Batı dünyası uzun yıllardır İslam ülkelerini kendi bahçelerini temizlememekle itham ediyor. Bu yaklaşım bazen “aşırılık”lara karşı yeterince mücadele etmemek ve bazen de bu gruplara hoşgörü göstermek şeklinde dile getiriliyor. Aynı Batı, müslüman coğrafyalarını şekillendirme gayesiyle bu “aşırı” grupları kullanmaktan ise geri durmuyor; ancak terör kendi şehirlerine uğradığında kalabalıkları teskin eden sesler gürleşiyor.

Batı dünyasının istikrarlı biçimde İslam ve terör kelimelerini bir araya getirerek yeni “aşırılıklar” tanımlama gayreti, Trump'ın körfez ziyareti ile yeni bir noktaya evrildi. Ortadoğu'yu yakından takip eden birçok uzmanın belki hiç beklemediği şekilde, Müslüman Kardeşler'e selefleri kadar katı bakmadığı değerlendirilen yeni Suudi yönetimi bir Körfez krizini tetikledi. Suudi Arabistan'ın öncülüğünde bu eylem, Müslüman Kardeşler'i Katar'ın sırtına yükleyerek bölgede yeni bir kutuplaşmanın önünü açtı. 

Bölgede açılan bu yeni perdeyi şu cümle ile özetleyebiliriz: Güçlerin ve ittifakların yeniden yapılanma süreci başladı. Seküler çerçeveden taşan ve devlet kademelerinde seslendirilen İslami merkezli her düşünce, Batı dünyası tarafından tamamen yok edilmek istenmektedir. Bu nedenle körfez kutuplaşmasının tarihi bir fırsat olduğu düşünülüyor. Örneğin İsrail'in Körfezdeki hareketliliğe ilişkin ilk değerlendirmesi, Savunma Bakanı ağzından durumun “terörizme karşı verilen savaşta işbirliği için fırsatlar sunduğu” oldu. Açıklamada satır arasında kalan bir cümle ise dikkat çekiciydi: “Arap ülkeleri tehdidin siyonizm değil terörizm olduğunu anladı”.

İslam dünyasına dönecek olursak, son olayda, sözde İslami terörizme karşı mücadele ettiğini belirten unsurların satranç tahtasında bir görev üstlendiği ortada. Tehlike de tam olarak burada, çünkü Ortadoğu coğrafyasında işler böyle devam ettiği taktirde yeni bölünmeler kaçınılmaz olabilir; bu coğrafyada etnik ve mezhep temelli uydu devletler olasılığı göz ardı edilmemeli. Yine, aşırılıkla mücadele görüntüsünü pekiştirmek adına Arap dünyası mücadele çizgisini İslami hareketlerin tümü için genişletirse, Ortadoğu'da yeni bir siyasi sürecin oluşumuna tanıklık edeceğiz. Diğer bir deyişle, Arap Baharı'ndan kaçınan Ortadoğu yönetimleri bir “Arap Satrancı” dönemine girebilir.

Bu yeni süreç başarılı olursa yansımaları bir çok ülkede hayat bulacaktır. Bu konuda Batı için en önemli ülke İran'dır. Bir nevi 'dini sınıf' ile yönetilmekte olan İran bu süreçten önemli anlamda etkilenecek liste başı ülkedir. Trump'ın Ortadoğu gezisi süresince İran'ı sürekli hedef göstermesinden sebebi budur. Bu tezi destekler biçimde, birkaç gün önce ABD Dışişleri'nin İran hakkındaki açıklamasını hatırlatmakta fayda var: “İran konusunda politikamız, yaşanan hegemonyaya son vermek, nükleer silah kabiliyetini yok etmek, muhalifleri desteklemek ve rejim değişikliğini yumuşak şekilde gerçekleştirmek”.

Bu açıklamalar, kanaatimce, Batı emperyalizminin 17. ve 18. yüzyılda yürüttüğü “Siyasal Hristiyanlık”ı yok etme harekatının bu kez Ortadoğu'da “Siyasal İslam”ı yok etme şeklinde ortaya konduğunu gösteriyor. Bu noktada “Irak'ı silahsızlandırarak dünyayı büyük bir tehlikeden kurtaracağını ve halkı özgürleştireceğini” söyleyen Başkan Bush'un savaş ilan eden televizyon görüntülerini ve hayatını kaybeden yüzbinlerce Irak vatandaşını hatırdan çıkarmamak gerek. Yeni satranç tahtasında, yeni düşmanlar karşısında yeni “özgürleştirme projeleri” hayata geçiyor. Öncüllerinden farklı olarak bu proje, İslam devletlerinin kutuplaştırılması yoluyla bizzat kendilerine yaptırılıyor. Yeni Körfez krizi, Libya'da oğul Kaddafi'nin tahliyesi, darbeci Sisi'nin Körfez'deki geçici müttefiklerine kabul ettirmeyi başardığı sözde terörist listesi, listeye dahil edilen isimler, hepsi yeni kırılmaların işaret fişeği olarak görülebilir. Arka planda “danışıklı dövüş” olarak tanımladığım, kimi araştırmacılar tarafından İngiltere-ABD rekabeti olarak görülen gelişmeler ışığında bölge, hızla yeni bir çatışma ortamına sürüklenmektedir.

Türkiye açısından bakıldığında ise tüm bu gelişmelerin yansımalarının olacağını tahmin etmek güç değil.  ABD Dışişleri Bakanı Tillerson'un; Müslüman Kardeşler'in tamamen terörist olarak tanımlanmasının güçlükler yaratacağını işaret ederken, bunların örneğin Bahreyn ve  Türkiye'de parlamentonun bir parçası olduğunu söylemesi, Batı dünyasının bu yeni süreçte odağındaki ülkelerden birinin Türkiye olacağını ortaya koymaktadır.  


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.