Abdülhamid Türkiye'si, bugün de devam ediyor

ÖZLEM DOĞAN'ın kaleminden

Popüler tarihçiler yerine akademik tarihçilerin yaptıkları çalışmaların Abdülhamid'in farklı boyutlarda anlaşılmasında önemli katkılar sağladığını ifade eden Prof. Dr. Mehmet Hacısalihoğlu, “Dünya politikasına hâkim olan sömürgeci imparatorluklar, 1914'e kadar Afrika kıtasının sahillerinin tamamını koloni haline getirdi. Böylesi bir durumda Osmanlı hükümetinin bağımsız olması mümkün olmamıştır. Varlığını ve toprak bütünlüğünü koruyabilmek için büyük güçlerin siyasetine göre pozisyon almaya ve daha pasif bir dış politika izlemek zorunda kaldı. Böyle bir çağda Osmanlı'nın tamamen parçalanmaması ve koloni haline getirilememesi sömürgeci güçlerin rekabetinden kaynaklansa da, Abdülhamid politikasından dolayı olduğundan da söz edebiliriz” dedi.

Jöntürklerin isyanları ve savaşlar

Temmuz 1876'da Sırbistan ve Karadağ Osmanlı'ya savaş ilan etti ve bu dönemde Abdülhamid tahta geçti. Sırbistan, çoğunluğu Müslüman olan Niş bölgesini alarak bağımsız olmuştu ve Berlin anlaşması pek bir şey değiştirmedi.  Yunanistan da Kıbrıs'ı ele geçirmek için Kıbrıs'ı ilhak ettiğini açıkladı ve Osmanlı mecburen Yunanistan'a savaş açmak zorunda kaldı. Bu dönemde Jöntürkler Abdülhamid'e karşı muhalif tavırlarını durdurdular. Osmanlının edilgen bir pozisyona düşürüldüğünü düşündükleri için, savaş kararından dolayı ‘hükümeti eleştirmeyelim' diye karar aldılar. Fakat savaş sonrası yapılan müzakereler sonucunda İngiltere ve Rusya'nın talebi doğrultusunda Girit bütünüyle Osmanlı'nın elinden çıktı. Osmanlı devletine ait olan Rumeli toprakları, Avrupalı güçlerin vesayeti altına girdi. Bundan sonra Jöntürklerin asıl isyanlarını kışkırtan gelişmeler ortaya çıktı.

Bugünün çözümünü Abdülhamid Türkiye'sinde

Bu dönemde yaşanılan rahatsızlıkların izdüşümlerinin Abdülhamid döneminde aranması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Avni Özcan sözlerini şöyle sürdürdü: “O dönemlerden çıkaracağımız sonuçlar bugünün çözümlerini getirecektir. Geleneği korumak, külleri saklamaktan ziyade közü canlı tutmakla mümkündür. Osmanlı, Avrupa devletler topluluğun eşit bir üyesi oldu. Paris antlaşması şartına göre Osmanlı'ya Rusya gibi bir devletten tehdit gelirse bu devletler bir çağrı beklemeden karşı koyacaklardı. Ama Abdülhamid saltanatının başında acı bir olayla karşılaştı ve büyük devletlerin taahhütlerine güvenilmeyeceğini gördü. Devletler, dün dündür bugün bugündür bahanesiyle Osmanlı'yı Rusya'yla karşı karşıya bıraktı. Oysa Osmanlı'nın önemli güvencelerinden biri de Paris antlaşmasıydı. Bu tecrübe Abdülhamid'in dış politika uygulamalarında demoklesin kılıcı gibi aklının bir yerinde kaldı. ‘Kader anında büyük devletlerin taahhüdüne güvenmek hata olur' mantığıyla hareket etti.

Yıkılmak üzere olan devleti ayakta tuttu

Güçlü bir devletle zayıf bir devletin ittifakı gerçek şartlarda ittifak değil, himaye olur. Osmanlı ittifak değil vakalara dayalı anlaşma içinde oldu. Askeriyesi dağılmış, Balkanlardaki savaş ve 93 harbi yüzünden yıpranmış, maliyesi iflas etmiş, 1774'ten beri millet savaşmaktan bunalmış, bürokrasi perişan ve gayrimüslim tebaası ayrılmaya çalışan bir devleti ayakta tutmaya çalışan Abdülhamid diplomasiyle yönetecek olan da kendisidir.

Yüz yıllık İngiliz riyakârlığı

1880'de İstanbul'da İngiltere aleyhine yayın yapan bir gazete yayınlandı ve İngiltere Bab-ı Ali'ye ültimatom verdi. Bab-ı Ali de Londra'da sultanın aleyhine yayın yapan gazeteleri hatırlattı. İngiliz yetkililer “Biz de basın özgürlüğü var, biz İngiltere'deki gazetelere karışamayız” diye cevap verdi. Mahmut Nedim Paşa gazeteyi Said Paşa'nın çıkardığını iddia etti. İngilizler Mahmut Nedim paşaya dâhiliye vekaletine atanırken kendilerinin sansür koyduğunu, paşanın yalvarması üzerine ancak seçilebildiğini hatırlattı. Bunun üzerine Said paşaya gidip gazeteyi kimin çıkardığını sordular. Ondan da net bir cevap almayınca İngiliz Elçi Layard, hazineden bütün evrakların suretini çıkarıp paşanın önüne koydu. İşte Abdülhamid böyle bir devleti devraldı. İngiliz elçi, Osmanlı'nın hazinesine girebiliyordu.  

 

En tehlikeli devlet İngiltere

Sultan Abdülhamid, “En tehlikeli devlet İngiltere'dir demiştir. Zahirde gösterdiği bütün dostluk sergileyişlerinin amacı menfaatini temin etmek içindir. Nihai hedefi İslam dünyasında hükümperva olabilmek için hilafeti Osmanlı'nın elinden alıp kendi kontrol edebileceği bir Arap'a vermektir. Birinci Dünya Savaşı'nda cihad-ı ekber ilan edildiği zaman Abdülhamid hayıflanmıştır. Çünkü ne askeri ne de bağımsızlığı olmayan İslam dünyasında bu çağrının bir karşılığı olmadığını biliyordu.

Muhafazakâr bir reformist: Abdülhamid

Abdülhamid'in muhafazakâr bir reformist olduğunu belirten Dr. Gül Tokay, “Abdülhamid'in dış politikasını ordunun zayıflığı ve mali güçlükler belirliyor. Agresif bir politikanın zararlı olduğunu düşündüğü için güçlü devletlerden bağımsız bir politika; denge politikası izlemeye çalıştı” şeklinde konuştu.

 

Kırım Harbi bir felakettir

Maliyenin iflasının nedeninin sarayların yapımı değil,  zirai reformların geri kalması ve Kırım Savaşı olmak üzere büyük savaşlara girmiş olmasından kaynaklandığını ifade eden Prof. Dr. İlber Ortaylı,  “Kırım Harbi Rusya'yı da, Osmanlı İmparatorluğu'nu da felaketin eşiğine getirmiştir. İkinci Abdülhamid döneminde Avrupa devletleri çok fazla büyüdü. Birinci Dünya Savaşı'ndan evvel herhangi bir yerde monarşi hakkında konuşan bir adamı ya kovarlar ya da tahkir ederlerdi. Ama bu savaştan sonra durum değişti” diye konuştu.

Dirayetli bir Türk hükümdarı

Osmanlı, milliyetçiliği daha erken ve acı şekilde tadan bir imparatorluktur. Müesseseleri ve davranışı ötekilere göre çok daha mükemmeldir. Ama 1820'lerden sonra çok uluslu bir imparatorluğu idare etmek kolay değildi. İstanbul'un ancak yarısı Türk'tü.  İzmir bile Balkan savaşlarından sonra Türkleşti. Abdülhamid her şeyden evvel Türklerin dirayetli bir hükümdarıdır. Bütün Osmanlı hükümdarları gibi sokakta kavga çıkmasını istemediği açıktır. Yerine göre davranmasını bilmiştir. Hiçbir şekilde boynunu eğmemiştir. Zamanında reformlar yapılmaya devam etmiştir.

 

Bu dönem Abdülhamid Türkiye'sinin devamıdır

Prof. Dr. Metin Hülagü: Son dönem Türkiye'si ortaya çıkmışsa bu Abdülhamid Türkiye'sinin temelleri üzerine atılmış bir ülkedir. Abdülhamid'den hep aldığımızı ama bir şey vermediğimizi düşünüyorum. Abdülhamid'i eğitim konusunda sürekli anarız çünkü eğitime çok önem vermiştir. Nahiyelerden kasabalara kadar birçok eğitim kurumu açtı.

 

Ciddi bir algı operasyonu vardı

Abdülhamid döneminde ciddi bir algı operasyonu vardı. Batı'nın Abdülhamid'e bakışı olumsuzdu. Batı dünyası Abdülhamid'i hiç sevmez. Kendisi yaşayabilmek için sultanı saf dışı bırakmaya çalışmıştır. Dünyada Abdülhamid kadar aşağılanan bir insan yoktur. Abdülhamid'in onlarca kötü sıfatı vardır. Maalesef biz de bu algı operasyonun etkisinde kalmışız. Batı bizi de etkisi altına almış.

 

Sultan Abdülhamid'in torunu Orhan Osmanoğlu:

“Sultan Abdülhamid daha önce bu kadar hayırla anılmamıştır. Bu sempozyumu düzenleyenlere teşekkürlerimi sunuyorum. Torunları olarak çok mutlu olduk. Hayattayken dedemiz Sultan Abdülhamid'den nefret eden ve ondan korkanlar ve vefatının üzerinden yüz sene geçmesine rağmen ondan hala korkanlar var. Başka akla hizmet edenler Abdülhamid'in çok iyi bir padişah olduğunu biliyorlar aslında, zaten o yüzden nefret ediyorlar. Bizim Abdülhamid Han'dan alacağımız dersler ve öğreneceklerimiz var.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.