızası için düşünün diyorum.

Türkye'de din eğitimi karşıtlığı yapılırken Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımıza karşı nefret söylemi ve İslamofobi uygulanıyor? Sebebi nedir?

Ben İslam dünyası olarak  yaşadığımız bu hususların Müslümanların gelişimi ile yakından ilgisi olduğu kanaatindeyim.. Müslümanlar geliştikçe, hem İslam dünyasına, hem de insanlığa bir şeyler söyledikçe. İslam düşmanları, hassaten emperyalist güçler, Müslümanları engellemek için bir şeyler yapıyorlar. Hatırlayın, daha önce, radikal İslam, siyasi İslam gibi tasnifler vardı. 2000'li yıllara geldiğimizde ikiz kule saldırısı sonrası direk terörist diye Müslümanlar yaftalandı. Irak işgali ve orda ortaya çıkan travmalardan sonra, şiiler, sunniler diye farklı gruplara böldüler. Mezhepsel farklılıklar kaşındı. Batıda bu işin stratejistleri var, yazıyorlar çiziyorlar. Biliyoruz takip ediyoruz. Şimdi İslama karşı islam stratejisine geçtiler. Müslümanları Müslümanlarla meşgul ediyorlar. Müslümanları Müslümanlarla vuracak taktiklere geçtiler. Maalesef İslam dünyasında ırklar üzerinden, mezhepler üzerinden, grupçuluk, hizipçilik üzerinden acı olaylar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Aynen bu şekilde Avrupa'da yaşayan Müslümanlara yönelik de farklı bir hamle yaptılar. Ayrı bir taktik uyguladılar. İslamofobya dediler. Ordaki Müslümanları, daha belirgin bir şekilde sindirecek, onlardan kararlı duranları sınırdışı edecek. Bir kısmını zihniyet ve anlayışını değiştirecek, onları entegre etme adı altında onları asimile edecek uygulamalara girdiler. Bunu da islamofobya stratejisi uyguladılar. Bunu yaparken de batıda Müslümanların değerlerini zedeleyecek şekilde hamleler yaptılar. Camii üzerinden, başörtüsü, sakal, tesettür anlayışları üzerinden. Müslümanları ezecek, rahatsız edecek, belki de kurucu irade refleksinden çıkartıp, savunmacı ve pes edecek bir anlayışa doğru sürüklemeye çalıştılar. İslamofobya meselesi burdan çıktı.UHİM'in çok güzel bir raporu yayınlandı,. Orada bir bütün olarak islam algısı üzerinde ne gibi manüpilasyonlar yapıldığını çalıştılar. Bu yönüyle bakıldığında, sivil toplum üzerinden bir algı oluşturuluyor, kutsal mekanlar üzerinden bir algı oluşturuluyor. Ben Reina'daki patlamanın bir kısım insanların eğlence mekanlarıyla din sembolü üzerinden bir karşıtlık oluşturma çabası hemen meseleyi oraya kaydırdılar. Ülkedeki başka patlamalara aynı hassasiyeti göstermediler. Burda ikircikli bir tutum söz konusu. Biz Önder olarak hemen açıklamamızı yaptık. Terörü kınadığımızı hemen ifade ettik. Burda bir ayrımı kesinlikle doğru bulmuyoruz. Ama bu İslamofobi anlayışıyla, dindar olan kişiyi toplumdan dışlama çabasına giriyorlar.

Aynı baskılar halkı Müslüman olan ülkelerde de uygulanmıyor mu?

Bunu biz şöyle ifade ediyoruz. Azınlığın çoğunluğa hakimiyeti, uzun süre yüzde yüzlere varan Müslümanlar baskı altında tutulmak isteniyor. Müslümanlık yıllarca ifade edilemez hale geldi. Tam anlamıyla azınlığın çoğunluğa tehakkümü yaşanıyor. Bu tür uygulamalar birçok islam ülkesinde gerçekleşti. Örneğin Esed'insuriyedekitehakkümü de böyle bir şey. Azınlığın çoğunluğa tehakkümü niteliğinde idi. Birçok İslam ülkesinde son yüzyılda bunlar yaşandı. Şimdi yeni bir durumla karşı karşıyayız. Aslında normalleşme yaşanırken toplum olarak bir hataya düşmememiz lazım. Türkiye'de çoğunluk kendi doğal mecrasını bulmuşken, kendi Müslümanlık dindarlığını ifade etmek imkanı bulmuşken, birileini ötekileştirmemek gerektiğini düşünüyorum. Birilerinin yaşam tarzını belli bir ölçü içersinde yine devlet tarafından, ve toplum tarafından garanti altına alınması kanaatindeyim. Tersine onlara yönelik bir tehakkümün olmaması gerektiğini düşünüyorum.15 Temmuzda aslında biz güzel bir mukavemet yakaladık.. Farklı kesimlerdeki insanlar bir araya geldiler ve biz darbeye karşıyız, biz bu yaklaşıma karşıyız demiş oldular. Bunun mutabakata dönüştürmemiz lazım. Bu mukavemeti, direnişi,  ortak direnişi mutabakata dönüştürmek lazım. Onun yolu yordamı, var. uzmanlar, fıkıhçılar, sosyologlar siyasetçiler, STK'lar diyaneti ilgili mekanizmalar oturacaklar, bunun nasıl olacağını konuşup tartışıp ortak yolu bulacaklar. Ana hatlarıyla ben bu konuda zaten bir birikime sahip olduğunu düşünüyorum  bu konuda.

 

Din eğitimin dünya barışına katkısı nasıl olur?

 

Din eğitimi, ülkemizde sağlıklı bir şekilde verilmiş olsaydı, önü açık olsaydı, maalesef devlet tarafından engellenmemiş olsaydı, bugün çok daha sağlıklı bir toplum yapısı ortaya çıkacaktı. Çok yakın bir zamanda 28 Şubatta din eğitiminin önü kesildi. Kontrol altına almak adı altında  din eğitimi engellendi. Bu tür arızaların  ortaya çıkmasının en temel sebebi, din eğitimine bakıştır. Tekrar ifade ediyorum. Kim hangi ideolojiye sahip olursa olsun, kim hangi dine mensup olursa olsun, hangi düşünceye sahip olursa olsun bu ülkede yaşayan ana omurga olan İslam din eğitimini almalı asgari düzeyde. Bugün bu ülkede yaşayan Hristiyan bir sosyolog islam din eğitimini bilmezse  yapacağısosyolojik araştırmaların ben saçma sapan bir şey olacağını düşünüyorum. Bir mimar din eğitimini almazsa mimari anlayışını tutturmak için ciddi sorunlar yaşayacaktır. Benzeri bütün sektörler için söyleyebiliriz. Din eğitiminin gönül rahatlığı ile, hiçbir endişe duymadan özgürce verilmesi lazım ki biz sağlıklı toplum oluşturabilelim. Bu bahsettiğimiz mutabakata biz daha rahat oluşturabiliriz. Din eğitimini baskıladığınız zaman  yer altında farklı din anlayışları oraya çıkıyor. Uçlar çıkıyor. Birileri,  dışardan içerden belli odaklar bu anlayışı terörize ediyor ve ülkemiz kaybediyor. Onun için din eğitiminin herkes tarafından alınması gerektiğini düşünüyorum. Ve tam özgür bir şekilde verilmesi gerekiyor. Bundan hiçbir şekilde bir zarar gelmez. Tam aksine çok daha sağlıklı bir toplum yapısı ortaya çıkacaktır.

İslam ile şiddeti ısrarla bir arada kullanmaya çalışıyorlar sebebi nedir?

Burada iki boyutlu değerlendirme yapayım, İslam ve şiddet kelimelerini bir araya getirenler emperyalist güçler ve yerli iş birlikçileri. Burda tamamen dış güçlere topu atarak bir yere varamayacağımızı da biliyorum. Ben asıl müsebbibin dış güçler olduğunu düşünüyorum. Biz tamamen sonuçlarla ilgileniyoruz, birileri sonuçlarla ilgilenmemizi istiyor. Diyelim DAEŞ terörünü konuşuyoruz. Bazen birileri bir tık üstüne çıktığında sebeplerle uğraşıyor. DAEŞ'in Irak işgali oldu, şu oldu, bu oldu sebeplerle uğraşıyor. Bizim bir tık daha ileriye gidip müsebbiple uğraşmamız lazım. Din eğitiminde bu arızaların çıkmasının sebebi, katı Kemalist uygulamalarsa aynı şekilde İslam dünyasında bu travmaların yaşanmasının müsebbibi emperyalist güçlerdir. Bu çok net. Bu cümle bizi kurtarmıyor. Dönüp kendimizle ilgili sorgulamamızı yapmamız gerekiyor. Emperyalist güçlerin yapacağı şey bu, yapacak ta, birbirimize düşürecek, oyunlar oynayacak, biz ne yapıyoruz, nerde yanlış yapıyoruz. Biz islamın ana damarına ana çizgisine buna ehli sünnet denir.  Bizim bütün o tarihi birikimimiz, geleneğimiz alimlerimiz, çizgimizi tekrar ortaya koyabilirsek, o ana çizgi  kesin bir dille şiddetten uzak durmayı adeta dayatıyor. Mesela ehli sünnet alimlerinin hemen hemen hepsi, yöneticiniz zalim olsa  bile, çok büyük haksızlık yapmış olsa bile, İslam ülkelerinden bahsediliyor. Hiçbir şekilde elinize kılıcı alamazsınız, yani şiddet için yetki yok. Geleneğimizde şiddete dair hiçbir çıkış yok. Fetva bulamazsınız. Cihad var, cihadın şartları bellidir. Cihadın uygulaması da keyfi bir uygulama değildir, kuralları, vardır, sınırları vardır, disiplini vardır..rast gele esti, gidiyim, şurayı bombalayayım, böyle bir şey zaten bizim islam geleneği bunu tasvip etmez. İşkence de görseniz eziyette görseniz. Yönetiicinize kılıç çekmeyi yasaklayan bir geleneğiniz var. çok net şekilde şunu söylemek lazım. Bizim İslam anlayışımızda hiçbir şekilde şiddetin yeri yok. Ancak iki devlet savaş yapacak, vatanınızı kurtarmak için mücadele edeceksiniz .ama Müslümanların gelişmesi, yükselişi ile birlikte, maalesef islamla şiddeti yanyana getirdiler. İçimizdeki bir kısım gafil insanlar bu oyuna geldiler. Bu algıya maalesef malzeme verdiler. Özetle böyle ifade edeyim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.